patriyarkal düzenin, toplumsal cinsiyet meselesinin, feminizmi yabancı kaynaklardan aldıktan ve inceledikten sonra karşımıza çıkan "bizden" bir yazar. alman annesine dayanarak "tante rosa"yı yazıyor ve ve bizim ayşegül'ü değil de tante rosa'yı yazması 1950 türkiyesi için tepkiyi hafifletme amacı olarak görülüyor. yazar buna rağmen özüne yabancılaşmak, batıya özenmek gibi eleştirilerle tepki alıyor.
tante gerçekten inanılmaz "norm dışı" bir kadın, insanı ürpertecek kadar. tante'den kaçasım geldi okurken ama onu okumaktan kaçmak demek, kendi karanlığımdan kaçmak demekti ve ben yüzleşmeyi seçtim. kitabın dilini gerçekten beğendim. bazı noktalarda dili de konusu da aşırı fazla absürtleşerek beni korkuttu. ne kadar absürtleşirse absürtleşsin o kadar da normalleşti.
tante'yi kesinlikle yargıladım, onu anlamaya da çalıştım. tante'nin anlaşılacak bir kadın olduğunu düşünmüyorum bir kadın olarak bile. anlaşılmazlarla yaşamayı kendine felsefe edinişindendir diye tahmin ediyorum. o bile kendini anlamıyor. kim bilir kendini dinleyip anlayacak biri onu karanlığından çekip çıkaracaktı belki de. kitaptaki rosa değil de gerçekteki rosa'lar endişelendiriyor beni. beni ben endişelendiriyorum. toplum beni... ben toplumu eleştiriyorum. ben rosa'laşıyorum, rosa benleşiyor ama hiç aynı olmuyoruz çünkü ben hiç onun kadar canıma susamış olmuyorum, çünkü ben hiç onun kadar umursamaz, saygısız ve bencil olmuyorum tüm baskı, soru ve içinden çıkılmaz yüklere rağmen.
hazır olan (hazır olmak nedir? ve hazır olmak her zaman mümkün müdür? tartışılır!), hazır olmaya yakın olan her kadının düşünerek okuması gerektiğine inanıyorum.