Hayat yolcuğunu; kader mi, insanın iradesiyle yaptığı seçimler mi yoksa tesadüfler mi belirler? Bu çok bilinmeyenli denklemin cevabını o kadar çok sordum ki kendime. Farklı seçimler yapsaydım nasıl bir hayat yaşardım ya da benim kontrol edemediğim hazin olaylar kaderin bir oyunu muydu bana? Belki hayata derin matematiksel anlamlar yüklemek çok saçma, hayat bir kumar ve kaybetmek de kazanmak da oyunun şiarındandan gelir.
Paul Auster’ın hacimli kitabı 4321 romanı da bu soruların doğurduğu olasılıklar üzerine yazılmış bir bildungsroman.
"Zaman iki yönde ilerliyordu, çünkü geleceğe doğru atılan her adım geçmişin bir anısını da taşıyordu ve ferguson daha on beşini doldurmadığı halde çevresindeki dünyanın sürekli olarak içindeki dünya tarafından biçimlendirildiğini ve insanlar kapladıkları ortak alan içinde bir arada olsalar bile zaman içindeki yolculuklarının farklı olduğunu, yani her insanın diğer herkesten biraz farklı bir dünyada yaşadığını bilecek kadar anı biriktirmişti."
Bu sözler aslında romanın 1127 sayfa romanın çıkış ve hatta varış noktası olarak adlandırabilir.
Paul Auster'in hayatında grip bile olmamış babası 66 yaşında aniden ölmüş. Bu beklenmedik şok Auster’i 63 yaşına geldiğinde derinden sarsmış, panik olup, daha yazacak çok şeyim var diyerek bu romana tüm benliğini koymuş. Yazarın sözlerine bakarsak, kitabın kaba yazımı üç yıl sürmüş, sonraki dönemlerde de kitabı defalarca düzeltmiş. 4321’i okuyup bitirdiğimizde Paul Auster’ın bu kitabı yazabilmek için neden yedi yıla ihtiyaç duyduğunu anlayabiliyoruz.
Auster, Archie Ferguson’un kimi zaman bilinçli tercihleriyle kimi zamanda kaderin cilvesiyle yön bulan dört farklı yaşam hikayesini doğumundan başlayarak yirmili yaşlarına kadar süren dönemini inanılmaz etkileyici ve sürükleyici bir kurgu ile anlatır. Ama