''Bence yürek işiydi aşk! Beynin güç kazandığı, öne çıktığı yerde yüreyin işlevi geri plana düşüyor, düşünceler ve mantık baskın çıkıyordu. Beynimin yüreğimden önce hareketlenmesi, körkütük aşık olma şansı tanımıyordu bana''
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Öldürmek, Buck Jones'un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! Hayır. Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek... Ve bir gün büsbütün ölecek. "
Hikaye siyasi mülteci olarak İsveç'e giden Sami Baran'ın başından geçen trajik bir olayın arkasından yaşadığı iç hesaplaşmalar üzerinden ilerliyor. Kitap ikili anlatım ile ilerliyor. Sami hikayesini yazara anlatıyor, yazar da bunu öykü haline getiriyor. Hikaye bölümlerinin peşinde "El Yazıları" şeklinde olayı yaşayan Sami'nin anlatılan bölüm ile ilgili yazara anlatmadığı kısımlar ve içerisinde hissettiği duyguları anlattığı kısımlar var. Hikaye'de yaşanan olayı okuduktan sonra bir de aslında hissedilen gibi bir kısmı okumak sanki hikaye eksikmiş de bu şekilde tamamlandı, daha iyi özümsendi hissi veriyor.
İsveç'te başlayan hikaye, farklı ülkelerden gelen siyasi mültecilerin içerisinde bulundukları ülke, birbiri ile olan ilişkilerine de yer vererek Sami Baran ve kız arkadaşının başından geçen olayı ve sonuçlarını işliyor. Başlarından geçen trajik olaya sebebiyet veren hükümetten bir kişinin tedavi olmak için İsveç'e gelmesi ve Sami ile hastanede karşılaşmaları büyük bir iç hesaplaşma ortaya koyuyor.
Livaneli kitapları genelde su gibi gider fakat bu kitap biraz daha farklı bir kitap. İç hesaplaşma, duygu ve düşüncelerin aktarıldığı kitaplar genelde hikaye oturana kadar sıkıntılı olabiliyor. Hikayeye hakim olduktan sonra Sami ne yapacak, nasıl hareket edecek, ben olsaydım nasıl hareket ederdim gibi kitap içerisine sizi çekiyor.
Kitabı bitirdiğinizde değişik ve güzel bir deneyim yaşamış olacaksınız. Okunması gerekenlerden.