• Kur’an, ilahi bir kelam olmakla birlikte elimizdeki şekliyle bir sözden ibarettir. Onda, evrensel ilkeleri açıklayan sözlerin yanısıra, vahyedildiği dönemde cerayan eden olaylara da atıflar vardır. Bu yüzden, O’nun anlaşılması ve söz’den kastedilenin kavranabilmesi için gerekli olan yardımcı bilgilere ihtiyaç vardır. Çünkü herhangi bir sözün söylendiği zaman, mekan ve bağlamdan bağımsız olarak doğru anlaşılması mümkün değildir.
    Kur’an sözkonusu edildiğinde, ondaki sözlerin anlaşılması için ayetlerin indiriliş ortamlarını açıklayan ve sahabe döneminden bu yana kullanılagelen “Esbâb-ı Nüzûl” bilgisine ihtiyaç vardır. Esbâb-ı Nüzûl bizi ayetlerin söz olarak ortaya çıktığı zaman, mekan ve bağlam konusunda bilgilendirmekte, böylece ayetlerde kastedilen şeyleri daha doğru ve maksadına uygun tarzda anlamamıza yardımcı olmaktadır.
    Unutmayalım ki Kur’an’daki her ayetin vahiy döneminde bir indiriliş sebebi yoktur. Bu yüzden Esbâb-ı Nüzûl olarak bize nakledilen haberlerin hadis kriterlerine uygun olması gerekmektedir. İşte Beka yayınlarından çıkan eserde tam bu doğrultuda basılmıştır. Kesinlikle tavsiye ediyorum.
  • Bid’at’ın Luğati Tanımı*
    Bid’at kelimesi “b d a” kökünden gelmiş olup “eşi ve benzeri olmayan bir şeyi yapmak, icat etmek” manasına gelir. Kelime, kök manasında ve türemiş şekillerinde “yenilik, icat etmek, sonradan meydana gelmek, benzeri olmamak” gibi birbirlerine çok yakın müterâdif manalar taşımakla beraber, farklı kelime guruplarıyla değişik anlamlar kazanmıştır.[1] Bu konuda bir fikir vermek amacıyla bu türemiş şekiller ve ifade ettikleri manalardan bir kaçını hatırlatmak istiyoruz:

    (بَدْعاً الشَّيْئٍ بَدَعَ -َ ): Bir şeyi benzersiz yapmak, icad etmek

    ( بَدَعَ الْبِئْرَ): Kuyu kazmak ve açmak

    ( بَدُعَ –َ بَدَاعَةٌ وَ بَدُوعاً(:Benzeri olmamak

    (أَبْدَعَ فِي...( İşini güzel yapmak

    ( أَ بْدِعَتْ اَلْأَبْلُ ): Hastalık, yorgunluk, zayıflık gibi arızalardan dolayı deve yolda kalmak

    ( أُبْدِعَتْ حُجَّةُ فُلَانٍ ): Fulanın delili hükümsüz kaldı

    ( أَبْدَعَ الشَّاعِرُ): Şair benzersiz şiir yazdı

    ( إِبْتَدَعَ... ): Yeniden bir şey peyda etmek, bid’at çıkarmak

    ( إِسْتَبْدَعَ –َ إِسْتِبْدَاعً ): Bir şeyi eşsiz bulmak

    ( اَلْبِدْعُ ج أَبْدَاعٌ وَ بَدْعٌ): Yeni iş, olay, şecaat ve şerefte üstün

    kişi, Moda

    ( اَلْبَدِيعُ ج بَدَائِعُ ): Sonradan ihdas olunan bid’at

    Bir şeyin benzeri yokken ihdas eden, yaratan, Allah’ın el-esmâu’l-hüsnâsından biri. Mükemmel, olgun, yeni tulum, semiz kişi

    Ezherî temel anlam olarak “yeni olmak” manasını: el-Kisâî “Hayırda ve şerde sahip olunan en son nokta” olarak ifade eder. Kelimenin ( أُبْدِعَتْ الْأَبْلُ ): Deve zayıflıktan, hastalıktan veya yorgunluktan dolayı yolda kalmak” şeklindeki kullanılışında, temel mana olarak “engellemek, alıkoymak” manası da bulunmaktadır. Nitekim hadisi tarifte bu anlam aynen kullanılmıştır:

    (إِنَّ رَجُلًا أَتَـَي النَّبِىَ (ص) فَقَال يَا رَسُولَ الله إَنِّي أُبْدِعَ بِى فَاحْمَلْـنِى...“Rasûlüllah’a bir adam gelmiş ve Yâ Rasûlüllah binitimin zayıf ve bitkin düşmesi beni yoldan alıkoydu, bana bir binit temin et” demiştir.[2]

    (el-Efvah), ( تَبْدَعُ ) kelimesini kullanarak şu şiiri nakleder:

    لِكُلِّ سَاعٍ سُنَّةٌ مِمَّنْ مَضَى/تَنْمِى بِهِ فِى سَعْيـِهِ أَوْ تُبْدِعُ

    Her çalışan için kendinden önceki kimselerden bir yol vardır (Sünnet vardır). O çalışmasında ya gelişir büyür veya geri kalır.

    Ebu Said, (أُبْدِعُ ) kalıbında “batıl olmak” manasının bulunduğunu ve kullanımdaأُبْدِعَتْ حُجَّةُ فُلَانٍ) :Falanın hücceti batıl oldu) denildiğini belirtir.

    El-Asmai ise, kök kelimede “doymuş olmak, semiz olmak” manasının bulunduğunu söyler.[3]

    Görüldüğü gibi (b d a) kelimesi ve türemiş şekillerinde anlatılan manaların hepsi şu ortak manada birleşmektedir: "Mevcut durumun dışında olmak". Yeni bir şey yapmak da, bir şeyi güzel yapmak ta, şaşırtıcı bulmak da, yolcu devesinin her hangi bir arızî sebepten dolayı yolda kalması da, delilin bâtıl olması da ve bir şeyin fazla olup doymuşluk derecesine ulaşması da hep mevcut durumun dışındaki hal­lere, davranışlara ve durumlara işaret etmektedir.

    Kelimenin Kur'an-ı Kerim'de kullanılışı ise: Hadîd suresi 27. ayette "ihdas etmek, uydurmak" manasına, Ahkâf suresi 9. ayette "ilk defa olmak, benzeri olmamak" anlamında, Bakara suresi 117. ayette ve En'am suresi 101. ayette "yaratmak" manasına olmak üzere dört yerde geçmektedir. Bunlardan son ikisinde Allah'ın yaratmasından söz edilmekte, Hadîd süresindeki ayette, Ehli Kitab'ın ruhbanlık ihdas etmeleri, Ahkaf suresinde ise, Hz. Peygamber’in nübüvvetiyle ilgili olarak O'nun ilk gönderilmiş peygamber olmadığı, Allah tarafından O'ndan önce de peygamber gönderildiği anlatılmaktadır.

    Hadislerde ise kelimenin kök ve türemiş şekillerinin kullanıldığı görülmekle birlikte, daha çok menfî manası ağırlıklı olarak kullanılmıştır. Ayrıca kelime, Muhdes (sonradan meydana gelmiş) kelimesinin müterâdifi olarak kullanılmıştır.

    Bid’at kelimesiyle çok kere eş anlamlı (müteradif) olarak kullanılan muhdes kelimesi hakkında da bilgi vermek yerinde olacaktır. Çünkü bir kısım hadislerde "Hades" ve "muhdes", "muhdesât" kelimeleriyle, bid’atlar anlatılmıştır.

    Muhdes ( محدث ) kelimesi, h-d-s ( حدث )kalıbından türemiştir. Kelimenin kök manası "Araz olsun, cevher olsun, bir şeyin sonradan ortaya çıkması, daha önce olmayan bir şeyin îcâd olması" demektir.[4] Kelimenin türemiş şekilleri dikkate alınınca, "eskinin zıddı yani yeni, yaşın genç olmasından kinaye olarak ifade edilmesi, icad etmek, ortaya koymak, vakıa, haber, hadis, yeni bir durum, konuşmak, bilgi vermek”.[5] gibi birbirine çok yakın manaları olduğu görülmektedir. Ortak mânâ ise, "önceden olmayan bir şeyin ortaya çıkması, yani yeni olarak zuhur etmesidir." insan olsun hayvan olsun yaşı genç olanlar için kinaye olarak kullanılması, ömür çizgisinde daha ilk zamana, yenilik haline işaret ettiği gibi, eskinin zıddı olmak, hatta Ezherî'nin ifade ettiği şekliyle احداث الدهر felaketler ve musibet manası da, mevcut duruma göre yeni bir duruma işaret etmektedir. Daha sonra terim olarak, "sünnette bilinmeyen ve mu'tad olmayan münker bir işin ortaya çıkması" olarak anlaşılmıştır. "Muhdesâtu'l-Umur" terkibiyle: "Selefi salihinin yapmadığı şeylerden ehli hevânın (kendilerince) icad ettikleridir" şeklinde tarif edilmiştir.

    Görülüyor ki hadislerde çokça geçen "muhdes-hades" kelimeleri de ifade ettikleri mânâ itibariyle, bid’at kelimesiyle müterâdif olarak menfî manada kullanılmıştır.



    --------------------------------------------------------------------------------



    [1] İbn Manzûr, Lisânu’l Arab, 1, 229-231; İbn Düreyd, Cemhere, 245, Tehânevî, Keşşâfu Istılâhâtı’ıl-Fünûn, 1,133; Zebîdî, Tâcu’l-Arûs, xx, 309; İbn Fâris, Mekâyisu’l-Lüğa, 1,209-210, Atıyye, Izzet Ali, el-Bid’a, s.157.

    [2] Trimizi, 4 c. sy: 413 no: 2809 Ahmet, Müsnet, 4/120, 5/272

    [3] Ibn Manzur, a.g.e., göst. yeri.

    [4] Râgıb, el-Müfredât, s.222; Ibn Manzur, Lisân, 1/796-797; ez-Zebîdî, Tâcu'l-Arûs, 5/206-212

    [5] Göst. yerler.
  • İbn Mesud radıyAllahu anh diyor ki;
    “Tâbî olunuz, bidat çıkarmayınız. Bu size yeter. Her bidat sapıklıktır.” |Lalkaî, es-Sunne (1/96)
    bidattan sakınmak gerekir. Bazı bidatçiler, bidati hasene diye uydurdukları, İslam'dan olmayan bir söz etmişlerdir. Rasulullah aleyhisselatu vesselam'ın "HER BİDAT SAPIKLIKTIR" sözü, genel bir ifadedir ve güneş gibi apaçıktır. Her bidatin sapıklık olduğu noktada, "bidati hasene yani güzel bidat" diye bir bidat çıkarmak da sapıklıktır. çok güzel bir eser. tavsiye ederim
  • "Hakkı söylemeyip susan dilsiz şeytandır. Batıl sözler söyleyen ise konuşan şeytandır."

    Ebu Ali ed-Dekkak
  • Dini anlamda hassasiyeti yüksek olanlar için harika bir eser. Ayrıca kaynaklar, iktibaslar ile kalitesini belli eden nadir eserlerden biridir diyebilirim.