Kitapla ilgili en sevdiğim şey etiketler üzerinde durmasıydı. Bu noktayı "Atomik Alışkanlıklar" kitabı da değinmişti ve kesinlikle çok hak vermiştim. Beyin her koşulda çelişkiyi sevmediğinden dolayı kendince tutunduğu bazı kurallar veya şemalar vardır. Biz insanlar gerek çevremizde olup bitenleri gerek kendimizi algılayışımızda belli başlı öğrenmelerimizle yorumlarız. Bu yorumlamalar ise genelde kişinin karakterine atıfta bulunur ve buna "temel atıf hatası" denir. İnsanlar, çevresindeki insanları yargılarken veya bir olay hakkında bir yorumda bulunurken ilk değindiği şey kişinin karakteri olur. Birisi geç kalıyorsa eğer trafikten değil o kişinin tembelliğine atıfta bulunur. Bu atıflar, çevremizi ve kendimizi yorumlayışımızı şekillendirir. Halbuki insan; bağlama, ortama, kişiye göre değişen bir varlıktır. Bazı insanların yanında a özelliğine sahipken, bazı insanların yanında özelliğine sahibizdir. Genel olarak çok ilgi bekleyen birisi değilken, belli başlı kişilere karşı çok ilgi beklerken buluruz kendimizi. Bu, aslında kendimize olan tanışıklığımızın yanlış olmasından kaynaklanmaz, tam tersi kendimizle daha tanışık oluruz. Birçok mekan, insan ve durum bizim yeni bir yönümüzü keşfetmemize olanak sağlar. Belki de yeni keşfettiğimiz o yön hiç yoktur içimizde, sonradan gelmiştir bize ama bir şekilde yenidir. İşte bundandır insanlar sürekli sınırlarınızı aşın, kendinizi aşın diyorlar. Her keşfettiğiniz yeni yer, keşfettiğiniz yeni insan ve keşfettiğiniz yeni olaylar bizi aslında bizimle daha çok yakınlaştırıyor. Ben şahsen nedense bir an önce kendimi tanıma olayını aşıp genç yetişkinlikten çıkmış olmak istiyorum ama sanırım yaşımız kaç olursa olsun zihni yeni deneyimlere açarsak kendi içimizde değişecek yeni şeyler, yeni özellikler ve yeni varyasyonların çıkacak. Beynimin