Puan vermedi·500 syf.··
2026 42. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 00:00
Keşke daha önce okusaydım dedim, bittiğinde. Bir de iyi ki okudum. Hâlâ okumayan varsa lütfen okuma planını yeniden yapıp bu kitabı öne alın. En kısa zamanda yazarın tüm kitaplarını okuyacağım. Köy Enstitüleri Dönemi'ni muhteşem bir aşkla anlatan, altını çize çize bitiremediğim bir kitap. Bir tarih romanı evet, kurgu bile diyebiliriz ama kitabın omurgası tam bir ülke gerçeği. 1940- 1980 yıllarının hem ciddi bir üzüntü, acı, keder, kalp kırıklığı... ile okuyup hem de acayip keyif aldığım bir kitap. Bu nasıl olur derseniz işte orası da yazarın başarısı. Kitabı söyleşiye yetişmesi için iki günde bitirdim. Söyleşi öncesi kalemi ile tanıştığım yazarı söyleşide daha yakından tanıdım ve daha da bir sevdim. 🩷 Böyle bir yazarı okumak için nasıl bu kadar geç kaldığıma üzülürken daha okumadığım kitapları olduğu için çok mutlu oldum. Kitabın konusunu anlatmak istesem Köy Enstitüleri için verilen mücadeleyi, emeği ve Köy Enstitülerine yapılan haksızlıklar ile ülkeye nasıl bir kötülük yapıldığını Sema Hanım gibi anlatabilmem mümkün değil. O yüzden haddimi bilerek yorum yapmaya çalışmayacağım. Dediğim gibi, altına çize çize bitiremedim ve bundan önce sadece alıntılarımın bir kısmı için iki ayrı reels paylaştım. Bununla beraber 3 oluyor ve artık bitiriyorum. Bana kalsa daha çok paylaşırım fakat okunacak, paylaşılacak daha çok kitap var. Daha nice güzel kitaplarda buluşmak üzere. Pişmanlığın dilde vücut bulmuş hali: KEŞKE... Keşke'nin dini, mezhebi, siyasi görüşü olmaz. Keşke, özlem ya da pişmanlık ifadesidir; acı çekenlerin, hatalarını görenlerin ortak kelimesidir. Keşke, yanlış kararlarımızın çektirdiği sancıdır, kalbi kanatan isyandır. Keşke, elden gidenlere, yitirdiklerinizi yaktığınız ağıttır. Dizlerinizi dövdüğünüzde geride kalan acıdır.
KeşkeSema Soykan · Alfa Yayınları · 20212,006 okunma
Puan vermedi·500 syf.··
2026 88. kitabı
#kübranınkitabı Merhaba kitap dostlarım Bugün sizlere kalemini çok sevdiğim yazarın yine harika bir kitabıyla geldim. Keşke, sadece bir aşk hikâyesi değil; özlemi, pişmanlığı, kayıpları, vazgeçişleri ve yarım kalmışlıkları anlatan çok etkileyici bir romandı. Okurken bazen hüzünlendim, bazen geçmişe özlem duydum, bazen de kendi “keşke”lerimi düşündüm. Yazarın kaleminde en sevdiğim şeylerden biri tarih ve duyguyu bir araya getirmesi. Bu kitapta da Köy Enstitülerinin kuruluşundan kapanışına kadar uzanan süreci okurken hem öğrendim hem de o dönemin atmosferini iliklerime kadar hissettim. Geçmişin zorluklarını, güzelliklerini ve eğitime verilen değeri okumak benim için çok etkileyiciydi. Fikret ve Sabia’nın hikâyesi ise kalbime ayrı dokundu. Çok sevip vazgeçmek zorunda kalmayı, yıllara rağmen dinmeyen duyguları okumak beni derinden etkiledi. Bazı satırlarda boğazım düğümlendi, bazı satırlarda ise karakterlerin mutlu olmasını dileyerek sayfaları çevirdim. En çok da kitabın düşündüren tarafını sevdim. Çünkü okurken sadece karakterlerin hayatına tanıklık etmiyorsunuz; kendi hayatınıza, seçimlerinize ve içinizde kalan “keşke”lere de dönüp bakıyorsunuz. Benim için hem duygusal hem de öğretici bir okuma oldu. Yazarımın kalemine bir kez daha sağlık. Her kitabında olduğu gibi bu kitapta da geçmişle bugünü, tarihi ve aşkı öyle güzel harmanlamış ki elimden bırakmak istemedim. Uzun süre etkisinden çıkamayacağım, severek okuduğum ve gönülden tavsiye edeceğim bir kitap oldu. Siz hiç yıllar geçse de unutamadığınız bir “keşke” taşıdınız mı?
KeşkeSema Soykan · Alfa Yayınları · 20212,006 okunma
Reklam
Tanıdık sokaklar, tanıdık izler…
10/10
·408 syf.··
2026 64. kitabı
Ahmet Ümit’in Bab-ı Esrar romanını okurken beni en çok etkileyen şeylerden biri, hikâyenin geçtiği mekânların bana yabancı gelmemesiydi. Roman boyunca Konya’nın sokaklarında dolaşırken, sanki ben de karakterlerle birlikte o yolları yürüyormuşum gibi hissettim. Bunun en önemli sebebi ise Konyalı olmamdı. Günlük hayatta defalarca geçtiğim ya da adını duyduğum yerlerin bir romanın atmosferine dönüşmesi, kitabı benim için daha özel bir hâle getirdi. Roman, polisiye ve tasavvuf unsurlarını bir araya getirirken merkezine Mevlânâ’yı ve onun düşünce dünyasını yerleştiriyor. Aslında kitabın bende karşılık bulmasının bir nedeni de bu oldu. Bir dönem Mesnevî’yi oldukça yoğun şekilde okumuş, Mevlevîlik üzerine araştırmalar yapmıştım. Üniversite yıllarında sema gösterilerini büyük bir ilgiyle takip ediyor, bu kültürün tarihî ve manevi yönlerini öğrenmeye çalışıyordum. Daha sonraki yıllarda bu ilgim eskisi kadar yoğun devam etmese de, romandaki birçok gönderme bana tanıdık geldi. Bu yüzden kitapta anlatılan bazı olayları ve sembolleri yalnızca bir okuyucu olarak değil, daha önce bu konularla ilgilenmiş biri olarak da değerlendirme fırsatı buldum. Romanın başkahramanı Karen Kimya Greenwood’un Konya’ya gelişiyle başlayan olaylar, zamanla yalnızca bir yangın soruşturmasının ötesine geçiyor. Geçmiş ve bugün arasında kurulan bağlantılar, Şems ile Mevlânâ’nın ilişkisine yapılan göndermeler ve tasavvufi yorumlar romanın dikkat çekici yönleri arasında yer alıyor. Özellikle tarihî olaylarla kurgu arasındaki geçişler oldukça akıcı şekilde verilmiş. Kitabın en güçlü taraflarından biri, okuyucuyu sürekli merak içinde tutabilmesi. Polisiye yönü sayesinde olayların nasıl çözüleceğini öğrenmek isterken, tasavvufi yönü de insanı düşünmeye sevk ediyor. Ancak zaman zaman tasavvufî açıklamaların ve
Bab-ı EsrarAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201842,7bin okunma
10/10
·233 syf.··
Beğendi
·
2026 143. kitabı
Bir leyleğin gözünden anlatılan bu hikâye, alışılmış anlatıların çok dışında. Gökyüzünden insanların hayatlarına bakan bir tanığın gözleriyle; aşkı, sadakati, pişmanlığı, kayıpları ve yeniden başlamanın mümkün olup olmadığını okuyoruz. Sema, Aram ve Nurullah'ın hayatları iç içe geçerken en çok dikkatimi çeken şey, masumiyetin aslında ne kadar ağır bir yük olabileceğiydi. Bazen en büyük acıları suçlular değil, sessizce taşıyanlar yaşar. Kitap bunu oldukça etkileyici bir şekilde hissettiriyor. Leyleklerin göçleriyle insanların hayatları arasında kurulan bağ ise çok anlamlıydı. Her göç, sanki yüklerden arınmak; her dönüş ise yeniden umut etmek gibiydi. Özellikle leyleklerin yaşadıkları kayıplara rağmen hayata devam etmeleri beni derinden etkiledi. Akıcı dili, farklı anlatımı ve düşündüren alt metinleriyle uzun süre aklımda kalacak bir okuma oldu. Eğer duygusal, anlamlı ve farklı bakış açıları sunan hikâyeleri seviyorsanız, bu kitaba mutlaka bir şans vermelisiniz. "Belki de dünyanın en ağır yükü, masum kalabilmektir."
Masumiyetin YüküAhmet Haşim Güler · MKB Halk Kütüphanesi Yayınevi · 202612 okunma
10/10
·316 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
Herkese merhaba Bugün size okurken hem çok etkilendiğim hem de birçok yeni şey öğrendiğim bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Daha önce Sema Soykan’ın kalemiyle tanışmış ve anlatımını sevmiştim. Adsız Roman da beklentimi karşılayan, hatta yer yer aşan bir kitap oldu. Sayfalar ilerledikçe elimden bırakmak istemedim ve büyük bir merakla, soluksuz okudum. Kitap bizi iki farklı zaman diliminde ilerleyen bir hikâyeye davet ediyor. Günümüzde Neri’nin anneannesine ait yazmaları bulmasıyla başlayan olaylar, bizi 1864 Çerkes Sürgünü ve Soykırımı’nın yaşandığı yıllara götürüyor. Janset, Jankat ve Elbruz’un hikâyesini okurken yalnızca karakterlerin yaşadıklarına değil, bir halkın acısına da tanıklık ediyoruz. Çerkes kültürüne ve geleneklerine tamamen yabancı değildim ancak bu kitap sayesinde bilmediğim pek çok şey öğrendim. Özellikle Çerkeslerin yaşam biçimleri, gelenekleri ve Xabze kültürüne dair anlatılan detaylar benim için oldukça ilgi çekiciydi. Tarihi bilgiler hikâyenin içine öyle güzel yerleştirilmişti ki okurken hiçbir noktada kopmadım. En çok etkilendiğim şeylerden biri ise anlatılanların kurgu olsa da gerçek olaylardan beslenmesi oldu. Karakterlerin yaşadığı acılar, vatanlarından koparılışları ve verdikleri mücadele uzun süre aklımdan çıkmayacak gibi. Sema Soykan yine güçlü araştırmalarını etkileyici bir kurgu ve duygusal bir anlatımla bir araya getirmeyi başarmış. Hem tarihî kurgu sevenlere hem de farklı kültürleri tanımak isteyenlere gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.
Adsız RomanSema Soykan · Alfa Yayıncılık · 2024909 okunma
Puan vermedi·496 syf.··
2026 30. kitabı
08 Haziran’da İnadına Edebiyat Klübü ile birlikte yazarını ağırladığımız Bir Kıbrıs Romanı Belki hakkında biraz konuşmak istiyorum. Öncelikle epigraflardan bahsetmek istiyorum. Yazar öyle titizlikle seçmiş ki bölümde ne olacak merakından önce alıntılar üzerine düşündürüyor. Misal 13. Bölüm epigrafı: “Dostunu, düşmanını bilemez bazen insan. Belki de tuttuğu eldir onu sırtından vurmaya hazırlanan.” Hem okunacak bölüm hakkında bilgi veriyor hem de insanı yaşantısı üzerine düşündürüyor. “Belki” anavatanın yavrusu Kıbrıs’ın romanlaştırılmış hali. Yiğit ve Sevgi ile temellenen roman Türkiye ve Kıbrıs’ı bu bağlamda ele almış. Rumlar ve Türklerin oluşturduğu Kıbrıs’ın tarihçesi derin bir araştırma sonucu okuyucuya aktarılmış. Tabii bu iki milletin nasıl birbirlerine kışkırtıldığı da anlatılmış. Fakat aynı zamanda kardeşlik bağlarını bozmadan devam edenler de unutulmamış. Sanmayın ki sadece Kıbrıs anlatılmış. Hayır! İngiltere Osmanlı Yunanistan Kudüs gibi bağlantılı birçok ülke yarar ve zararlarıyla aktarılmış. Bununla birlikte EOKA- Enosis- Kumsal Katliamı- 2. Abdulhamit yönetimi- İngiliz Yönetimi ve dahası kitap bitimi araştırılacaklar arasında yerini alıyor. Tarihe olan merakıma bilgi tohumlarını atan Sema Soykan, söyleşide de bir o kadar kıymetli fotoğraf ve videoları bizlerle paylaştı. 3 saatlik sohbet esnasında her bir okuyucusunun sorularını sıkılmadan büyük bir nezaketle cevapladı. Ve anavatanı anlattığı “Keşke” 497 sayfa iken, Kıbrıs Romanı 496 sayfa. Bunun bilinçli yapıldığını da söyle
İnadınaEdebiyat
BelkiSema Soykan · Doğan Kitap · 2025589 okunma
Reklam
Reklam