9/10
·504 syf.··
2026 8. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2026 16:32
Bir daha söyleyeyim; özel göstermezsen yaraları enfeksiyon kapar, maalesef böyle kötü bir huylari var. Bir yerin yaralandığında tabii ki sabah akşam orayı düşünmeyeceksin. Ama yaralanmamış gibi davranmaya, incinmiş yerin üstüne abanmaya devam edersen de sızına yeni sızılar eklersin. Biliyorsun, insan kolay yaralanıyor sonra çareyi doktorlarda filan arıyor ama yaralanan sensen eğer, kendine önce kendin merhamet edeceksin. İnsan en büyük acıyı kendine çektirirmiş, en büyük cezayı kesermiş.Hikayemizin kahramanı Seher, ayrılmış bir Çiftin çocuğu, savrulmuş bir çocukluk, ne annesi ne babasıyla kalabilmiş. Babasından kaçmış, annesinin evine sığamamış, farklı şehirler ,farklı hayat hikayeleri içinde ait olma hissiyatı içinde savrulup durmuş, nihayet yolu Kader’le kesişmiş, kader sığınak, kader bir aile. Kaderine kavuşmaya giden bir ev arama hikayesi bu. Ve sonunda kendine kavuşan. Kendine kavuşmak zordur dostlar, işte bu!dersin, buldum dersin, zanların ortasında kalırsın. Seher gibi her yolcunun bir yolculuk hikayesi vardır, yol aynı olsa da yolcu farklıdır, yola çıkış amacı farklıdır. Okuyacağınız bu hikaye de yine kendinizden bir şeyler bulabileceğiniz cümleler olacak, ruhunuza dokunan, gözünüzü yaşartan, ruhunuzu acıtan bir o kadar da okşayan. Keyifli okumalar…
EvNermin Yıldırım · Everest Yayınları · 20256,9bin okunma
Kendini Bilenlere Tekinsiz Hikâyeler
10/10
·280 syf.··
2026 21. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 27 Mart 2026 14:53
Junji Ito, “ne yazsa okurum” dediğim yazarlardan. Son zamanlarda kendisinin birçok kitabını okudum; hepsi de hikâye hikâye ve enfesti. Özellikle Frankenstein ve Kör Noktadaki Venüs en iyileriydi. Bu kitaptaki hikâyeler üzerine biraz konuşmak istiyorum: • Bin Başına: İnsanlar kayboluyor ve bir süre sonra çıplak, birbirine dikilmiş halde bulunuyorlar. Sürekli duyulan bir şarkı var ve herkesin birlikte olmasıyla ilgili… Ama bir araya gelenler kayboluyor, sonra ölü ve dikilmiş halde bulunuyor. İnsanlar birbirleriyle görüşmeye korkar oluyor. Orijinal bir hikâyeydi ama sonu yetersiz maalesef. • İnsan Koltuk: Çoook orijinal bir hikâye. Keşke daha uzun olsaydı. • Kör Noktadaki Venüs: Uzaylı teması… ama sonu maalesef olmadı. • Yalayan Kadın: Nasıl korkunç bir isim! Ama fikre bayıldım. Sokaklarda deli görünümlü bir kadın var ve insanlara saldırıp onları yalıyor. Yaladığı insanlar sonrasında ölünce olay başlıyor. • Dünya Dışı Bir Aşk: Hikâyenin konusu Edogawa Ranpo adlı bir yazara ait. Ülkemizde çevrilmiş tek kitabı var. Listeme girdi. • Büyülenmiş Profesör Kirida: Yaşlı bir profesöre büyük sevgi besleyen genç bir kız… Ama profesör insanlardan nefret ediyor; her türlü fiziksel ve duygusal ilişkiden de. Kız ise fazlasıyla azimli. Ölüm bile ayıramaz kafasında. • Amigara Fayı’nın Gizemi: Bir deprem sonrası kayalıklarda insan şeklinde delikler ortaya çıkıyor. Üstelik her delik, kendi insanını çağırıyor… Ne olduğunu bilmese bile insanlar içeri girmek zorunda hissediyor ve elbette hiçbiri geri dönmüyor. Yazarın mangalarındaki o huzursuz eden genel tavrını sevsem de bu kitaptaki biraz daha yumuşatılmış halini galiba daha çok sevdim. Yine de çizimler yer yer gerçekten rahatsız ediciydi. Şimdi gelelim önerir miyim kısmına… Maalesef yazarımızın çok spesifik ve küçük bir kitleye yazdığını
Kör Noktadaki VenüsJunji İto · Gerekli Şeyler Yayıncılık · 202616 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
10/10
·336 syf.··
2026 7. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 18 Ocak 2026 22:01
Kitabı tavsiye ederim. Imameddin Nesimi,15 yy’da Azerbaycan Irak hattında yaşamış olup,Türkçe’mizi felsefi şiirin dili haline getirmiş büyük isim. Osmanlı’da Hurufilik inancı bir ara o kadar yayılıyor ki Sultan 2.Murat onları katlediyor.Alevi Türkmen inancındakiler benimsiyor.Hurufilik’te harfler kutsaldır.32 sayısı,ebced hesabı,insan yüzü kutsaldır.İnsan=Tanrının tecellisidir. Nesimi temel taşlarını Hallac’ı Mansur’dan alır.Ene’l Hak sırrının ifşası yanında,onun feci akıbetine dem vurur ve daha da ileri giderek ene’l Hak (Ben Allah’ım) demek yetmez,onun gibi paramparça öldürülmedikten sonra söylenenlerin kıymeti yoktur der.Sonu da öyle olur. Hz.Adem’e meleklerin secde etmesi, Allah’ın ilahi ruhundan üflemesi sonrası oldu diye inanırız.Şeytan insanın ruhunu değil bedenini kıskandığı için beni ateşten onu topraktan yarattın der ve lanetlenir.Hurufilik’te bunu öne çıkararak beden ruhtan daha üstün tutulur.Tasavvufta insanın içinde yönelen bakış,Hurufilik’te surete yönelir. Nesimi geçici dünya güzelliklerine, her an yok oluşa sürüklenen ve anbean çürüyen bedenin bitmez tükenmez isteklerine karşı sonsuz ve sınırsız bir huzuru tercih etmek ister. Yani kendi bedenindeki Allah’ı ilahi aşka Allah’a kavuşturmak ister. Kürkçüoğlu derki;Varlık bir muamma, hayat bir muamma ve bu muammalar silsilesini çözmeye kalkan insan aklı bir muammadır. Her zaman insanoğlunun zayıf damarını bulan şeytanlar çıkacaktır. Yani Hurufilik tehlikeli yollara saptırılıp,katliama vs sebep olabilir. “ Gören sensen menüm ‘aynumda ya Rab, Ne nazırsan ne manzarsan ne manzur.” “Ey Allahım! Benim gözümde gören sensin. Sen nasıl bir görensin,nasıl bir gözbebeğisin ve nasıl görünensin. “Kendi hüsnün hublar şeklinde peyda eyledin Sonra döndün çeşmi aşıkanandan temaşa eyledin.”Beytindeki şerh ettiğine göre
Nesimi ve Hurufilik KitabıÖzer Şenödeyici · Kesit Yayınları · 20158 okunma
9/10
·405 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 06 Ocak 2026 21:39
Bu kitap benim için yalnızca bir teori kitabı değildi, hayata ve edebiyata nasıl bakmam gerektiğine dair bir pusula niteliğindeydi. Lacan bu seminerde okurları şu şekilde uyarıyor: “Ortalama okur, okuma sporu yapar." (s. 296). Yani okur, geçer. Oysa o bizden bir sporcu performansı değil titiz bir okuma istiyor. Çünkü hem metinlerin hem de hayatımızın görünür yanı çoğu zaman yanıltıcıdır; asıl hikâye, daha derinlerde saklıdır. Bu kitabı benim için dönüp kimi zaman tekrar bakılması gereken bir eser haline getiren dört temel tespitim oldu: Bu kitabı Freud’un “Rüyaların Yorumu” eseri ile paralel okumak benim için çok anlamlı bir eşlik oldu. Kitapla ilgili tespitlerimden ilki de buydu. Bir yandan Freud’un devrimsel teorilerini Lacan’ın süzgecinden geçerken izlemek, diğer yandan bu teorilerin bugünkü geçerliliğini tarafsız bir gözle tartmak zihin açıcıydı. Özellikle “Irma’nın Rüyası” bölümünde Freud’un sadece bir kuramcı değil bir insan olarak kendi psikolojisiyle korkularıyla ve arzularıyla yüzleştiği o anları bilmek etkileyiciydi. Lacan burada Freud’un biliçdışı avukatlığını yapıp ve onun yerine konuşmuş: "Benim yerimde bütün o başkaları var... Ben burada, kendimi içinde sildiğim hakikat arayışı denen şu uçsuz bucaksız, müphem hareketin temsilcisinden ibaretim. Artık bir hiçim. Benim bilinçdışım o; benden içeri, benden öte konuşan şu söz." (s. 214). Kitapla ilgili beni etkileyen ikinci tespitim Lacan’ın edebiyatı bir laboratuvar olarak kullanması oldu. Bu açıdan beni en çok etkileyen bölüm de burasıydı. Shakespeare metinleri, daha önce birkaç kez okuyup çok beğendiğim Poe’nin “Çalınan Mektup” ve “Bay Valdemar’ın Hikayesi”ne yaklaşımı oldukça etkileyiciydi. Lacan bu eserlerle klasik bibliyoterapi yapmamış aksine bu metinlerle edebiyatı bir psikanaliz
Freud’un Teorisinde ve Psikanalizin Tekniğinde BenJacques Lacan · Metis Yayınları · 202230 okunma
PLATON'UN AŞKI YA DA...
Puan vermedi·248 syf.··
2026 1. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 01 Ocak 2026 00:00
Platon’un Aşkı’ını okurken insanın zihninde hep şu soru yankılanıyor: Hakikati aramak, insanı ve insana dâir duyguları dışarıda bırakmayı zorunlu kılar mı? Rafet Elçi bu yankıyı gölgelemeden, Platon’u bir filozoftan ziyade bir arayış insanı olarak kurgulamış. Arayan ama bulan... Metin, felsefeyi bilgi aktarımından çok hakikatin bir müdafası olarak öne çıkarıyor. Bu yönüyle roman; aşkı çevreleyen, hakikati bu çemberin içine alan, en nihayetinde ahlakla zirveye taşıyan fisebilillah bir çalışmaya dönüşüyor. Romanda Platon’un idealar âlemine yani yücelere karşı olan duruşuna rağmen, daha aşağılardan yeryüzünden konuşan bir ses var: Filozof Kraliçe Harmonia. Platon aşkın kendisine âşıkken, Harmonia bir insana yani Platon'a âşık. Aradaki fark küçük değil. Tasavvufî bir gözle bakıldığında Platon’un yolculuğu, mecazdan hakikate yürüyüşü çağrıştırıyor; dünyevî aşkı terk edip “gerçek aşk”a yönelişi. Harmonia’nın “Âşık olmak için bedel ödemem gerekiyorsa ve o bedel sensen, ben aşkı değil seni istiyorum” sözü ise , bir insanla bir hakikat elçisi arasındaki sûfli farkı, ”Platonik aşk" nedir ne değildir sorusuna da cevap vererek ortaya koyuyor. Bu iki insan arasındaki en büyük engel, Platon’un ideaları ve kurmak istediği “İdeal Devlet.” İdeal uğruna insanı ve ona ait duyguları rehabilite etmek yerine daha kesin bir adımla ortadan kaldırmak, bugün kulağa sert gelse de, çağımızda yaşanan kırılmalar karşısında bu düşüncenin rahatsız edici bir yüceliği de yok değil? Sonuç olarak, Platon’un Aşkı, felsefeyi akademik bir yük olmaktan çıkarıp roman formu içinde okura sunan gayet iddialı bir eser. Roman, her biri kendi içinde alt başlıklara ayrılan dört ana bölümden oluşuyor. Yaklaşık doksan yedi temel felsefe kaynağından beslenen metin, bu geniş literatürü doğrudan aktarmak yerine
Platon'un AşkıRafet Elçi · Litera Yayıncılık · 2015201 okunma
İçimizdeki Şeytan: İnsanın Kendine Yenilmesi Üzerine
8/10
·256 syf.··
2025 4. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 22 Aralık 2025 15:22
İçimizdeki Şeytan’ı okurken bir romanın içinde olduğumu unuttuğum anlar oldu. Sayfalar ilerledikçe, anlatılanların bir hikâyeden çok, insanın kendine tuttuğu bir ayna olduğunu hissettim. Sabahattin Ali, bu kitapta bana bir şey öğretmeye çalışmıyor gibiydi; sanki yalnızca durup bakmamı istiyordu. Ve baktığım şey, çok da kaçmak isteyeceğim türdendi. Ömer karakteriyle kurduğum ilişki tuhaftı. Onu sevmedim, ama ondan tamamen uzak da duramadım. Çünkü Ömer’in zayıflıkları yabancı değildi. Kararsızlığı, erteleyişleri, cesaretsizliği… Hepsi insanın kendine itiraf etmekte zorlandığı hâllerdi. Onun asıl problemi kötü biri olması değildi; sürekli kendini mazur görmesiydi. Hayatında olup biten her şeyin sorumluluğunu bir başkasına, bir duruma, bir zamana yüklemesi beni en çok rahatsız eden şey oldu. Ama bu rahatsızlık, yargıdan çok tanıdıklık hissinden geldi. Macide’ye gelince… Onu okurken içimde sessiz bir sızı oluştu. Sevmeyi bilen, tutunmaya çalışan, saf ama zayıf olmayan bir kadın gördüm. Macide’nin sevgisi güçlüydü; ama yetmedi. Kitap bana çok acı bir gerçeği hissettirdi: Sevgi, karşı taraf kendini taşımayı öğrenmemişse, insanı kurtaramıyor. Macide’nin sessizliği, Ömer’in içindeki karmaşayı daha da görünür kıldı. Romanın beni en çok etkileyen yanı, “şeytan” kavramının ele alınış biçimiydi. Bu kitapta şeytan korkutucu bir figür değil. Aksine, son derece tanıdık. Bizi “sonra yaparım” demeye iten, risk almaktan alıkoyan, susmayı güvenli bulan tarafımız… Sabahattin Ali, şeytanı insanın içine yerleştirerek şunu sorduruyor: “Eğer engel sensen, kaçacak yerin var mı?” Kitabı bitirdiğimde büyük bir dramatik etki yaşamadım; ama içimde ağır bir düşünce kaldı. İçimizdeki Şeytan, insanın hayatını tek bir büyük hatayla değil, küçük vazgeçişlerle nasıl karartabildiğini anlatıyor. Bu yönüyle
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019209,2bin okunma