Orhan Pamuk’un ‘Yeni Hayat’ kitabı dillere pelesenk olan “Bir kitap okudum, hayatım değişti” cümlesiyle başlar. Ben de Engin Geçtan kitapları okumaya başladım, hayatım değişti. Malum toplum olarak psikolojik durumumuz pek hayra alamet değil, hergün cinnet geçiren bir canavarın çevresine şiddet, ölüm saçtığı haberini okuyoruz bir de bu karamsar tabloya bireysel psikolojik sıkıntılar eklenince içinden çıkılmaz buhranlı bir ruh haline gark oluyoruz. Puslu, sisli, simsiyah bir gecede umutsuzlukla umudun ışığını arıyoruz. Bu ruh hali ile kıvrandığım bir dönemde ben ışığı Engin Geçtan kitaplarında buldum. İnsan Olmanın sancılarının devasının bulunduğunu bilmek içime su serpti. Öncelikle kendimi sorguladım; mutsuzluğumun, umutsuzluğumun ve bunlara bağlı olarak öfkemin kaynaklarını anlamaya çalıştım. Bugüne kadar yaşadığım birçok olumsuz durumda çevremi suçladım ama anladım ki bana yapılan her kötücül davranışa, ben izin verdiğim ve göz yumduğum için maruz kalmışım hatta bu maduriyetimle kendime acıyıp çevremi suçlamak bana korunaklı hatta yüceltilmiş bir konfor alanı sağlamış. Savaşmak yerine mağduru oynamak toplum tarafından da ‘sabırlı, yüce gönüllü ve saygılı’ birey görülmenin anahtarı olduğundan savaşacak cesareti hiç gösterememişim. Başıma gelen büyük felakete anlam ararken kendi zihnimde, ruhumda kaybolmuşum.
Bu kitaplarla güzergahı psikolojik çözümlemeler örülü, menzili ‘kendim’ olan bir yolculuğa çıktım. Yolda kendimle yaptığım yüzleşmeler, hesaplaşmalar canımı acıtsa da azimle yürümeye devam ettim. Bir yere varabildim mi? Pek sayılmaz ama epeyce yol kat ettim.
Ayrıca Engin Geçtan’ın ‘İnsan Olmak’ kitabı günümüz moda davranış biçimi ‘empati’ üzerine beni çok düşündürdü. ‘Empati’ kavramının içinin ne kadar boşaltıldığının farkına vardım. Çevremde gördüğüm istemsizce