• “Burada kaç kitap var?” Diye sordum.
    “Dogrusunu söylemek gerekirse artık saymıyorum ama on sekiz bin civarı. Kendimi bildim bileli birbiri ardına kitap satın alıp duruyorum. İnşa edilen bir kütüphane, yaratılan bir hayat demektir; yığılmış kitaplar toplamı değildir asla.”
  • Aziz Nesin bu vatana borcunu ödeyebilmiş bir aydınımız, ne mutlu ona. Kitap onun hitap şekli ile 'çocuklarına' eşsiz bir miras olmuş. Borçlu olduğumuz kahramanların gerçek hikayelerini okuyacaksınız bu kitapta. İzmir ve çevresinin Yunan işgali sırasında, Kuvayı milliyecilerin yani halkın direnişinin anlatıldığı sekiz olay kaleme alınarak tarihe not düşülmüş. Öncelikle çocukların, sonra her yurttaşın okunmasında büyük fayda var.
  • İtalya'nın en büyük yazarlarından biri kabul edilmişsin.Ülkenin en saygın ödüllerinden biri kabul edilen Strega ödülüne lâyık görülmüşsün.Sonun Torino'da bir otel odasında,yirmi bir adet uyku hapıyla son buluyor.Acı.Çok acı.Okudum,uzun süre ne hissettiğimi bilmeden boşluğa baktım.Edebiyatımızın gamlı prensesi,en sevdiğim kadın yazar, Tezer Özlü'yle tanıdım bu büyük yazarı.Bildiğiniz üzere Tezer'in etkilendiği yazarlar arasında :Kafka,Italo Svevo ve Pavese var.İntiharından sekiz gün evvel bütün yazdıklarını yakmış.Bizlere vasiyetname özelliği taşıyan bu müthiş kitabı bırakmış.Giderken de bizlere haksızlık yapmak istememiş bu büyük yazar.1935-1950 yılları arasında yazdığı güncelerden oluşuyor kitap.Gözlerimin dolmasına ve kitaba canla başla sarılmama sebep olan ilk satırlar:"Kendimi yalnız bırakmamak için bütün gece ayna karşısında oturdum".Şimdi okuyup okumayacağınıza siz karar verin değerli okur.
  • Hamdım, piştim, yandım

    Bu üç cümleden ibarettir Hayat. İnsan hamdır, nefis ile mücadelesi ile başlar pişmesi, taki Allah'dan gayri herşeye Lâ diyerek başlar sanırım yanması.
    Bizim haddimiz değildir ki, Derya' yı incelemek naçizane elimizden gelenleri paylaşmak istedim...

    ~ DİLHUN ~ ,* EFLATUN* , laz cuk , inci , Alper Koç , Kitap evi , Metin Pir ( Von Kleist ) , özlem , sueda reyyan , Eylül Türk , Büşra A. ve nice dostlarıma abilerime ablalarıma etkinliğe, paylaşımlarıyla, iletileriyle okudukları kitaplarla, katkıda bulunan herkese yardımların dan dolayı çok ama çok teşekkür ederim. Sayelerinde, hayalim olan Şebi Ârus etkinliğini Allah'ın izniyle yaptık ve o kadar keyif aldım ki, gerçekten hepsine ne desem az..

    Alıntılarla size Hazreti Pir'in Mesnevî Şerif'i nasıl yazmaya başladığını, içeriğini ve günümüze kadar olan etkilerini aktarmaya çalışacağım haddim olmayarak. İçeriğini, sırlarını Anlatmaya bizim kelamımız yetmez Vesselam...


    Mesnevî Nasıl Yazıldı?       

    Mevlâna"nın ölümünden 45 yıl sonra onun ve ailesinin menkıbelerini yazmaya başlayan Ahmed Eflâkî(ö.1360), Mesnevî"nin yazılmaya başlanmasını Dergâhın Mesnevîhânı Sirâceddin"in dilinden şöyle anlatır:

    “Hüsâmeddin Çelebi, bir gece Mevlâna"ya gelerek onunla baş başa kaldığı sırada baş koyup dedi ki “Gazel divanı çoğaldı, bunların sırlarının nurları deniz ve karaların, Doğu ve Batı"nın her tarafını kapladı. Allah"a hamdolsun bütün söz söyleyenler, bu sözlerin yüceliği karşısında şaşakaldılar. Eğer Senâî"nin İlâhînâme (Hadîka) tarzında ve Mantıku"t-tayr"ın vezninde bir kitap yazılsa bu, bütün insanlar arasında bir hatıra olarak kalır; âşıkların ve dertlilerin can yoldaşı olur. Bu son derece büyük bir merhamet ve inayet olacaktır. Bu kulunuz da ister ki değerli dostların yüzlerini sizin kutlu yüzünüze çevirip başka bir şey ile meşgul olmasınlar. Artık bundan sonrası Hüdâvendigâr (Mevlâna) ın lûtuf ve inayetine kalmıştır.

    Bunun üzerine Mevlâna, hemen mübarek sarığının içinden küllî ve cüz"î bütün sırları açıklayan bir cüz çıkartıp, Çelebi Hüsâmeddin"in eline verdi. Bunda Mesnevî"nin başında bulunan on sekiz beyit yazılı idi
    ~Alıntı~

    Tüm Mesnevi İlk 18 beyittin içindedir aslında, o sırrı anlayan Mesnevi yi anlar der büyükler...


    Ne Zaman ve Kaç Yılda Yazıldı?                     

    Mevlâna nın diğer eserleri gibi Farsça söylenip yazılan VI ciltlik Mesnevî"nin I.Cildine 1259 yılında başlanıp 1263 yılında tamamlandı. II. cilde başlanmak üzere iken Hüsâmeddin Çelebi"nin eşi vefat etti ve Mesnevî"nin yazılması iki yıl kadar beklemede kaldı. Çünkü; Mesnevî, Mevlâna tarafından sabah, akşam, semâ-sohbet, otururken, ayakta demeden söyleniyor ve Hüsâmeddin Çelebi tarafından da yazılıyordu.

    Hüsâmeddin Çelebi, eşinin ölümünden iki yıl sonra tekrar Mevlâna"nın huzuruna gelerek vazifesine devam etmek istediğini belirtti. Böylece 14 Mayıs 1264 günü tekrar başlanan Mesnevî"nin kalan V cildi , hiç ara vermeden 1268 tarihinde  tamamlandı.

    ~Alıntı~

    Konuları, Kaynakları ve Amacı

    Mesnevî"nin konuları hakkında birkaç cümleyle fikir beyan etmek oldukça zordur. Çünkü Mesnevî"de hemen hemen akla gelebilecek her konuda bilgi verilmiş; Âyet, Hadis ve hikayeler yoluyla da bu bilgiler daha iyi aktarılmaya çalışılmıştır

    “Kur"ân"ın tefsiri” ve “Allah âşıklarının kitabı” olarak da nitelendirilen Mesnevî, Mevlâna"ya göre hakîkate ulaşma ve yakîn sırlarını açma hususunda din temellerinin, temellerinin temelidir.
    Bu kitap, masal diyene masaldır; fakat bu kitapta halini gören, bu kitap vasıtasıyla kendini tanıyan, anlayan da er kişidir.

    Mesnevî, Nil ırmağının suyudur; Kıptiye kan görünür, ama Musa kavmine sudur.

    Bu sözün (Mesnevî"nin) düşmanı, gözüme cehennemde tepe taklak olmuş bir halde görünüyor .

    Mevlâna Mesnevî"sini aydın gönüllü, görüş sahibi ve ciğeri yanmış âşıklar için süslenmiş bir bahçe ve lezzetli bir rızk olarak nitelendirilir...

    Mesnevî"nin nurlarla dolu sırlarını ve inceliklerini anlamak, Âyetlerin, Hadislerin ve hikayelerin tertibinden aralarındaki ilgiyi kavrayabilmek için büyük bir itikat, daimî bir aşk, tam bir doğruluk, selîm bir kalp, kıvrak bir zekâ ve anlama gücü ve bazı ilimleri bilmek gerekir ki insan onun  (Mesnevî) sırrının sırrına ulaşabilsin. Eğer doğru bir âşıksa bu özellikler olmadan da Mesnevî"yi anlama hususunda aşkı ona kılavuz olabilir ve bir menzile erişebilir.

    Mevlâna"ya göre; sûfîlerin söyledikleri, yazdıkları ve sözünü ettikleri konu ne rüya, ne de fal; Allah tarafından gönüllerine doğan vahiy (gönül vahyi, ilhamı)dir. Hal böyle olunca da Allah istemedikçe dil söze gelmez; geldiğinde de "O"nun ilham ettiklerinden başka bir şey söylemez. Bazen de kalbe doğan bu ilhamların söylenmesi yasaklanır; ya da halkın anlayabileceği, akılların alabileceği ölçü ve seviyede söylenir...


    Fakat “Söyle, bu söz ayıp olmaz. Senin sözün, gayb âlemindeki kaza ve kaderin zuhurundan başka bir şey değildir” demekte.

    Ya beni bırak, hiç söylemeyeyim; ya da izin ver, tamamıyla açıklayayım.

    Yine de ne bunu, nede onu istiyorsan ferman senin...”

    Ey doğacak çocuğun oynaması gibi bu mânâları içimde oynatıp duran Allah"ım! Madem ki bunun (Mesnevî) tamamlanmasını diliyorsun;

    Kolaylaştır, yol göster, başarı ver; ya da bu isteği, bu arzuyu gider, bizi suçlama.

    Sen olmadıkça, senin inayetin lûtfetmedikçe gece-gündüz nazım ve kafiyenin ne değeri olabilir; (Sen olmadıkça) meydana getirilen şiire kim bakar ki?

    Yukarıdaki beyitlerden de anlaşılacağı gibi Mesnevî"nin sadece kendi fikirlerinden oluşmadığını vurgulayan Mevlâna VI. cildin sonlarına doğru «Bu bahisler ancak buraya kadar söylenip, açıklanabilir; bundan sonrakilerin gizlenmesi gerekir.» (b.4620) der ve aşağıdaki beyitle eserini tamamlar:

    Gönlümden kopup gelen o söz, o taraftan gelmededir. Çünkü gönülden gönle pencere  vardır....


    Tercüme ve Şerhleri       

    Şu ana kadarki tespitlere göre Mesnevî"nin Türkçe ilk tam tercüme ve şerhleri Şem"î"nin (ö.1600"den sonra) ve Sûdî"nin (ö.1596) eserleridir.

    İlk yapılan bu tercüme ve şerhlerden sonra “Fâtihü"l-Ebyât” adlı eseriyle Hz.Şârih unvanı alan İsmail Rüsûhî Dede (Ankaravî) (ö.1631) bu konuda haklı bir şöhrete kavuşmuş; eseri günümüzde dahi Mesnevî"yi anlama hususunda en önemli kaynak olarak kabul edilmiştir. Bu değerli eser önce Mısır"da (1836) ikinci defa da İstanbul"da (1872) basılmıştır.

    16 yy"dan günümüze kadar hâlâ devam eden Türkçe tercüme ve şerhlerin en önemlileri ise aşağıda sunulmuştur :

    1-Sarı Abdullah (ö.1660), Cevâhir-i Bevâhir-i Mesnevî, I-V c. (Mesnevî"nin sadece I. cildini kapsar), İstanbul, Matbaa-yi Âmire, 1287-1288/1870-1871

    2-Bursalı İsmail Hakkı (ö.1725), Rûhu"l- Mesnevî, I-II c. (Mesnevî"nin bir bölümü), İstanbul, Matbaa-yi Âmire, 1287/1870

    3-Âbidin Paşa (ö.1908), Tercüme ve Şerh-i Mesnevi-yi Şerîf, I-VI c. (Mesnevî"nin sadece I. cildini kapsar), İstanbul, 1324/1906

    4-Ahmed Avni Konuk (ö.1938), Mesnevî Şerhi, 1937 yılında tamamlanan bu tam şerh henüz basılmamış, Mevlâna Müzesi"nde bulunmaktadır.

    5-Tâhirü"l-Mevlevî (Tahir Olgun, ö.1951), Mesnevî"nin Tercümesi ve Şerhi, Mesnevî"nin ilk IV cildini ve V. cildin bir kısmını kapsayan bu eser, F. Sezai Türkmen"in teşebbüsüyle 1963-1975 yılları arasında XIV cilt halinde neşredilmiş; daha sonra bu neşir, Şamil Yayınları tarafından tekrar yayınlanmıştır (2000). Bu eksik tercüme ve şerhin kalanı Tâhirü"l-Mevlevî"nin öğrencisi Şefik Can (d.1910) tarafından yapılarak yayınlanmıştır.

    6-Abdülbâki Gölpınarlı (ö.1982), Mesnevî ve Şerhi, I-VI c., Mesnevî"nin tamamının tercüme ve şerhini kapsayan bu eser de birkaç kez değişik yayınevleri tarafından basılmış, son olarak da Kültür Bakanlığı tarafından üç defa yayınlanmıştır. (I-VI c., Ankara, 2000, 3.Baskı)
    ~Alıntı~

    Etkileri

    Şüphesiz Mesnevî"nin ilk tesiri Mevlâna"nın oğlu Sultan Veled"e (ö.1312) olmuş ve onun ilk mesnevîsi olan İbtidânâme (Velednâme) (1291, 8760 beyit) meydana gelmiştir. Sultan Veled bu konuda, babasına her hususta çok benzediğini mesnevî usulünde de onun yolunu takip etmek istediği için bu eserini meydana getirdiğini söyler ve “Gücüm yettiğince o Hazrete benzemeye çalıştım, ama buna imkan yoktu” der.

    Mesnevî"yi ilham kaynağı alarak Türkçe mesnevîler oluşturan bazı önemli şairler ve eserlerinin te"lif tarihi de şu şekildedir:

    1-     Gülşehrî (ö.XVI yy.), Mantıku"t-tayr (Gülşen-nâme, 1317)

    2-     Âşık Paşa (ö.1333), Garîb-nâme, 1330

    3-     Şeyh Gâlib (ö.1799) Hüsn ü Aşk, 1782

    Bu eserler defalarca basılmış, günümüz diline aktarılmış ve haklarında gerek tez ve gerekse kitap olarak birçok araştırmalar yapılıp, yayınlanmıştır.
    ~Alıntı~

    Bu kadar bilgi yeterli sanırım bilgilendirmek amaçlıdır inceleme kesinlikle benim haddim değildir...
  • Bu kitabı alırken içeriği hakkında hiçbir bilgim yoktu yani gideyimde alayım dememiştim. Kitapçımda gördüm ve arka kapak yazısını okuyunca almazsam olmaz diyip aldığım bir kitap. İsmi aslında beni kandırdı içeriğini farklı bekliyordum açıkçası ters köşe oldum. Kitap sekiz bölümden oluşuyor ve bazen iki bölüm bazen de bir bölümde farklı insanların hayatları ele alınıyor. Şimdi hikayelerden kısa kısa bashetmek istiyorum genel olarak hepsi benim yüreğime dokundu. Zeynep'in hikayesi resmen beni başka diyarlara götürdü. Onun yaşadığı trajik olay ve Aysel teyzesinin ona sahip çıkması. Zeynep'i ilk okurken sonra doktor Cenk'ten okurken gözlerim şaşı olacaktı ben bambaşka şeyler kurmuştum resmen çuvalladım okurken. Ama bitişi de beni bitirdi. Yaşar'ın hikayesine geleyim. Yaşar İnci... Kan bağının gereksiz olduğunu bir kez daha gösterdi yazar bana. Sevmek için insan olmak gerekir. En sevdiğim sahneler Yaşar'a Cemal amcasının akide şekeri alması. Ve korktuğu Turgut'un öpme bölümü çok duygusaldı. Yaşar'ın oğlu Ali... Ali'de yüreğime dokunan bir karakter. Cenk ve Tuğba... Bol bol 'Ah be'ler dediğim hikayeydi onların ki. Ne güzel sevdiler. 'Damat' seni unutmayacağım. Nuray... Doğru insanlar seçmek öneylimiş dedim bol bol Nuray'ı okurken. Ali İnci ile bitti onun güzel düşünceleri. Aslında kitabım tarzı bana çok hitap etmiyor ama kurgusu itibari ile beni etkiledi. Kitaptan çıkardığım bazı sonuçlar; aile olmak, güzel dostluklar... Hayatta olabilecek hayatları anlatmış yazar. Bu kadar şey söyledikten sonra söyleyebileceğim son şey beni okurken rahatsız eden sadece 'Devrik cümleler, yanlış kelimeler bu kelimeler basım hatasında olduğunu düşünüyorum ve noktalama işaretleri keşke editör bunlara daha fazla dikkat etsetmiş çünkü okurlarü çokça rahatsız ediyor bu tarz yanlışlar,' bunun haricinde kitabı beğendim bolca gözlerimi doldurdu.
  • Kitap yorumuma başlamadan önce bu kitabı nasıl aldığımdan bahsetmek istiyorum. Korku-gerilim türünü ne kadar sevdiğimi yakın çevrem bilir. O yüzden bu türe ait bir kitap keşfettiklerinde hemen bana tavsiye ederler. Ben de bu önerileri zevkle değerlendiririm. İşte bu kitap da öyle değerlendirdiğim kitaplardan biriydi. Aldıktan sonra hemen okumak istemiştim ama kısmet bugüneymiş. Bu uzun girizgahtan sonra sadete geleyim. Kitabı gerçekten sevdim ve zevkle okudum. Ama bu kitabın türü korku-gerilim değildi. Bu türü sevmeyenler ya da bu türden korkanlar için bir açıklama yapmak istedim. Bu kitabı okuyup da korku türü kategorisine koyanlar hiç gerçek korku türü okumamış olacaklar. Bu kitap macera kategorisinde olabilir. Kitap olarak benzetmem yok ama illa bir benzetme söyleyin derseniz, bunun için aklımda bir film var. Çok eski, oyun temalı bir film var; adı Jumanji. Bu kitap bana onu hatırlattı. Yalnız altını çizeyim eski olan filmi söylüyorum. Devam niyetinde yaptıkları geçen seneki filmden bahsetmiyorum. O filmle biraz benzerlikleri var. Ama çok büyük bir farkı da hemen söyleyeyim de filmi izleyip kitabı almak isteyenler sonradan kızmasın. Jumanji daha çok fantastik bir oyun üzerine kurulu bir filmdi. Ama Erebos gerçekçi bir oyun üzerine kurulu. Yani kitabın fantastikle de alakası yok. Sanırım kitabın konusuna bile girmeden ve spoiler vermeden ancak bu kadar bahsedilebilirdi bu kitaptan. İlk çıktığı zaman -sekiz yıl önce- okumadığıma üzüldüm. O zamanlar okusaydım bu kitabı, kurgusuna daha bir hayranlık duyacağımdan eminim. O yüzden kitap biraz olsun aklınızdaysa okumak için vakit kaybetmeyin derim.
  • Pozitif Ergenlik, aile ve çocuk konusunda yazılmış kitaplardan biridir. Belki anne babalık kitaplardan öğrenilmez lâkin doğru ebeveynlik yaklaşımları için fikir sahibi olmak adına okunmalıdır. Hiçbirimiz mükemmel değiliz, değişmeye ve gelişmeye ihtiyacımız var.

    30 yıldır ergenlik gelişimini inceleyen Dr. Lerner, kitabında sekiz yıl süren ve 4000 gençten alınan veriler ışığında yaptığı araştırmalardan sonra geliştirdiği Pozitif Gençlik Gelişimi teorisini anlatıyor. Bu teori, gençlerle ilgili onların sağlıklı gelişimleri için güçlü yanlarını ve potansiyellerini vurgulama üzerine kurulu pozitif bir bakış açısı içeriyor.

    Özetle; Dr. Lerner ve arkadaşları, gençlerin başarılı bir şekilde yetişkinliğe geçişlerini sağlayacak 5 element olarak adlandırılan özellikler belirlemiş. Bunlar:
    1. Yetkinlik: Kendi kendine yetebilme.
    2. Güven: Kendi değerini bilme.
    3. Karakter: Ahlâkî iç pusula.
    4. Bağlılık: İnsanlarla pozitif ilişkiler.
    5. Şefkat: Başkaları için empati.
    Ve tüm bu özelliklerin sonucunda ortaya çıkan;
    Katkı: Etkin bir şekilde hayatta yer almaları.

    Bu 5 element adını verdikleri özelliklerin kazanımının oluşmasında sağlıklı ebeveyn yaklaşımında gençlere tanınan fırsatların üç tane olduğu görülmüş.
    1. Yetişkinlerle pozitif etkileşim içinde olmak ve bunu sürdürmek.
    2. Onlara kıymetli yaşam becerileri kazandıracak planlanmış aktivitelere katılmak.
    3. Değer verilen toplumsal aktivitelere liderlik yapmak.

    Kitapta, tüm yukarıdaki konular detaylıca anlatılmış. Nasıl pozitif iletişim kurulabileceği ve gerçek sorunlar olduğunda nasıl davranılacağı konusunda örnekler verilmiş. Bu kitaptan öğreneceğimiz sorun odaklı bakış açısından kurtulmamız gerektiği ve bir problemine göre genci etiketlememek gerektiği. Çünkü bu problem onun özelliklerinden sadece biri. Daha bir çok özellikler barındıran bir birey.

    Teknik olarak bakarsam kitap daha kısa, daha öz yazılabilirdi. Dr, ilk başlarda bu aşamalara nasıl geldiğini de anlatıyor ve bu da konuyu uzatıyor. Bir cümlede anlatılacak konu üç cümlede verilince bana uzun geliyor hadi sadede gel modunda oluyorum. Günlük yaşamımda da bu böyle maalesef.

    Bizim açımızdan bakarsak, yabancı yazarların kitaplarının dezavantajı genel özellikler barındırsa bile örneklerin bizden olmayışı. Biz Türk toplumu olarak gerçekten farklıyız ve Amerikan toplumundan verilen örneklerin bazıları bize hitap etmiyor. Halbuki bu yaklaşımı benimseyen bir Türk uzman, bize özgü örneklerle böyle bir kitap yazsa çok daha keyifli ve etkili olur.

    Sonuç olarak güzel bir kitap olsa da aile ve çocuk konusunda yerli yazarlar önceliğim olacaktır.