... söyle bana beni yakışıklı yapabilecek bir büyü, bir şerbet, muska falan yok mu ?
Gülerek, " O derece etkili büyü dünyada bulunamaz, efendim, dedim "
İçimden de " Gereken tek büyü sana bakan gözlerin sevda dolu olmasıdır " diyordum,
"çünkü seven gözler için sen yeter derecede yakışıklısın. "
Vücutça güçsüz, kırık dökük buluyordum kendimi. Ama en büyük yakıntım sözle anlatılmaz bir ruh perişanlığıydı. Gözlerimden durup durup sessiz yaşlar boşanmasına yol açan bir çöküntü. Yanağımdaki tuzlu damlalardan daha birini silmeden öbürü yuvarlanıyordu..
Benim inandığım ve bağlandığım dava, ilk insan ve ilk yol göstericinin, dünyayı dolduran inkara karşı özgür inanç gemisinin kaptanı olan Hz Nuh 'un ebedi kurtuluş sancağını uygarlıklar başkentine diken , Ateş imtihanından geçmiş ve kurban şifasıyla azapların zehrini eritmiş Hz İbrahim 'in toplumu yönetecek altın kuralları sütunlar gibi ufkumuzda yükselten ve onları kıyamete kadar tarihin levhası olarak belirleyen Hz Musa'nın , ölüleri dirilten, ölü gönülleri diriltici soluğun sahibi Hz İsa'nın ve nihayet en büyük insan, en büyük yol gösterici, bütün insanlığa ışık tutucu, fiziği vr fizikötesini aydınlatıcı son Peygamber Hz Muhammed (sav) 'in davasıdır.
... " Acıların zaman içinde gitgide artması gibi, hayat da bütün olarak hep daha kötüye gidiyor " diye düşünüyordu. Çok gerilerde, hayatının başlangıç dönemlerindeki aydınlık nokta gitgide kararıyor, zaman içinde artan bir hızla sürüyordu bu kararma. "Ölüme olan uzaklığın karesiyle ters orantılı bir hızla" diye düşündü ve artan bir hızla aşağı düşen bir taş imgesi yüreğine saplanır gibi oldu. Hayat gitgide artan acılar demek; artan bir hızla en dibe, en korkunç acılara doğru uçmak demekti. " İşte ben de uçuyorum..."