Şenül Korkusuz

Şenül Korkusuz

, bir kitap okudu
Puan vermedi·296 syf.··
2024 12. kitabı
José Saramago
7.4/10 · 506 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İçsel bir yolculuk
Puan vermedi·296 syf.··
2024 12. kitabı
Jose Saramago’nun Ressamın Günlüğü kitabını iyi ki onca olumsuz yorumu dikkate almadan okumuşum. Kitap bir ressamın anılarını yazdığı içe yolculuk kitabı. Yazarın en önemli şaheseri “Körlük” kitabında olduğu gibi bir olay çevresinde gelişen akıcı bir dille okuyucuyu sürükleyen bir kitap hayaliyle bu kitaba hiç başlamayın. Lakiiin kendiyle sık sık hesaplaşan; kendisini anlayıp, çözmeye çalışan bir birey iseniz; bu kitapta kendinizden çok şey bulacaksınız. Her birimizin bir dışarıya gösterdiği bir de herkesten sakladığı kişilik özelliklerimiz mevcut. Para kazanmak, sosyalleşmek, hayatımızı özel bir kişi ile paylaşabilmek için kullandığımız karakter özelliklerimiz buzdağının görünen yüzünü oluşturuyor. Birçok insan da bu görünen yüzün derininde gizlenmiş özbenliği sorgulamadan hayatını idame ettiryor. Çünkü insanın kendisiyle hesaplaşması sancılı, depresif bir süreçtir ve maalesef bu sürecinde bir sonu yoktur. Saramago’nun ‘Ressamın Günlüğü” kitabında K. adlı ressamın sanat, siyaset ve cinsellik sarmalında kendini kaybettiğini hissettiği noktada, özbenliğini aramak için çıktığı yolculuğu okuyoruz. Yazar kendisini anlamaya başladığında sanata bakışını da değiştiriyor. Daha önceki zengin insanlar için yaptığı portrelerinde insanların nüfuzlu çevrelerine göstermek istedikleri yüzlerini yaparken son resminde insanların yüzlerine yansıyan ruhlarını da resmine yansıtır ve bu resim müşterisi tarafından hiç beğenilmez. O da portre ressamlığını bırakır ve aynaya yansıyan kendi suretinin derinlerine gizlenmiş kendi kişiliğini resmetmeye çalışır, işte o zaman hayatının en sancılı dönemini yaşar. Bir arkadaşının dikta yönetimi tarafından tutuklanması ile hayat akış da değişir ve bu şerden bir hayır doğar. Daha önce yalnızca zihninde dolaşan ve eyleme dökülmeyen siyasi düşünceleri
Edebiyat
Ressamın GünlüğüJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2018506 okunma
Baudelaire, "Aşkla değil yaşamla sarhoş ol," der.
Aşkla sarhoşluk. Baudelaire, "Aşkla değil yaşamla sarhoş ol," der. Her zaman sarhoş olmalı. Her şey bunda: Tek sorun bu. Omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken Zaman'ın korkunç ağırlığını duymamak için, durmamacasına sarhoş olmalısınız. Ama neyle? Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz Ama sarhoş olun. Ve bazı bazı, bir sarayın basamakları, bir hendeğin yeşil otları üzerinde, odanızın donuk yalnızlığı içinde, sarhoşluğunuz azalmış ya da büsbütün geçmiş bir durumda uyanırsanız sorun yele, dalgaya, yıldıza, kuşa, saate sorun, her kaçan şeye, inleyen, yuvarlanan, şakıyan, konuşan her şeye sorun, "Saat kaç?” deyin; yel, dalga, yıldız, kuş, saat hemen verecektir karşılığını, "Sarhoş olma saatidir." Zamanın inim inim inleyen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına! Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz.
Sayfa 293·Kitabı okuyor
Alıntı
Tektanrıyla tanıştırıldığımızdan yana kafalarımız karışık. Sen eski Yunan'da Platon'un, Sokrates'in, Aristoteles'in düşüncelerini pohpohla, sonra da gel tanrılarını ciddiye alma. Musa'nın Kızıldeniz'i ortasından yarıp yürüyerek geçmesi, İsa'nın Tanrı'nın oğlu olması, Muhammed'in Burak sırtında Allah'a yolculuğu günümüz dinlerinin olmazsa olmazlarıyken Zeus, Apollon, Athena, Aphrodite gibi tanrı ve tanrıçaları tahtlarından devirip çizgi romanlarımızın kahramanlarına indirgedik. Onlar paganmış, biz dindar. Beş bin yıllık Mısır tanrıları Ra, İsis, Osiris'i hafife almak ne haddimize? Devletlerimiz Ortadoğu peygamberlerinin tanrılarını yasalarla korur, inanmayanları korkuturken firavunların mezarlarını kazıp cesetlerini hilkat garibeleri gibi müzelerimizde sergiliyoruz. Ne haddimize ! Barbarlığımızı kültürle ambalajlıyoruz. Stalin, "Papanın kaç tümeni var ki?” lafıyla Vatikan'ı hafife almıştı. Tanrı bizden sorulur havasında Ortadoğu dinleri de Budizm, Hinduizm, Şintoizmi dışlıyor, Afrika'nın yerel inançlarına ilkel gözüyle bakıyor, tarihi, tektanrılarının tekelinde görüyorlar. İnançlarını uygarlık sanıyor, mucizelerini bayramlarla kutluyorlar. Çinlilerin tanrıya inanmaması uygarlığımızın geleceğinin sigortası. Mucize sensin! Mucize benim! Mucize sanatımız. Sorun, sanatı seyretme edilgenliğimizden silkinip yaşamımızı sanatlaştırabilmemizde. Caravaggio gibi. Dünyamızda olup biten karşısında sanatın duyarsızlığı, sanatçının şöhret budalalığı, kültür sanayisinin para hırsı ibret verici. Bizleri de kültür sanayilerinin şaşkın, edilgen tüketicileri yaptılar. Vicdanımızı geçmişimizden suçlu hissetmeye, geçmişimizi yargılamaya yönlendiriyorlar. İlle suçlu hissedeceksek, gün türümüzden utanmanın, gezegenimize yaptıklarımızdan suçlu hissetmemizin günü. Tarihimizde
Sayfa 196·Kitabı okuyor
Alıntı
Vatikan Protestan tehditine karşı sanatı seferber eder
Caravaggio tablosuna bakıldığında ilk göze çarpan, kendisini düzene kabul ettirmesi var olabilmesi, engizisyondan gizlenmesi. Roma'ya geldiği yıllarda Vatikan Protestan tehditine karşı sanatı seferber eder. Asırlardır önemsemedikleri Meryem ve şehitlere başrol verilecek. Okuma yazma bilmeyen halka sanat şatafatında din propagandası yapılacak, kilisenin ihtişamında Tanrı'nın oğlunun gücü hissettirilecek. Ortigia'da turistlerin, "Ah ne güzel yapmışlar," diye fotoğraflarını çektiği barok katedrallerle kiliseler, geleceğin faşist mimarisine davetiye çıkarırcasına görkemli yapılmalı ki, simgeledikleri ilahi güce boyun eğip diz çökelim. Protestanlar ise kiliseyi sadeleştiriyor, ibadeti yalınlaştırıyor, gösteriş yerine inancı vurguluyor, ileride işlenecek günahlar için bile af satan papayı başşeytan diye tanımlıyor.
Sayfa 177·Kitabı okuyor