Yücel BAŞODA

Ütopya
Günümüzdeki varlıklı devletleri gözden geçirince; toplumu halk egemenligiyle yönetme bahanesiyle sadece kendi emellerinin peşinde koşan zenginlerin oluşturduğu gizli bir ittifak olduğunu düşünüyorum. Bu uğurda ellerinin uzandığı uzanamadığı her türlü yolu denerler. İlkin yoksul insanları mümkün olan en düşük ücretlerde çalıştırıp uğraştırarak ve onlara keyiflerince zulmederek öyle ya da böyle elde ettiklerini riske atmadan korurlar ve bu yolda kanunlara sırtlarını dayarlar. Gelgelelim doymak bilmez açgözlülükleriyle aslında herkese yetebilecek olanı sadece kendi aralarında pay eden bu kötücül insanlar, Ütopya'daki halkın keyfini sürdüğü mutluluktan çok çok uzaktadır. Çünkü paranın işlevi ka- dar ona duyulan arzunun da sönüp gitmesiyle Ütopya'da endişe ve büyük dolandırıcılıklar ortadan kalkmıştır. Sah- tekârlıklar, hırsızlıklar, soygunlar, kavgalar, kargaşalar iddialaşmalar, fesatlıklar, cinayetler, ihanetler ve büyücü- lük gibi aslında tonla yasanın engellemek yerine cezalan dırdığı bu eylemler de paraya artık değer verilmediği an yok olup gitmez mi? İnsanların korkuları, kaygıları, dertle ri, sancıları ve bekleyişleri de paranın değerini yitirmesiyle bir son bulmaz mı? Paranın çare olduğu yoksulluğun ken- disi bile para ortadan kalktığında bitecektir.
Sayfa 157·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖

Yücel BAŞODA

, bir kitap okudu
Puan vermedi·160 syf.·
2023 50. kitabı
Thomas More
8/10 · 24,7bin okunma
İsmet İnönü
Vali de biliyordu bunu. Daha birkaç gün önce, bazı bürok- ratlar ve emekli bir generalle, çok samimi geçen bir uzun soh- bet gecesinde, doğunun şiddet sorunlarına çözüm ararlarken, vali, "Teslim olan bir PKK liderine sormuştum, 'Halk, yerel meclisler aracılığıyla yönetime katılsa, sisteme ortak olsa, bu ye- niden yapılanma dağdaki eşkıyayı nasıl etkiler?' diye. PKK lide- ri, İşte o zaman, zeminimiz kayar, hapı yutarız' diye yanıtlamış- tu beni," demişti. Yüzüne bakmıştı sofradakilerin. Çıt çıkmamış- tı kimseden. Emekli general lafı değiştirmişti hemen. Bu ülkede bürokratlar, siyasiler, askerler, esnaf, ağalar, şeyhler, şıhlar, ran- tiyeler, zenginler ve de yoksullar... kimse ama hiç kimse değişik- likten yana değildi. Değişiklik isteyenlerin sesi, vurgulu sazlar- dan kurulu bir orkestranın ortasında tek başına çalan ince bir keman sesi kadar cılızdı. Elbette biliyordu o, Türklerin değişim sevmediğini, yine de sırf karşı koymak için, "Bu söylediğiniz, 1925'te yaptıklarınızla çelişiyor," dedi heykele. "Hayır, çelişmiyor," diye yanıtladı heykel, "hatalı olabilirim ama tutarsız değilim. Yirmilerin otuzların faşisti diye bilinen ben, yetmişlerde kendi başımı yedirtmedim mi demokrasi uğru na? Neden? Zaman içinde değişmem gerektiğini kavrayabildi- ğim için! Evet, en sıkı tedbirleri alan, istiklal mahkemelerini kur- duran, basına yasaklar getiren de bendim. Ama ellerimizle kur- duğumuz cumhuriyeti muhafaza edeceksek, mecburduk buna. Doğrudur, vahim hatalarımız oldu... Şimdi itiraf ediyorum iş- te... dengeleri bozduk... iyice bozduk... çünkü çok aceleci dav- ranmıştık. Yüreğimizdeki uygarlaşma ateşi öylesine harlı yanı- yordu ki hatalarımızı görmüyorduk
Sayfa 128·Kitabı okudu
Örf, töre
Aynı gün, akşama doğru Recep'in Meryem Bacı'yı gömmek için ertesi sabahı bekledik! bile yoktur," demişti anam, "Musa'nin gelin gittiğinde on dördüne basmamıştı Meryem gelin! Su "Otuz yaşında yada hiç gün görmedi de, Recep'inin mürüvvetini görmek istedi oğluna dün O yüzden direndi, gitmek istemedi zahir." Hastalığı boyunca kadına ne olduğunu sormayan, soruştur mayan, konuşmayan köy halkı, cenazeden sonra konuşmaya va ladı! Ebe mi anlatmıştı, tahmin mi yürütüyorlardı, bilemem. Ama artık herkes, zavallı kadının hamile kaldığını, karnındaki çocuğu örgü şişiyle düşürmek isterken rahmini deldiğini, yarası nın iltihaplanıp kana karışarak onu zehirlediğini biliyordu. "Allah Meryem'in taksiratını affetsin," demişti anam. Taksirat niye Meryem'e düşüyordu? Niye kocası hapiste olan bir kadının köylük yerde hamile kalması, tecavüzcüsünün değil de, öyle veya böyle kendisinin ölümünü gerektiriyordu? Niye yüce Allah zavallı, çaresiz kadım değil de, tecavüzcüyü koruyor; tecavüzcüyü değil, kadını cezalandırıyordu? Bunları uzun uzun düşünüyor, cevap bulamıyordum. Sonra bir gün, gerçeği gördüm; kadını cezalandırıp tecavüz- cüylü koruyan yüce Allah değil, köy halkıydı! Belki bu yüzden, dönmek istemedim köyüme.