Samimiyet ve ihtimamın olduğu yerde kalp kırıklığı vardır, bize insan olduğumuzu hatırlatır. Ne umdun, ne buldun, neyi kaybettin? Sevginin o güzel çaresizliğidir ki kalp kırıklığı olarak tecelli eder ve bizi büyütür. Sevdiğin, ihtimam gösterdiğin, baş tacı ettiğin için kalbin kırılır. Artık senin elinden tutmayanı, senin de bırakman gerektiğini anladığın o an, kalbin kırılmış demektir. Sevdiğimizden inciniriz. Bir şeyler daha güzel olsun diye düş kurduğumuz için dünya bizi yaralar…
İçimizde şeytan yok. İçimizde acizlik var .Tembellik var. İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var. Hiçbir şey üzerinde düşünmeye ,hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizle kullanmaya lüzum görmeyerek nihayet zamanla kaybettiğimiz biçare irademizle hayatta dümensiz bir sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildiğimiz zaman kabahati meçhul kuvvetlerde, insan iradesinin üstündeki tesirler de arıyoruz.
Yaşlı adamın biri, çölde devesiyle giderken yerde yatan muhtaç birini görür. Su verir, devesine bindirir. Kendisi yürümeyi göze almıştır. O sırada deveye binen adam bir anda deveyi topuklar ve kaçmaya başlar.
Yaşlı adam hırsızın ardından bağırır:
– Oğlum, ne olur kimseye anlatma.
Hırsız şaşkınlıkla durur ve sorar:
– Niye ki?
– Oğlum eğer birileri duyarsa bunu, yarın çölde ihtiyaç içindeki birine kimse yardım etmez.