Yavuz Sultan Selim ile alakalı bir diğer tartışmalı mesele ise kulağına küpe takmış olmasıdır. Malumunuz Yavuz’a ait olduğu iddia edilen meşhur tabloda kulağında küpe görünmektedir. Bu doğru mudur?
Öncelikle şunu net bir şekilde belirtmek gerekirse XV ve XVI. asırlarda padişahların fiziki özelliklerini ve kıyafetlerini en açık bir biçimde ancak minyatürlerden çıkarabiliriz. Osmanlı minyatürlerinden görüldüğü kadarıyla Selim Han, kulağı küpeli bir şekilde hiçbir yerde resmedilmemiştir. Ayrıca kaynaklarda küpe taktığına dair bir ibareye de rastlanmaz.
Yalnız şunu ifade edelim ki Selim Han’ın üzerindeki kıyafeti dışında Avrupalı ressamların çizdiği portresi, neredeyse tıpa tıp kaynaklarda anlatılanlara benzemektedir.
Selim Han sakallı değildir. Bıyıkları uzun olup akıncı bıyığı gibidir. Yüzü yuvarlak ve iri kemiklidir. Minyatürlerle karşılaştırılırsa portredeki resme çok benzediği de görülecektir. Bu hususta Selim Han’ın tahta cülusunu gösteren Hünernâme’de Mehmed Bursevi Efendi minyatürüne müracaat olunabilir.
Böyle bir vaziyette Avrupalı ressamlar sadece üzerinde farklı giysi veya alametler gösterdiler diye o portre gerçek sahibinden çıkmaz. Kaldı ki bu ressamlar Selim Han’ı görerek değil Avrupalı tarihçilerin eserlerindeki anlatımlarından yola çıkarak anlama yoluyla veya minyatürlerine bakarak çizmişlerdir. Dolayısıyla giysileri ve eşyaları ile ilgili hatalar yapmaları normaldir.
Ancak Avrupalı ressamların portrelerine bakarak Selim Han’ın resmini son dönemlerde oldukça abartan ve ona hiç uymayan resimlerin bulunduğunu da belirtmek gerekmektedir. Bu konuda en eski portre (Amsterdam, 1621), Nicolaes de Clerck adında Hollandalı bir gravür sanatçısına aittir.
Bu caminin minarelerinin hem zarif olnasi hem de içinde üçer yol bulunmasının çok zor olduğu, hatta dünyadaki akıllı insanların bunu imkansız gördükleri bilinir. Bir değer sebep ise; "İslam devletinde Ayasofya'nınki gibi bir kubbe inşa edilmemişti" diyerek, mimar geçinen o günahkar kâfirlerin Müslümanlara karşı üstünlük taslamalarıydı. O büyüklükte bir kubbeyi ayakta tutmanın çok zor olduğu iddiası bu fakirin kalbine bir dert olmuştu. Söz konusu caminin (Selimiye) inşasında büyük emek harcayıp, Allah'ın yardımı ve Sultan Selim Han'ın desteğiyle gücümü ortaya koydum; bu kubbeyi Ayasofya kubbesinden altı arşın yüksek ve dört arşın daha büyük eyledim.
Selimşah, yahut daha çok yayılan adıyla Yavuz Selim'in (1512-1520) kişiliğinde Yıldırım Bayezid ve Fâtih Mehmed'in atılgan cihangirliği canlanıyordu. Son derece tehlikeli koşullar içinde tahta çıkan Selim, imparatorluğu demir bir pençe ile tutmuş bir pâdişahtı (bir aralık veziriâzam tâʻyin etmeyerek devlet işlerini bizzat yürütmüştür). Veziriâzamlarından düşmanla gizli ilişkisini öğrendiği Dukaginzâde'yi döverek yaralamış ve sonra idam ettirmiş; Hersekzâde'yi yumruklamıştır. Tumanbay'a gönderdiği mektupta, kendisinin Büyük İskender gibi "şarkın ve garbın hâkimi" olacağını yazmıştır.
Sayfa 137 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu