Bütün zamanlardan, mevsimlerden, iklimlerden habersiz, bin yıl karanlık bir hücrede kalsa da, sadece havayı koklayarak, yumuşacık ışığı gözleyerek tanıyabileceğine inandığı mevsim: sonbahar…
Yaşam sizden neyi alıyorsa, bırakın gitsin. Aktif bir teslimiyet duygusu içinde geçmişi bıraktığınızda, anda dolu dolu, canlı olmanıza izin verirsiniz. Geçmişi bırakmak demek, şu andaki rüyanızdan haz alabilmeniz demektir.
İnsan zihni, sürekli tohumların ekildiği verimli bir toprak gibidir. Tohumlar düşünceler, fikirler ve kavramlardır. Söz tohum gibidir ve insan zihni son derece verimlidir! Bir tohum, bir düşünce ekersiniz ve o büyür. Burada tek problem şudur: Genellikle bu verimli toprağa korku tohumları ekilir.
Her birimiz bir miktar bireysel güç ile doğarız. Ve bu gücü her gün biraz daha arttırabiliriz. Ne yazık ki, tüm bireysel gücümüzü önce yaptığımız anlaşmaları yaratmakla, sonra da bunlara uymaya çalışmakla tüketiriz. Sonuçta kendimizi güçsüz hissederiz. Sadece günlerimizi idare etmeye, varolmaya yetecek kadar gücümüz kalır. Anlaşmalarımızı sürdürmek için ziyan ettiğimiz gücümüz, bizi toplumsal rüya içinde tutsak kılar. Küçücük bir anlaşmayı bile değiştirme gücünü kendimizde bulamazken tüm bireysel rüyamızı nasıl değiştirebiliriz ki?