–... –Diyarbakır'ı düşürseydiniz ne yapacaktınız? – Orada tutunmaya bakacaktık. Ankara'ya, yazacak şeriat isteyecek ve anlaşma yolu arayacaktık. Biz Kürdistan değil, Allah için ayaklandık...
Sayfa 63 - Büyük doğu yayınları·Kitabı okuyor
Ceza kanûnnâmesi tektir ve geneldir. Bu, doğrudan doğruya İslâm hukukunda genel ukûbât (ceza) anlayışından doğar. Ukûbât konusunda müslim ve gayrimüslim aynı durumdadır. Bunun içindir ki, 1583 tarihli bir kanûnda "tüm imparatorlukta suçlar karşılığı konulan örfî cezalar" (âmme-i memâlik-i mahrûsada cinâyât mukabelesinde vazolunan cerâim-i ma'rûfe")dan söz edilmiştir. Ceza kanûnnâmesinin bu genel karakteri dolayısıyladır ki, sancak kanûnnâmelerinde cezalar bahsinde sadece eski Osmanlı kanûnlarına baş vurulması ("kanûn-i kadîm-i Osmânî'ye müracaat olunması") kaydedilmiştir. Bugün elimizde ilk döneme ait üç Osmanlı ceza kanûnnâmesi, yani Fâtih, Yavuz Selim ve Kanunî Süleyman kanûnnâmeleri vardır. Bu üç kanûnun karşılaştırılması Fâtih kanûnundaki hükümlerin, 16. yüzyılda da pek az farkla geçerli kaldığını ortaya koymaktadır. Osmanlı ceza kanûnnâmesi, normal olarak Şerîatın koyduğu esasları (kısas, diyet vs) içerir. Fakat onun yanında Şerîatın belirlemediği taʻzir cezalarında, sultanın örfî yetkisi prensibine dayanarak birtakım ayrıntılı kurallar koyduğunu görmekteyiz. Bunun içindir ki, Osmanlı ceza kanûnnâmeleri de bir ferman (hükm) şeklinde ilân olunmaktadır ve "cerâim-i ma'rûfe" veya "siyasetnâme" adıyla anılmaktadır. Hatta şerî maddelerde bile, meselâ adam katline ait diyet konusunda, diyet miktarı yine örfî-sultanî bir emrin konusu olmaktadır (Fâtih Kanûnnâmesi, madde 2). Para cezaları, güvenlik işlerinden sorumlu olan subaşı, timarlı sipahi gibi memurların dirliklerine dahil mühim bir gelir kaynağı olduğundan, devlet buna ait durumların düzenlenmesi ve ayrıntıların tespiti ile uğraşmak gereğini duymuştur. Öbür yandan, cezaların yerine getirilmesi yalnız sultanî otoritenin tekelindedir. Yalnız kadı, gerek Şerîat gerekse Kanûn-i Sultânî alanında ancak hüküm vermek
Sayfa 236 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bir bakıma Şerîat için müfti ne ise, örfî kanûnlar için de nişancı öyle sayılır (bunu belirtmek için bir nişancıya "müftî-i kanûn" lakabı verilmiştir). Pâdişahın çıkardığı bütün örfî kanûnlar, nişancının onayından geçer, zira onların onayı, yani pâdişah tuğrasının çekilmesi nişancı eliyle yapılır. Öbür yandan vergi sisteminin, timar teşkilâtının, toprak tasarrufunun kütük defterleri niteliğindeki tahrîr defterleri onun gözetim ve kontrolü altındadır. Örfî hukuk alanına ait ferman ve kanûnlar; çoğu kez bu defterlere kaydedilir. Bu suretle kanûnların en son resmî kopyaları nişancının eli altındadır. Örfî hukuka ait meselelerde en son geçerli kanûnu bildiren makam, nişancılık makamıdır. Onun içindir ki, Fâtih, kanûnların toplanması işini nişancıya havale etmiştir.
Sayfa 231 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Modernitenin bize sunduğu herhangi bir menfaatin bedeli o kadar yüksektir ki bunu ifa edebilecek güce sahip değiliz.
Sayfa 222
Sömürgecilik sömürgelerde değil, Avrupa'nın kendisinde başladı ve bunun sebebi erken modern Avrupa'nın, bilginin sistematik bir şekilde doğayı, kendi benliğimiz de dahil olmak üzere, boyunduruk altına almak için kullanıldığı bir arayışa girmiş olmasıdır.
Sayfa 194
Eski Osmanlı rivâyetinde mâliye ve timar sistemine dair Osman Gazî'nin bazı kanûnlar koyduğu nakledilirse de, bu rivâyetin i'timada değer olmadığını belirtmeye hacet yoktur. Ancak kesin olarak bildiğimiz bir nokta vardır ki, o da 1300 tarihlerinden sonra Osman Beg'in teşkilâtlı bir siyasî varlığı temsil ettiği, bir beyliğin başı olduğudur. Yine Osman Gazî zamanına atfolunan bir olay, genelde Şerîatle örf arasındaki çatışma hakkında kayda değer: Pazar bacı alınması hakkında bir teklif karşısında Osman Gazî, "Tanrı mı buyurdu, yoksa beyler kendiler mi ettiler, der. Bir kişi eydür: Türedir Hânım, ezelden kalmıştır". Osman Gazî onu şiddetle azarlar. Fakat "Pazar beylerine âdettir" diye açıklayınca, o zaman kabul eder ve örfî olan bac kanûnunu kor. Bu kayıt, başka tüm İslâm devletlerinde olduğu gibi, Osmanlı Devleti'nde de iki ayrı hukuk kaynağı Şerîat ve Kanûn'un daima tartışılmış olduğunu gösterir.
Sayfa 228 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih