Sergen YOKUŞ

Sergen YOKUŞ
@sergenyokus
Öğretmen
İngiliz Dili ve Edebiyatı lisans ve yüksek lisans
Kars
17 Ekim
54 okur puanı
Kasım 2023 tarihinde katıldı
Puan vermedi·102 syf.··
2024 6. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 18 Ağustos 2024 21:45
Yılanı Öldürseler eseri sonu baştan belli olan bir kısa roman (novella) fakat okur bunu bilmesine rağmen eserin sürükleyiciliğinin yok olduğunu hissetmiyor. En azından benim için böyle olmadığını ifade edebilirim. Ünlü Latin Amerikalı yazar Gabriel García Márquez'in Türkçe'ye Kırmızı Pazartesi ismiyle tercüme edilen eserini okurken de aynı heyecanı hissetmiş ve heyecanımı eser boyunca diri tutmuştum zira o eserin daha ilk cümlesinde eser boyunca ve sonunda ne olacağı ifade edilmişti yazar tarafından ama eser yine de büyüsünü yitirmemişti benim için. Yılanı Öldürseler eseri için de benzer bir durumu ifade edebilirim elbette. Dokuz yaşındaki Hasan'ın anasının katili olduğu kitabın arka yüzünde dahi yazmaktadır ama bu hakikâtin arka planı asıl mühim olandır ve onu da eser sunmaktadır bize. Dün yaklaşık dört saatte eseri okudum ve eserin zihnimde yarattığı olgu uzun süre hatırlanacak türden. Romanın ilk baskısı 1976 yılında yapılmış ve o günün Çukurova'sının yakınında olan antik kent Anavarza'da geçen eser her ne kadar köyle sınırlandırılmış gibi gözüken bir mekâna sahipse de bu köyün -Aşağı Anavarza- toplumun bir minyatürünü sunduğu düşüncesindeyim çünkü bazı basmakalıp yargılar her ne olursa olsun bazı toplumsal düzlemlerde "güncelliğini" muhafaza etmiştir. Bu eserdeki töre cinayeti de bir nevi köyün hepsinin işlediği ve bu sayede herkesin işlediği bir cinayette kimsenin suçlu olmadığının bir anlatısı. Meşruiyet çoğunlukla toplumla elde edilmiştir tarihsel olarak ve bu yüzden Hasan "meşru" bir eylemi ifa ederek toplumsal zeminden kabul almıştır. Çoğunluğun alenen yanlış olan eylemlere meşruiyet kazandırması elbette insanlık tarihi kadar eskidir ama eseri okurken benim aklıma ilk gelen Roma İmparatorluğu'nun Yahudiye Valisi olan Pontius Pilatus'un Hz. İsa'nın çarmıha
Edebiyat
Yılanı ÖldürselerYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202028bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·528 syf.··
2024 5. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 13 Ağustos 2024 21:25
Dan Brown'un Robert Langdon serisinin kronolojik olarak üçüncü romanı ve önceki iki Langdon romanında olduğu gibi bu romanda da olay örgüsünün merkezî unsuru asırlar boyunca çeşitli komplo teorilerine konu olmuş bir kurum/örgüt. Bu romandaki kurum tarihsel olarak Mısır Piramitleri taş ustalarından ilham alan bir yapı: Masonluk. Elbette Masonluk dışında Noetik bilim anlayışını, Hermetizm'i ve Antik Gizemciliği de kurgunun içerisinde tarihsel olgularıyla yedirilmiş bir şekilde görmek ve bu kavramları daha iyi bir biçimde idrak etmek de mümkün. Bunların yanı sıra tarihî ve mimari detaylarıyla çok derin bir biçimde okura sunulmuş olan Washington D.C.'yi zihnimde tasvir edip hakkında birçok araştırma yapmam da roman sayesinde gerçekleşti. Olay örgüsü okurun merak düzeyini o kadar güzel bir seviyeye yükseltiyor ki araştırmamak bir seçenek olmuyor bence okur için. Robert Langdon serisini elbette müthiş bir şevkle bitireceğim Cehennem ve Başlangıç kitaplarının ardından ve Kayıp Sembol eseri de okuyacaklar için çok güzel bir tat bırakıp yer yer dumura uğratabilecek bir roman. Herkese iyi okumalar dilerim.
Edebiyat
Kayıp SembolDan Brown · Altin Kitaplar · 200920,3bin okunma
Puan vermedi·384 syf.··
2024 3. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2024 21:31
Eser, futbol kültürü konusunda bir nevi bir kült haline dönmüş bir araştırma, gazetecilik ve deneme türlerini harmanlayan kurgu dışı bir çalışma. Eseri 9 aylık bir zaman diliminde 22 ülkeyi gezerek gittiği yerlerde hem futbolla hem de futbolun etkilediği ve etkilendiği başta politika gibi çeşitli alanlardaki çeşitli kişilerle yaptığı görüşmeler sonucunda oluşturmuş Simon Kuper. 1969 doğumlu olan Simon Kuper eseri 1994 yılında tamamlamış ve ilk baskısı da İngilizce'de "Football Against The Enemy" ismiyle yayımlanmış. Yaklaşık 24 yaşında bu eseri tamamlayan Kuper'in başarısı gerçekten takdire şayan. İlk baskısından itibaren çok tartışılan ve çok ses getiren eserlerin başında geliyor kitap. Türkçe'ye çevirisi 1996 yılında gerçekleşmiş ve aslına sadık olmayan özgün bir çeviriyi başlıkta görmek mümkün. Futbol asla sadece futbol değildir ifadesi kitapta birkaç paragrafta geçiyor ve bu yüzden kitabın başlığı olarak tercih edilmesi açıkçası bence tuhaf olmamış. Aksine kitabın meramını ifade eden çarpıcı bir başlık olmuş. Eserin meramını anlatan en çarpıcı alıntılardan bir tanesi 22. sayfada şu cümlelerle ifade edilmiş Kuper tarafından: "Bir oyun milyarlarca insan için önemli olduğu takdirde sadece bir oyun olmaktan çıkar. Futbol asla sadece futbol değildir: Futbol savaşlar çıkmasına ve devrimler yapılmasına neden olur, mafyayı ve diktatörleri âdeta büyüler." Yazarın da ifade etmiş olduğu üzere futbol yeryüzünde artık sadece bir oyun değildir. Etkisi bunun çok ötesindedir çünkü bugün stadyumlar en ağır sansürün uygulandığı ülkelerde dahi büyük bir ifade alanıdır. Bunu sadece bir oyun olan sıradan bir sporun yapamayacağı aşikârdır. Futbolun dönüştürücü gücünün ne denli çarpıcı olduğunun farkına varmak için yazarın 361 ve 362. sayfalarda yer alan şu satırlarına bakmak çok
Futbol Kültürü
Futbol Asla Sadece Futbol DeğildirSimon Kuper · İthaki Yayınları · 2022234 okunma
Puan vermedi·314 syf.··
2024 2. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 19 Mart 2024 11:25
Michel de Montaigne 1533 yılında doğan ve varlıklı bir ailede dünyaya gelip deneme türünün öncüsü olan Fransız bir yazar ve düşünür. Bu cümlede ifade ettiğime birçok okur zaten aşinadır. O yüzden kitabın bana bıraktığı etki üzerine yazmam daha yerinde olacaktır. Okumaktan en haz aldığım tür, kurgunun en son ortaya çıkan türlerinden birisi olmasına rağmen toplumsal düzlemde en çok karşılık bulan roman türü olmuştur ama bu defa bir kurgu dışı bir eser okumak benim için sadece okuma hazzına sebep olmadı aynı zamanda da yaşamımızda çok belirgin olan ama bir o kadar da farkında olmadığımız birçok noktanın daha bariz bir biçimde gün ışığına çıkmasına vesile oldu. Her ne kadar Montaigne bu yazdıklarını etrafındaki insanlar için yazdığını eserde ifade etse de eserin bunun ötesinde olduğu çok açıktır. Ayrıca, bir türün öncüsü olan eserler - genellikle - ilk eser olmalarından ötürü bir yavanlığı içerseler de bu eser için bir edebiyat bölümü mezunu ve Batı Edebiyatı üzerinde birçok eser okuması ve tahlili yapmış birisi olarak diyebilirim ki o yavanlık yoktu ve türünün ilk örneklerinden birisi olmasına rağmen eser ufkun ötesine geçiyor; tanınan bir olguyu bilinen bir şeye dönüştürüyor. Yaşamdaki birçok mesele üzerine fikirlerini beyan eden Montaigne, bunu yaparken düşüncelerini katmerlemek için Romalı sanatçılara eserde birçok yerde başvuruyor. Bunlardan bazıları olarak Terentius, Horatius, Seneca ve Ovidius ele alınabilir ve her birinin hem Roma edebiyatında hem de Roma siyasetindeki önemini ilgililer gözden kaçırmayacaktır. Yazarın bu eğilimi elbette Latince konusundaki erken yaştaki eğitiminden ileri geliyor. Biyografisine bakan benim gibi meraklı okurlar görecektir ki Montaigne, Fransızca'dan evvel Latince'de mahir olmuştur ve bu sürecin etkisi yaşam boyu sürmüştür yazar
Felsefe-Düşünce
DenemelerMontaigne · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202065,6bin okunma
Puan vermedi·616 syf.··
2024 1. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 09 Mart 2024 16:21
Bugüne dek birçok tarihî roman okudum ve bundan sonra da birçok tarihî roman okuyacağım ama bana bu denli tesir edip ve kurgusunda 1908 yılından itibaren sanki o yılda ve akabinde Selanik'te, Dersaadet'te, Trablusgarp'ta veya 1926 yılı İstanbul'unun Pera'sında herhangi bir anında herhangi bir vakaya şahit olurmuşçasına bir eserde yaşamayı bir daha ne zaman deneyimlerim merak ediyorum. Müthiş düzeyde sarsıcı ve aynı zamanda tarihsel olguların romanın içeriğinde sunuluşu açısından bilgilendirici bir eserdi. İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne II. Meşrutiyet'in 23 Temmuz 1908'deki ilanından evvel dahil olan romanın anlatıcısı Şehsuvar Sami, okura yaklaşık 1907 yılından itibaren yaşananları hem şahsi perspektifinden hem de nesnel tarihsel düzlemde o dönemki Osmanlı toplumu üzerindeki genel tesiriyle bizlere sunuyor. II. Meşrutiyet'in ilanının ardından sanki deyim yerindeyse hızlı bir biçimde akan tarih, Şehsuvar'ı da yüzleştiği ikilimde bir seçim yapmak durumunda bırakacaktır. Böylece soluksuz bir okuma serüveniyle, o devri de daha iyi idrak etmek mümkün olacaktır. Şehsuvar Sami karakterinin tutkusu, her zamanda ve zeminde -bazı anlarda sesli bir biçimde bunu dışa vurmasa da- yanlış olanı tenkit etmesi, sevdiği kadın Ester'a yazmış olduğu mektuplardaki açıklığı ve belki de en önemlisi inandığı çizgide yaşamını sürdüren bir fert olması sebebiyle onu, zihnimde yaşayan kanlı canlı bir şahsiyete dönüştürdü. Hem Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye'nin son devrini ve II. Meşrutiyet sonrası İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin yönetim üzerindeki hakimiyetini hem de cumhuriyetin ilanının ardından Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarına dair nitelikli bir panorama inşa etti roman zihnimde. Bu sebepten ötürü, okuyacak olan herkese iyi okumalar dilerim.
Edebiyat
Elveda Güzel VatanımAhmet Ümit · Yapı Kredi Yayınları · 202014bin okunma