İkinci fikir ise, ev işlerinin devletçe ücretlendirilmesidir. Bu ücretlendirme işine kadınların etkileri olacaktır. Kadınlar aldıkları ücreti yeterli görmediklerinde grev yapabilme hakkına sahip olabilmelidirler. Bu ücretin hangi kaynaktan verileceği sorusuna da bu fikri savunan Marksist feministler iki ayrı şekilde cevap verir; ilki devlet evli erkeklere özgü bir vergi geliştirerek oluşturduğu fondan kadınlara ücret öder. Ama bu şekilde verilen ücret ailenin zaten toplam gelirini geçmeyecektir ve rakam da sembolik olacaktır; yine para kocadan alınıp karısına verileceği için de pek sağlıklı görülmemiştir. İkinci yol ise devletin evli bekâr ayrımına gitmeden her bireyden topladığı bir vergiden ödeyeceği ücrettir. Ama bu da bekârlarla, karı koca çalışan çiftlerin durumunu evli olup eşleri çalışmayan ailelere karşı kötü duruma düşürecektir. Yine bu uygulama kadınları ev kadınlığına itecek, onlara çalışmamaları için ortam sağlayacaktır. Kadınların evde kalmayı istemesi ise onu ev ve eşyanın hizmetçisi yapacak ve baştan beri feminizmin eleştirdiği bir düzleme kadın yeniden yerleşecektir.
Uzun zamandır okuduğum en güzel cümle, "Din için akıl, hakikati belirlemeye değil anlamaya memurdur." Aklına yatmayan hükümleri inkar edenlerimizin sayısı yadsınamayacak kadar fazla. Evvela, nakil akıldan önce gelir. Önce sana o aklı bahşeden ne diyor ona bak, sonra mahdut aklına bel bağlarsın. Rehberi mahdut aklı olan eninde sonunda yolda kalmaya mahkumdur. Unuttuğumuz bir diğer hakikat ise: Dünyadan geçmiş ve geçmekte olan insan sayısı kadar da akıl mevcut. Yarın da başka nevi akıllar zuhur edecek. Herkesin idrak seviyesi ayrı olduğuna göre, öyle her aklımıza, bir diğer ifadeyle nefsimize uymayanı çıkarıp atsaydık elimizde iman edecek bir İslam kalır mıydı acaba?
Daha dokunmadan kurudu irem
çöllere bir türlü yağamıyorum
yeni bir koşunun başlangıcında
biraz deprem sonrası
biraz şehir hülyası
bir kalp yangınından geriye kalan
siyah gözlerine beni de götür
artık bu yerlere sığamıyorum.
Pembe uçurtmalar yolladığından beri
sarardı tiryaki menekşeleri
sonbaharın tozlu kafeslerinde
sevgi turnaları yakalıyorum
turnalar gidiyor; ben kalıyorum
avareyim, asudeyim, yorgunum
bilmiyorum neden sana vurgunum
Erzurum garında banklar üstünde
uyku tutmuyor karanlıkları
yitik düşlerimi kovalıyorum
gölgeler gidiyor; ben kalıyorum.
Binbir türlü kokuyorsa yaylalar
siyah gözlerine beni de götür
baharın koynundan koparıp sana
ipek bir mendile sardığım yüreğimle
şehzade gülleri gönderiyorum
umutlar kalıyor; ben gidiyorum.
Bütün yelkenlileri, deniz fenerlerini
kaptanları sorgulayan
Başında böyle bir liderle düzen değiştirmeye kalkan Halk Partisi, acaba hangi düzeni değiştirecek? Bu düzen altı okun üzerine kurulmuş, kendi düzenleridir, kendi kendilerini inkâr edeceklerse, kendi düzenlerini değiştireceklerse o başka, biz onların düzenlerine karışmayız!