Daha dokunmadan kurudu irem
çöllere bir türlü yağamıyorum
yeni bir koşunun başlangıcında
biraz deprem sonrası
biraz şehir hülyası
bir kalp yangınından geriye kalan
siyah gözlerine beni de götür
artık bu yerlere sığamıyorum.
Pembe uçurtmalar yolladığından beri
sarardı tiryaki menekşeleri
sonbaharın tozlu kafeslerinde
sevgi turnaları yakalıyorum
turnalar gidiyor; ben kalıyorum
avareyim, asudeyim, yorgunum
bilmiyorum neden sana vurgunum
Erzurum garında banklar üstünde
uyku tutmuyor karanlıkları
yitik düşlerimi kovalıyorum
gölgeler gidiyor; ben kalıyorum.
Binbir türlü kokuyorsa yaylalar
siyah gözlerine beni de götür
baharın koynundan koparıp sana
ipek bir mendile sardığım yüreğimle
şehzade gülleri gönderiyorum
umutlar kalıyor; ben gidiyorum.
Bütün yelkenlileri, deniz fenerlerini
kaptanları sorgulayan
Başında böyle bir liderle düzen değiştirmeye kalkan Halk Partisi, acaba hangi düzeni değiştirecek? Bu düzen altı okun üzerine kurulmuş, kendi düzenleridir, kendi kendilerini inkâr edeceklerse, kendi düzenlerini değiştireceklerse o başka, biz onların düzenlerine karışmayız!
Kardeşlerim; Halk Partisi'nin bu millete yaptığını müstemlekeciler müstemleke halkına yapmamışlardır!
Şurası acı bir hakikattir ki, Milli Mücadele'de zafer kazanıldıktan, binlerce şehit vatan uğuruna, din uğruna, hilâl istiklâl uğruna, kara topraklara kefensiz gömüldükten sonra, Halk Partisi tarafından bu ruha ihanet edilmiş, büyük iman cephelerinin sesi susturulmuştur. Paris sokaklarında yetişenler, hukukubeşer beyannamesini ezbere bilenler, lâiklik ve inkılâpçılık perdesi arkasında, yoksul Anadolu halkının imanını, vicdanını, hak ve hukukunu pervasızca çiğnediler. İklimlere ve kıt'alara hükmeden ecdadımızı, şurada burada, Halkevleri'nde türlü kılıklara sokarak tahkir ve tezyif ettiler. Bizi mazimizden, bizi kökümüzden, bizi bizden ayrıldılar. Ne kadar batırdılarsa, o kadar "kurtardık", ne kadar yıktılarsa o kadar "yaptık", ne kadar öldürdülerse o kadar "yarattık" dediler.