Şeyhim Müsenna'dan binlerce rivayet yazdım.
Bir gün şeyhim bana dedi ki:
"Ebu Cafer, neredeyse bendeki bütün rivayetlere sahipsin artık. Ben de yaşlandım. Senin ilim için yollara düşme vaktin geldi. Var git artık benim sahip olmadığım kitapların peşine düş. İlmini çoğalt. Allah ilmine bereket versin. Seni her türlü felaket ve musibetten korusun. Sana ilmin lezzetini ve zevkini tattırsın. Kıyamete kadar adın ve eserlerin ya-şasın. Inanıyorum ki sen bizim sahip olamadığımız pek çok ilme sahip olacak, kitaplar telif edeceksin. Sende Allah'ın lütfu olan ayrı bir öğrenme melekesi, müstesna bir zekâ var. Bu meleke ve zekâyı ilim uğrunda harca. Heva ve hevesine uyma. Sırat-ı müstakimden ayrılma. Bu yolun zorlukları ve meşakkatleri var. Pek çok şeyden feragat etmen, fedakârlık yapman gerekecek. Ancak yılmadan yoluna devam edeceksin. Unutma ki, Allah Resulü'nün müjdesi var: İlim uğrunda yürüdüğün sürece melekler sana kanatlarını gerecekler."
Bir de açık söyleyeyim size ; bizim milletimiz inanmıyor artık kimseye.
Her şeyi anlatmışlar aslında herkese.
Kendi bildiklerini okumuşlar.
Güven meselesi var yani bu bir gerçektir...
Abide Ekin'i duydunuz mu mesela ?
O da Göçlükonak'ta köy yakma sırasında vuruldu.
Babasına sizi söyledim , sende yaşadıklarını anlatır mısın diye sordum.
"Boş ver " dedi " Sonra yazmıyorlar, kendi bildiklerini 'beğendiklerini' yazıyorlar hep.
"Babam bir Cherokee yerlisi," dedi Piper. " Hualapai değil. Tabii ama ne yaparsın, aradaki farkı anlamak için birkaç beyin hücresine ihtiyacı oluyor insanın, sende de o yok."
Lütfen annenle aramı bozma Ayçiçeği. Yoksa bir daha
görüşemeyiz.”
Ayça amcasını dikkatle dinledikten sonra dudaklarını
ileri uzattı ve sonra gözlerini kapatıp açtı. Bunun bir şey
demek olmadığını biliyordum ama sanki Bora’ya cevap veriyormuş gibi hissetmekten de alıkoyamıyordum kendimi.
“İnsanlara isimleriyle seslenmemek huy mu sende?” diye
sordum. Ayça’ya Ayçiçeği demesi gözümden kaçmamıştı.
Bana döndü ve çapkınca göz kırpıp, “Sadece güzel kızlara lakap takıyorum,” dedi. Şaka yaptığı bariz olsa bile beyaz
tenime hafif bir pembelik yayıldığına emin olacak kadar etkilenmiştim.
"Bütün bunlar," dedi Akbaba. "Baştan sona yanlış. Bütün bu dünyada da, sende de, bende de, buradaki insanlarda da, şu ölen bebekte de, ırzına geçilen o kızda da yanlış bir şey var. Bu dünya böyle olmuyor aga! Bu dünyanın çivisi çıkmış! Bu dünya böyle rayından çıkmış! Bu dünyayı böyle yakasından tutup yeniden rayına oturmak lazım aga! Bu dünya böyle olmuyor aga!"
Dedim: “Yâr mısın, yara mı?”
Dedi: “Vuslat gözüyle bakarsan yâr,
Hasret gözüyle bakarsan yara...
Seviyorsan bakma zarara kâra!”
Dedi: “Ey yâr! Heybende ne var?”
Dedim: “Biraz hüzün, biraz da vefa!..”
Dedi: “Hüznü bize bırak, vefa sende kalsın!”
Dedim: “Hüznü bırakırsam vefasızlık olur!”
Dedi: “Cefası olmayan vefa bize yük olur!”
Dedim: “Geleyim mi ey yâr?”
Dedi: “Gelirsen sevda biter!” “Sen gel!” dedim.
Dedi: “Gelirsem vuslat biter!”
Ve ekledi: “Aşk, sevgilinin yokluğuna talip olmaktır!”
Dedim: “Vuslat ne zaman?”
Dedi: “Hasreti vuslata tercih edenlerdenim!”
Dedim: “Hasret, vuslat için çekilir!” Dedi: “Menfaatsiz sevenlerdenim!”