Yağmur yağıyordu; seyrelmeden, yavaşlamadan, hiç ara vermeden külrengi gökyüzünden dökülen sonsuz bir ırmak gibi İstanbul’a yağmur yağıyordu. Görkemini kaybetmiş saraylara, hükmünü yitirmiş tapınaklara, her gün biraz daha küçülen parklara, her gün biraz daha azalan ağaçlara, her gün biraz daha kirlenen denize, her gün biraz daha çoğalan şekilsiz binalara, her gün her gece sıkış tepiş bu binalara sığınmış insanlara, bu kadar ihanete, bu kadar alçaklığa, bu kadar yağmaya rağmen güzelliğini hâlâ koruyan bu kadim kente yağmur yağıyordu.
Ve bir gün, artık bu dünyaya dayanamayacağım, diye düşündüm.
Bunun üzerine denizin derinliklerindeki kadim bir tanrı seslendi:
-Öyleyse çocuğum, başka bir dünya yap.