Öğretmeyi seviyoruz, çocuklarımızın zihnine pek çok bilgiyi tıkıştırmayı seviyoruz fakat çocuklarımızı hayatın karşısında acemi bırakıyoruz. Adâb-ı muaşeret, sosyal nezaket konularında acemi kalıyorlar.
Buradaki en büyük ironilerden biri de şudur; cinsiyetle ile ilgili kalıplar bir kuşağın yaşadığı güvensizliği anneden kıza aktaran bir mirasa benzer ve bu süreç benzer biçimde sonsuza dek devam eder. Anneler, kızları gerçek bir matematik başarısı sergilediklerinde bile kızlarını hafife alırken oğullarının matematik yeteneklerini sürekli olarak abartırlar. Oğullarını matematik faaliyetlerine katma eğilimleri onların matematiğe katılımlarını ve ilgilerini etkiler. Ayrıca annelerin çoğunlukla, kızlarının aksine oğullarının matematikle ilgili bir kariyer yolunda daha başarılı olacağını öngördükleri tespit edilmiştir. En şaşırtıcı ve üzücü olanı ise; kız çocuklar bu durumu içselleştirdikleri için gerçek bir akademik başarı sergileseler ve anne baba bunu görse bile bu durum devam ediyor. Kızlar başarılı olduklarında, biz de onlar da sezgisel olarak bunun "çok çalıştıklarından dolayı" olduğunu düşünüyoruz. Başarısız olduklarında ise "yeteneksizlik" nedeniyle başarısız olduklarını düşünüyoruz. Buna karşılık erkekler başarılı olduğunda, doğuştan gelen yeteneklerinden dolayı olduğunu düşünüyoruz. Başarısız olduklarında ise "yeterince çalışmamışlardır."
"Akıl hastalıklarının değişik kültürlerde farklı semptomlar ile ortaya çıktığı gayet iyi bilinir. Akıl sağlığı sorunlarının şüphesiz, biyolojik bir boyutu olsa da doğaları gereği beynin de ötesinde sosyal, kültürel ve psikolojik boyutları da mevcuttur. Doğal olarak insanların zihinsel yaşamları birbirleriyle aynı değildir. Sosyal, ahlaki ve ekonomik sorunların kökeninde ve çözülmesinde biyolojiye ihtiyaç olduğu kadar, psikolojik, kültürel, klinik olarak da sağlık hizmetleri ve sağlık politikalarına ihtiyaç vardır."