Sercan

10/10
·88 syf.··
Beğendi
·
2025 21. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 28 Aralık 2025 02:41
Zweig bu kitabında; kendi arzusuna giden yolu açmak için (Baron) en yakınındakini araçsallaştıran, sergilediği eylemleri ise “farkında değilmiş” savunmasıyla örtbas eden narsisistik bir figür (Anne) ile bu süreci en çıplak haliyle gözlemleyen ana karakterin (Çocuk) çatışmasını sunuyor. Her şey ortadayken ısrarlı “farkında olmayış”? Bu durumu psikolojik süreçler açısından düşünürsek; Stratejik bir tercih olarak “bilinçli körlük”; Erkek ve kadın, kendi amaçlarına ulaşmak için çocuğu bir araç olarak kullanırken asıl dikkat çekici olan; kadının tüm süreci rasyonel olarak kavramasına rağmen, bu duruma müdahale etmeyerek pasif bir onay vermesidir. Anne’nin, Baron ile arasındaki o gizli iş birliğine çocuğu bir köprü yapması ve bir yandan da ona “bu olanlara sessiz kalarak varlığınla beni koru” mesajı veren tutumu, karakterin narsisistik boyutunu gözler önüne serer. Çocuğu adeta “yokmuş” gibi bir sessizliğe gömüp bu duruma zemin hazırlamak, sorumluluktan kaçmak için geliştirilen bir savunma mekanizmasıdır. Narsisistik suçlama ve yansıtma; Bu illüzyon bozulup gerçekler yüzüne söylendiğinde; hatayı yapanın sergilediği suçlayıcı tavır asıl karakterini ele verir. Kendi sorumluluğunu almak yerine, dürüstlükle karşısına dikileni “yanlış anlamakla” itham ederek üste çıkmaya çalışmak, narsisistik bir savunma biçimidir. Burada suçlanan kişi aslında dürüst olan değil, suçluluk duygusunu üzerinden atmak isteyenin yansıttığı hedeftir. Maskeler düştüğünde ortaya çıkan o kızarıklık gerçek bir mahcubiyetten midir; yoksa sadece yakalanmış olmanın verdiği o kaçışsız mecburiyetten mi? İmkân bulsa hâlâ inkâr edecek olanın, kaçacak yeri kalmadığında sığındığı o sahte şefkat maskesi; aslında sevginin bir tezahürü müdür, yoksa tüm o sürecin en acı kanıtı olarak mı orada
Yakıcı SırStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202551,3bin okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Spinoza-Rosenberg
9/10
·446 syf.··
2025 1. kitabı
Kitabı iki ana karakter üzerinden ele alacak olduğumuzda Yalom’un terapist kimliğiyle yazmış olması, Spinoza ve Rosenberg hikayesi yerine neden ve nasıl Spinoza ve Rosenberg yaşanmışlığını daha iyi anlamamızı sağlıyor. Kişilik gelişimleriyle ilgili bir çok kuram farklı fikirler öne sürmüştür. Bu incelememizde analitik gelişim kuramlarının katı, değişmez görüşüne eleştirel yaklaşan kişi merkezli Erikson gelişim dönemleri açısından baktığımızda Spinoza ve Rosenberg’in gelişimlerinde ergenlik döneminden itibaren oluşan fikirlere daha çok odaklanıldığı için ‘Gelişim Evresi: Kimlik Kazanımı Karşısında Kimlik Karmaşası ‘ kimlik kazanımında birey kendi kişiliğini kurarken içinde bulunduğu topluma aykırı, gruplara bağlı bir yol izleyebilir. Birey bu süreçte omnipotent düşüncenin etkisiyle (her şeyin en iyisi, büyüğü, haklısı, doğrusu..ve.) olmak oldukça ateşli şekilde fikirlere bağlılığı etkilemektedir. Bu gibi güçlü hisler, davranışlar grubun onayı olmadığında sadece kendi fikirlerine bağlı kalarak da topluma aykırı davranış örüntüleri gösterebilir. Bu toplumsal aykırılık iyi midir, kötü müdür sorusuna cevap kitaba bir bütün olarak bakıldığında Spinoza ve Rosenberg ayrımında görülebilir. Bu ayrıma geçmeden önce Spinoza ve Rosenberg gelişimine ayrı ayrı bakacak olursak Spinoza; İçinde bulunduğu cemaatin ve dini inanışların akılcılıktan uzak durumlarını kabul etmeyerek kendi kimliğini kazanma rolünde ilk adımlarını oluşturmaktadır. Kendi akılcılığı, sebebi bilmeden neden sonuç kurmadan inanmanın zararlarını görmesinden kaynaklanmaktadır. ‘Din görevlileri çağlar boyunca gizemlerin tek yorumcusu olmak istediler. Bu onların çok işine geliyor.’ Düşüncesiyle tekelleşmiş din bilgilerine erişime karşı çıkmıştır. ‘… önemli olan neye inandığın ya da inandığını söylediğin değil, nasıl
Spinoza ProblemiIrvin D. Yalom · Kabalcı Yayınevi · 20132,697 okunma
Puan vermedi·188 syf.··
2024 4. kitabı
Gözümüzü açtığımız andan itibaren hiçbir şeyini bilmediğimiz dünyayı sosyal çevremizle öğrenerek hayatı yaşamak kadar hayatta kalmayı öğreniyoruz. Öğrendiğimiz her şey hayatın devamlılığının gerekliliği. Gelişen ve uygarlaşan toplumlar bu süreçleri hayatta kalmak yerine hayatı yaşamak boyutuna taşıyabilmiştir. Bu süreçte aileden başlayarak topluma uyum, görerek ve öğrenerek kendimize kattıklarımızla devam etmektedir.⠀ ⠀ Hayatın her döneminin yaşanması önemli kritik zamanları vardır. Bu kritik zamanların sağlıklı şekilde devam etmemesi, bu zamanların üzerimizde bıraktığı etkilere takılıp kalmalara neden olabilmektedir.⠀ ⠀ Kitabı ve filmi olan bu eser bir aşk hikayesini anlatan dram filmi kategorisinde olacakken, kahramanlarımızdan birinin yaşı, diğerinin yaşama şekli dikkatimizi çekmektedir. Özsaygı dediğimiz sürecin eksilmesi yaşandığında, ‘sen çok güzel bir kadınsın’ sözüne tepkisizlik, toplumsal ve gelişimsel normlara uygun davranmaktan alıkoyacak kadar şizoidsel takıntı boyutunun getirdiği saplanmaya neden olabileceğini göstermektedir. ⠀ ⠀ Gelişimde kritik dönem dediğimiz süreçler vardır. Bu süreçlerin sağlıksız geçmesi bazen hayatımızın geri kalanını oldukça fazla etkileyecek etkiler ortaya çıkarabilmektedir. Psikanalitik gelişim kuramına da baktığımızda 16 yaşın sağlıklı şekilde yaşanması gereken genital dönem karşımıza çıkmaktadır. Bu sürecin sağlıklı şekilde değil bir istismar boyutunda yaşanması, yakınlaşmaların gerektirdiği duygusal sürecin etkisinin ise duygusal ihmal boyutuyla devam edeceği bir süreci ortaya koymaktadır. ⠀ ⠀ Dışarıdan baktığımızda aşk hikayesi göreceğimiz hikayenin dayandığı gerçekleri görme açısından güzel bir eser olduğunu düşünüyorum. Yaşanmış, böyle şeylere. takılmaya gerek yok çünkü ‘Hayatı güzel yaşamak, insanlığa olan borcumuz.’⠀
OkuyucuBernhard Schlink · İletişim Yayıncılık · 20144,594 okunma
Puan vermedi··
Beğendi
Hepimiz mutlu olacağımız arkadaşlıklar, yakın ilişkiler, birlikte keyif alacağı sosyal çevre ihtiyacı hissederiz. Bu durumu sağlıklı olarak başarabilmek adına önce kendimizi tanımanın önemini bilmemiz gerekiyor. Bu yüzden yeni birini hayatımıza alırken de önce kendimizi sevmek önem kazanıyor. Ve ilişkilerin temeli olan mutluluk hissetmekten sonra en önemli olan etken, güven. Güvenmediğimiz arkadaşımıza kendimizi anlatmak bile zorlayıcı olacaktır ve bu zorlayıcılık mutluluğa engel olacağı için ilişki kurmak süreci bitecektir. Bu durum için ise bizim önce hayata ve kendimize sonra sosyal çevremize duyacağımız güven şeklinde devam edebilir. Kitaptan güzel bir alıntı ‘Dışarıya güvenebilmek içeriye güvenin sağlam bir şekilde tesis edilmesiyle mümkündür.’ Güven sonrası devamı artan sevgi için yine önce kendimizi sevmemiz aradaki tartışmalarda, sorun yaşanma durumlarında sağlıklı şekilde çözüm adına önem kazanmakta. Bunun için önce farkına varmamız gereken, sadece sen olduğun için değerlisin, kendini de sadece kendin için sevmeyi öğrenmek, adım atmak mutluluk katacak. Bunun için ilk adımı atmak zorlayıcıdır. ‘En zor olanı deneyimliyordu. Kendini sevmeye çalışıyordu.’ ama kazandığırdığı mutluluk bu hayatı bir ömür mutlu görmeyi mümkün kılar.
İmkansız İlişkilerden Mümkün İlişkilereBahar Tezcan · Küsurat Yayınları · 20191,610 okunma
Psikoloji
8/10
·244 syf.··
Beğendi
·
2024 1. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 16 Ocak 2024 01:33
Psikoloji, psikanaliz, bilinç ve altı. Dürtü, istek, davranış, his, duygular. Freud, Viyana, insan, anlamak. Edebiyat ve sanatın insana kattığı bir çok güzel ve farklı duygunun insana anlattığı yine insanın kendisi. Edebiyatın ve sanatın ortaya çıkmasında yer alan tarihin tüm sürecinde savaş, barış, aşk, gelişim, bağnazlık... hepsinin kökeninin dayandığı yer yine insan. Bu yüzden geçmişi ve geleceği anlamak için gereken tek anlam, insanı anlamı. Bu yüzden empati, kendine ya da başkasına iyi gelmek, iyi oluş hali, tüm bu seni sen, beni ben yapan şeylerin temeli, kendimiz üzerinden başlayarak başka hayatları anlayabilmek. Edebiyatın ve sanatın içinde de olan psikolojiyi bilmek. Ama sınırsız olarak bilmek önemi. Lou Andreas-Salome, çok duymadığımız bir yazar belki de. Ama Nietzsche'nin evlenme teklifini reddeden yazar olduğunu öğrendiğimizde, kim bu şeklinde tanıma isteği gelmesi. Freud'un da öğrencisi olması, ve bir psikanalistin eseri. Bunları konuşmak da nerden sesimize cevap ise kitabın bütününü anlamamız için gerekli olduğu. 'Klara-Bel kendisi hakkında hiç düşünmezdi, sadece dolaylı olarak sıra kendine gelirdi.' gibi kendimizden kaçıngan kişiliklerimiz, '… bu kadar az şey isteyen ve bu kadar az görünür olmaya çalışan bir başkasını daha tanımıyorum.' diye devam etmesi, hayali oyunların başlaması ile hayallerin bizi mutluluğa ulaştırması adına '… fantezi hikayelerinin neye iyi geldiğini biliyorum artık, çünkü neyin eksik olduğunu bulması ve tamamlaması için iyi bu hikayeler. Hayatta ve insandaki eksiklikleri.' fikir vermesi, insanın anlam, motivasyon gibi dürtü-güdü-davranış sürecini anlatır nitelikte olabilecek, 'Şu hep söylenen bir şeydir: Ancak kişisel mutluluğunun tümüyle yerle bir olması kişiyi gerçek insani olgunluğuna eriştirir, ancak böylelikle etkin bir
RuthLou Andreas-Salomé · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20184,393 okunma