İranlı bir genç olan Cyrus Şems in İranda doğup annesini kaybedip babasıyla Amerikaya yerleşmesiyle başlayan olaylar silsilesini anlatıyor kitap. Kendini bulamayışı,yaşamını anlamlandıramayışıyla alkol bağımlısı olup çıkıyor bu arada yazarımızda eskiden alkol bağımlısıymış.Yazar olmak isteyen Cyrus dünyadayken ölmeyi seçen insanlara dünyadaki şehitleri konu alacak bir kitap yazmak istiyor ve bir müzede kanser hastası bir sanatçının son günlerini müzede sohbet ederek geçirmesi ilgisini çekiyor onunla aralarında bir sohbet başlıyor. Annesiyle ilgili bazı gerçekleri öğreniyor hiç hesapta yokken. Birde kitapta dayısı var çok ilgimi çeken bir karakterdi savaş meydanlarında ölmesine ramak kalan insanların arasında adeta bir melekmiş bir atıyla gezerek onları rahatlatmaya çalıştığı bir mesleği vardı. Son raddede beğendiğim bir kitaptı
Bu kitabı bitirdiğimde elimde sadece bazı notlar değil, üzerine uzun uzun düşünmek istediğim sorular kaldı. Bazı bölümlerde yazarın aynı noktaları farklı şekillerde tekrar ettiğini hissettim. Yer yer
kitabın dili, felsefi ağırlığına rağmen okuyucuyu boğmayan, aksine merak unsurunu hep diri tutan bir akıcılığa sahip. tasavvuf ve felsefe gibi ağır konuları, gündelik hayatın çıkmazları ve insan ilişkilerinin karmaşası arasına o kadar doğal yedirmiş ki, okurken hem entelektüel bir tat alıyor hem de sürükleyici bir kurgunun içinde kayboluyorsun. mekan tasvirleri ve atmosfer yaratımı, karakterlerin ruh halleriyle paralellik gösteriyor; bu da okuyucunun empati kurmasını kolaylaştırıyor. kitap, okuyucuya doğrusal zaman algısının ötesinde bir varoluş sorgulaması hediye ediyor. kitabın en hayranlık uyandıran ve derinlikli yönlerinden biri, şems-i tebrîzî ile mevlânâ celâleddîn-i rûmî arasındaki o muazzam bağın doğuşunu ve gelişimini ele alma biçimi. roman, bu iki büyük ruhun sadece kim olduklarını anlatmakla kalmıyor; aralarındaki dostluğun, aşkın ve ruhsal aynalığın nasıl filizlendiğini, birbirlerini nasıl dönüştürdüklerini büyüleyici bir dille aktarıyor. onların hikayesi, okuyucuya gerçek bir gönül dostluğunun ve ilahi aşkın yeryüzündeki yansımasını çok güzel hissettiriyor. kendi içsel yolculuğuna değer veren, felsefe, psikoloji ve tasavvufun kesişim kümesinde yürümeyi seven bir okur için gerçekten çok kıymetli ve zihin açıcı bir deneyim. kitaptan bu denli güzel bir felsefi ve tarihi tat alabilmiş olmak çok güzel. eğer psikolojik tahlillerle tasavvuf felsefesinin harmanlandığı, şems ve mevlânâ’nın o eşsiz bağıyla ruhunuzu besleyecek bir eser arıyorsanız, bu kitabı okuma listenizin ilk sırasına almanızı şiddetle tavsiye ederim.
Bir kitabevinde gezerken rastgele aldığım bir kitabın beni bu kadar etkileyeceğini düşünmemiştim.
Anna, otuz sekiz yaşında Alzheimer hastası olduğunu öğrenir. Yıllardır yanlış bir evliliğin içinde olduğunu ve bu kalan kısa ömrünü onunla geçirmek istemediğini söyleyerek eşini terk eder. Ve bakımevine yerleşir.
Çoğunluğu yaşlı olan bakım evinde kendi gibi genç bir hasta olan Luke'a aşık olur. Ömürleri kısa ve birbirlerini hatırlayacakları saatleri de az olmasına rağmen bu aşkı yaşarlar. Unuttuklarında bile birbirine bakıp gülümserler.
Hayata karşı bu kadar umutlu olan çiftimiz oraya aşçı olarak giren Eve'ya da umut olurlar.
Eve'nın eşi saadet zinciri kurup insanları dolandırdıktan sonra intihar eder. Eve kızıyla çevredeki dışlanmalara rağmen ayakta kalmaya çalışır.
Bakımevindeki bütün hastaların hayatından kısa kesitler var ve bu anılar sizi düşündürücek.
Kitabın kapağını kapattımda aklıma Şems-i Tebrizî'in bir lafı geldi:
"Düzenim bozuldu, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden bilebilirsin, hayatının altının üstünden daha iyi olmayacağını?
Keyifli, akıcı ve biraz huzurlu bu kitabı bu tarz sevenler için tavsiye ederim
İlahi ve beşeri aşkı bir arada anlatan güzel bir kitap. Her ne kadar tasavvufi yönden çok etkileyici olmasa da en azından Rumi ve Şems-i Tebrizi'ye merak uyandıran bir kitap.
Roman; 1221 yılının mistik ve karanlık atmosferini, günümüzün bilimle şekillenen dünyasıyla ustalıkla harmanlıyor. Alamut Kalesi'nin taş duvarları arasında başlayan hikâye, bir anda modern bir