Geçenlerde yine A'râf sûresini okurken İblis'in kıssasına takıldım. Kulluk yolunda ayağı ilk takılanın "takılma öyküsü" benim de kafama takıldı. İnsan dışında her neye takılırsa, aslında içinde bir yere takılıyor. Bir daha gördüm bunu. Anladım.
İblis'in takıldığının da Âdem aleyhisselâm değil "kendi yanlış varlık algısı" olduğunu sezdim. Belki benim de bu kıssaya takılmamın sebebi başka bir takıntıydı. Çünkü benim de topraktan yaratıldığını düşünüp ateşimin üstünlüğünden(!) dolayı isyân ettiğim hiyerarşiler vardı. Göremediğim değerler vardı. Edemediğim secdeler vardı. Kuşatamadığım hikmetler vardı. Kovulduğum makamlar vardı. Kur'ân'da her anlatılan bir parça da kendi hikâyem olduğunu yeniden hatırladım.
Halbuki mürşidim bunu ta 20. Söz'ünde ders vermişti:
"Kur'ân-ı Hakîm'de çok hâdisât-ı cüz'iye vardır ki her birisinin arkasında bir düstûr-u küllî saklanmış ve bir kanun-u umumînin ucu olarak gösteriliyor."**
Dünya varolalıberi düşen her nesnenin yerçekimi kanunundan bir hissesi vardır. Hiçbirisi kendileri hakkında söylenmiş "düstûr-u küllî" ve "kanun-u umumî"lerin tesirinden hariçte değildir. Benim de imtihan edilen bir yaratılmış olmak hasebiyle hem Âdem aleyhisselamın hem de İblis'in yaşadıklarından almam gereken dersler var. Dönmem gereken düşüşler var. Teşhis etmem gereken hastalıklar var. Sarmam gereken yaralar var. Keşfetmem gereken kusurlarım var. Var, var, varoğlu var. Ancak Kur'ân'la ve Sünnetle böyle muhatap olmak için anlatılanların "benim hikâyem de" olduğunu sezebilmeliyim. İşte, mürşidim, 20. Söz'ünde bunu öğretiyor. Ben de, eğer iyi bir talebeysem, aldığım bu dersi her menzilde tekrar etmeliyim.
A'râf sûresinin 12. ayetinin kısa bir meâlinde deniliyor:
**"Allah buyurdu: "Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir?"