Şenül Korkusuz

ZİNCİRLENMİŞ RUHLAR- ÖZGÜR RUHLAR
Nietzsche “zincirlenmiş” ruhların akıldan ziyade alışkanlıkla hareket ettiğini düşünür. İnsan karşılaştırmalı din dersinden sonra derin düşüncelere dalması neticesinde Hıristiyan olmaz, şarap içilen ülkelerde doğanlar nasıl şarap içmeye alışık olurlarsa öyle Hıristiyan olur. Zincirlenmiş ruhlar özgür ruhları tehlikeli sayarlar, çünkü cemaat yararını en fazla artıracak şeyin yerleşik “iman” olduğunu düşünürler. Fakat tam da geleneksel pratikleri akla değil imana dayandığından bazen yanılırlar. Bir mecaz yaparsak, cemaat kendisini bir ormanda bulabilir ve yolunu kaybedebilir. Özgür ruhların -ya da dâhinin- faydalı olabileceği yer burasıdır. Buradaki “dâhi” tabirinin “mitolojik ya da dini tatlar taşımadığına” dikkat edilmelidir: özgür ruhlu kişi ya da dâhi kimi zaman “ başka kimsenin bilmediği yeni bir yol keşfetmesi” anlamında “özgürdür”.
Sayfa 390·Kitabı okudu
Felsefe
Reklam
AYDINLANMIŞ BENCİLLİK
Kendini tam anlamıyla yetiştirmek bütünlüklü bir insan olabilmek için insanın hayatı birleştirici bir “görev” -Sartre’ın diliyle “temel bir projeye” - ihtiyacı vardır; bu proje onun daha ikincil projelerine birlik ve tutarlılık verir. Üstelik bu görev başkasını-düşünmekten kaynaklamalı, başkasına-faydalı olmalıdır. Hakikaten tatmin edici bir insanca yaşam sürmenin, tabiri caizse “profesyonel” olmaktan geçtiğini söylersek onu daha anlaşılır kılabiliriz. İnsan izleyicisiz aktör olamaz, hastasız doktor olamaz, müvekkilsiz avukat olamaz. Ayrıca iyi bir iş yaptığını hissetmiyorsa, izleyicilerine ya da hastalarına faydalı olduğunu hissetmiyorsa aktörlükten ya da doktorluktan doyum sağlayamaz. Bana kalırsa Nietzsche de benzer şekilde sahici mutluluğun başkasına- yönelik, hayatı tanımlayan - hayata “anlam veren”- bir göreve sahip olmakla ve bu görevi yerine getirince iyi bir şey yaptığımız hissi duymakla, yani sık kullandığımız bir tabirle “katkı yapmakla” ilgili olduğunu savunuyordu. O halde etkisiz Hıristiyan merhametiyle içini çekmek ya da Kantçı görev bilinciyle dişini sıkmak yerine hakikaten “aydınlanmış bencillik” sayesine kişinin yaşadığı cemaatin refahına üretlen bir şekilde bağlanması mümkün oluyordu.
Sayfa 388·Kitabı okudu
Felsefe
Modernliğin “çok kültürlü” karakteri
Modernliğin “ çok kültürlü” karakteri bize kıyaslama, karıştırma ve eleştirme temelinde yeni bir kültürü bilinçli olarak seçme fırsatı veriyor.
Sayfa 389 - Modernliğin “çok kültürlü” karakteri·Kitabı okudu
Felsefe
Nietzsche’ye göre aylaklık çok değerlidir....
Modernliğin çılgınca hızının, faaliyet ve üretim takıntısının aksine, yeni kültürde “aylaklık” çok değerli olacak, düşünsel hayat için bol miktarda yer ayrılacak. Faal insanlar “üretken yaratıklardır”, sürü tipleridir. Düşünmekten ziyade eyleme geçtiklerinden içinde bulundukları ve eylemlerini biçimlendiren kültürde yanlış giden bir şeyler olabileceğini düşünme şanları yoktur. Ancak düşünürler, statükoya meydan okuma, eşsiz bireyler- başka deyişle “özgür ruhlar”- haline gelme şansına sahiptir.
Sayfa 390·Kitabı okudu
Felsefe
Yaşamak zorunda olduğumuza göre yaşama nasıl katlanacağız?
Albert Camus, felsefenin tek ciddi probleminin “intihar sorunu” yani hayatın yaşamaya değip değmediğinin sorgulanması olduğunu söylemişti. Nietzsche- Wagner Schopenhauer kötümserliği benimsemezler. Ama Nietzsche, Camus’un bu sözünü yanıltıcı bulurdu; çünkü intihar bir seçenek değildir. Rasyonel olmayan ama kaçınılmaz “yalama istenci”, “bedeli ne olursa olsun” varlığı yokluğa yeğleyeceğimiz anlamına gelir. Yaşamaktan başka seçeneğimiz yoktur. Bu da sorunun şeklini değiştirir. Doğru soru hayatın yaşama değip değmemesi değil, yaşamak zorunda olduğumuza göre yaşamaya nasıl katlanacağımız, kötü bir ilin iyi yanını nasıl göreceğimizdir. Antik Yunan’ın özellikle de Yunan sanatının anlam kazandığı tam da burasıdır. Nietzsche’ye göre Yunanlar gerçekten Schopenhauer gibi düşünüyorlardı. İnsan hayatının “korku dehşetine” olan eşsiz duyarlılıkları mitlerde görülür: Dünya üzerindeki en bilge adam olan Oidipus’un sonu, bilmeden babasının öldürüp kendi annesi ile yatmak olur; insana olan sevgisi yüzünden Prometheus, ciğerini sonsuza dek bir kartal tarafından yenilmesine mahkûm edilir; ama en dolaysız mit ”Silenus’un bilgeliği”dir. Dionysos’un arkadaşı olan Silenus, Kral Midas’ın eline düşüp bilgeliğini ortaya koymaya zorlanması karşısında “ küçümseyici bir kahkaha atarak” şöyle der: “En çok arzulanana asla ulaşamaz insan, en iyide rol alamaz. İster kadın ister erkek, ister toplu ister tek tek olsun insanlık için en iyisi hiç doğmamaktır. Ondan sonrası da - madem ki bir kere doğdu- kısa sürede ölmektir.” Fakat bu bilgiye rağmen Yunanlar hayatta kalmış ve gelişmiştir: kendilerinden sayıca üstün olan Darius’un Perslerini yenmiş, ayrıca bir anlamda batı uygarlığını yaratmış ve daha önce eşi görülmemiş bir büyüklüğe ulaşmıştır. Nasıl yaptılar bunu? Hayatın “ iç bulandırıcı” karakterini
Sayfa 185·Kitabı okudu
Felsefe
Reklam