Nurun İlk Kapısı
10/10
··
Beğendi
KALBE FÂRİSİ OLARAK TAHATTUR EDEN BİR MÜNÂCÂT Yani bu münâcât, kalbe Fârisî olarak tahattur ettiğinden Fârisî yazılmıştır.Evvelce, matbû olan Hubâb Risâlesinde derc edilmişti.Yâ Rab! Tevekkülsüz, gafletle, iktidar ve ihtiyarıma dayanıp derdime derman aramak için cihât-ı sitte denilen altı cihette nazar gezdirdim. Maatteessüf derdime derman bulamadım. Mânen bana denildi ki, "Yetmez mi dert, derman sana?"Evet, gafletle sağımdaki geçmiş zamandan teselli almak için baktım. Fakat, gördüm ki; dünkü gün, pederimin kabri ve geçmiş zaman, ecdâdımın bir mezar-ı ekberi sûretinde göründü. Teselli yerine vahşet verdi. Hâşiye 1Hâşiye 1: İmân, o vahşetli mezar-ı ekberi, ünsiyetli bir meclis-i münevver ve bir mecmâ-ı ahbab gösterir.Sonra, soldaki istikbâle baktım; derman bulamadım. Belki yarınki gün, benim kabrim ve istikbâl ise, emsâlimin ve nesl-i âtînin bir kabr-i ekberi sûretinde görünüp, ünsiyet değil, belki vahşet verdi. Hâşiye 2Hâşiye 2: İmân ve huzur-u imân, o dehşetli kabr-i ekberi, sevimli saadet saraylarında bir dâvet-i Rahmâniye gösterir.Soldan dahi hayır görünmediği için, hazır güne baktım. Gördüm ki, şu gün, güyâ bir tabuttur; hareket-i mezbûhânede olan cismimin cenazesini taşıyor. Hâşiye 3Hâşiye 3: İmân, o tabutu, bir ticaretgâh ve şâşaalı bir misafirhâne gösterir. Bu kısmın Arapça ve Farsça ibârelerinin mânâları ve açıklamaları hemen altlarında verildiğinden, başka bir meâl konulmamıştır. İşbu cihetten dahi devâ bulamadım. Sonra başımı kaldırıp şecere-i ömrümün başına baktım. Gördüm ki, o ağacın tek meyvesi, benim cenazemdir ki, o ağacın üstünde duruyor, bana bakıyor. Hâşiye 4Hâşiye 4: İmân, o ağacın meyvesini cenaze değil, belki ebedî hayata mazhar ve ebedî saadete namzed olan ruhumun eskimiş yuvasından yıldızlarda gezmek için çıktığını gösterir.O cihetten dahi me’yus
Risale-i Nur KülliyatıBediüzzaman Said Nursî · RNK Neşriyat · 0859 okunma
Puan vermedi·206 syf.··
2025 1. kitabı
Posta kutususundaki mızıkaya... Kaç zaman geçti nerelere gitti ,nelerin yaşandığını anlayamadı, olanların farkında değildi ama yine olmaktan keyif aldığı yerde, her an etrafta hareket olan salonda,konsolun üstünde... 2005’te Kadıköy’de bir kırtasiyeden alınıp, satır satır okunup,hediye edildiği günden beri nelere şahitlik etmiş, nelere sebep olmuştu oysa ki... Kitaplar ,kitaplar ,kitaplar hep vardı etrafta.Onun yeri hep özeldi ,ne olmuştu da aylarca bir kolide hiç dokunulmadan tek bir sayfası dahi açılmadan durmuştu.Daha öncede kolilerle ordan oraya taşınmış, evi, yurdu değişmişse de ona verilen önem hiç azalmamıştı. Ne kadar orada kalmıştı, neler yaşanmıştı, bu ev neden eksikti? Sesinde neşe olan kadın neden bu kadar az konuşuyor,daha çok kahve içiyor, daha az uyuyordu. Peki gülünce gözleri gülen, kahkahasıyla yeri göğü inleten adama Ne olmuştu? Belki de çok basit bir açıklaması vardı tüm bu yaşanılanların ama ayrılık hüznü evin her köşesine sinmişti. Hep etraflarında bir yerlerde olurdu.Değişik zamanlarda yeni basımlarını almış olsalarda , bu yaprakları iyice sararmış, cildi yıpranmış, bazı satırları el titreyerek çizilmiş,7. Basımın yeri hep ayrıydı zihinlerinde, gözlerinde, ellerinde... Kaç yıldır sayfaları arasında bir kaç gül yaprağıyla onlara eşlik eden bu kitabın aslında birlikte inşa edecekleri hayatlarının ilk tuğlası olduğunu ikisi de bilimiyordu... Birbirlerini yıllardır tanıyor olmalarına rağmen, isimle hitap etmek artık eksik kalıyordu. Bey-Hanım deseler deli deli akan kanlarına ters düşecekti. Zamane İnsanlarının sevgisiz şekilci hitapları ikisi içinde yok sayılan türlerdendi. Aradıkları da yoktu ama bulduklarında çok sevdiler, çok sevindiler. Ne diyordu 9. Mektupta “Sevgili olunmadan dost,dost olunmadan sevgili olunmuyor.” Aralarındaki kuvvetli
Posta Kutusundaki MızıkaA. Ali Ural · Şule Yayınları · 202022,9bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·416 syf.·
2025 22. kitabı
Divan Edebiyatına mesafeli olsam da genel bilgimi tazelemek için okumak istediğim kitaptı. Kabaklı, edebiyatta otoriter sayılan isimlerden fakat eserin başındaki "Kimliğini aramaya başlayan milletimiz, beynine Batı balyozu ile vurulup sersemletilmiş uyurgezer asırdan sonra, aşkını, felsefesini, inancını ve kimsede olmayan nurlu, şefkatli duygularını biraz da bu divan'larda bulacaktır. Biraz da türkülerimizde, saray ve mabet mimarimizde, musikimizde, nakışlarımızda, masallarımızda, koşmalarımızda, efsanelerimizde ve elbette yüce dinimizin derununda bulacaktır." cümleleri beni şaşırttı. Kabaklı hem burada vurguladığı üzre hem de muhafazakârların şairi Necip Fazıl'a "Şairler Sultanı" diyerek dindar dünya görüşüne sahip olduğunu belli ediyor. Kişinin dini, dindarlığı, dünya görüşü kendisini ilgilendirir; kimseye zararı olmadığı sürece saygı duyulması da zorunludur. Fakat araştırmacı ve bilgi üreten kimliğindeki birinin bu kadar taraflı yaklaşımını haklı bulmuyorum. Çünkü dert, karşı tarafı kötü göstermek değil tarafsız olarak durumu ortaya koymak olmalı. Kanımca Kabaklının sergilediği tavır, (din sahiplerinin değil) fanatik dinci kesimin komplekslerini yansıtıyor ve kendini komik duruma düşürüyor. Eser; Divan Edebiyatının ortaya çıkışı, yükselişi ve bitişini Osmanlı'nın kuruluş, yükseliş ve çöküşü ile ilişkilendirerek safha safha, ayrıntıya boğmadan, güzelce anlatıyor. Yer yer Kabaklının yerinde analizlerini de okuyoruz ki zaten edebiyat, tarihi gelişmelerden ayrı düşünülemez. İçerisinde duyduğumuz şairler, yazarlar kadar duymadıklarımız da yer alıyor. Ama çoğundan isim zikredilerek bahsediliyor, ayrıntıya girilmiyor. Bu anlamda genel bilgi edinmek için yüzeysel ama güzel kaynak diyebilirim. Ayrıca şair padişahlar ve şiirlerini de okuyoruz. Beğendiğim iki
Divan EdebiyatıAhmet Kabaklı · Türk Edebiyatı Vakfı · 201611 okunma
8/10
·120 syf.··
2025 83. kitabı
Farabi (Ebu Nasr Muhammed İbn el-Farah el-Farabi), 870 yılında Türkistan'ın Farab şehrinde doğmuş ve 950 yılında Şam'da vefat etmiş ünlü bir Türk-İslam filozofu, bilim insanı ve müzisyendir. Farabi aldığı eğitim sayesinde Arapça, Farsça, Grekçe ve Latinceyi iyi seviyede öğrenmiş ve bununla birlikte bu birikimin getirdiği yetiyle Aristoteles’in ve Platon’un eserlerini okumuş ve irdelemiş, Ebu Bekr Serrac’tan da gramer ve mantık dersleri almıştır. Batı dünyasında "Alfarabius" olarak da tanınır. İslam felsefesinin en önemli kurucularından biri olarak kabul edilir.Farabi, hayatının büyük bir bölümünü Bağdat'ta geçirmiş ve burada dönemin önemli alimlerinden dersler almıştır. Felsefe, mantık, tıp, matematik ve müzik gibi çeşitli alanlarda kendini geliştirmiştir. Yunanca ve Süryanice'yi öğrenerek Antik Yunan felsefesini yakından incelemiştir.Farabi'ye göre evren, zorunlu varlık olan Tanrı'dan sudur (taşma) yoluyla meydana gelmiştir. İlk akıl, ikinci akıl ve felekler silsilesiyle evren oluşmuştur.Bilginin kaynağını akıl ve duyular olarak kabul eder. Aklı, potansiyel akıl, etkin akıl ve müstefad akıl şeklinde sınıflandırır. İnsanın en yüksek amacının mutluluk olduğunu savunur. Mutluluğa erdemli bir yaşam sürerek ve aklı kullanarak ulaşılabileceğini belirtir. Ünlü bir müzik teorisyeni ve icracısıdır.Hava titreşimlerinden ibaret olan ses olayının ilk mantıki izahını Farabi yapmıştır. O, titreşimlerin dalga uzunluğuna göre azalıp çoğaldığını, deneyler yaparak tespit etmiştir. Kanun adlı müzik aletini icat ettiği ve rübabı geliştirdiği rivayet edilir. Sesin fiziksel özelliklerini incelemiş ve müzik aletlerinin yapımı için kurallar geliştirmiştir. Farabi, hem İslam dünyasında hem de Avrupa'da felsefe ve bilim düşüncesini derinden etkilemiştir. Eserleri Latinceye çevrilerek Orta Çağ
Farabi - Var mısın ki Yok Olmaktan Korkuyorsun?Mesud Topal · Destek Yayınları · 20209,3bin okunma
Puan vermedi·232 syf.·
2025 268. kitabı
Sarhoşluk; alkollü içki veya keyif verici bir madde sebebiyle kendini bilmeyecek durumda olan (kimse), esrik, mest, sermest olarak tanımlanabilir "Tarihin hangi döneminde, dünyanın hangi köşesinde yaşamış olurlarsa olsunlar, insanlar oldum olası toplaşıp sarhoş olmayı bilmişlerdir. Dünya yalnız başına ve ayık kafayla deneyimlenen bir yer değildir, hiçbir zaman da yalnız başına ve ayık kafayla yeterince iyi deneyimlenmemiştir. Dünyanın hemen tüm kültürlerinde içki ve içkinin olduğu her yerde de sarhoşluk vardır. Dolayısıyla insanlığın tarihi biraz da sarhoşluğun tarihidir. Ve bu tarihte, on milyon yıl önce belki de sırf ormanın tabanında olgunlaşıp çürümeye yüz tutmuş meyvelerin aşkına ağaçtan inen primat atalarımız da vardır, Antik Mezopotamya’da tavernacı kadından “Papsir kanalı gibi köpürmüş” gernik buğdayı birası isteyen Sümerler de. Bu tarih, Sokrates hariç herkesin zil zurna sarhoş halde bir köşeye kıvrılıp sızdığı Antik Yunan sempozyumlarını da görmüştür, Baudelaire’den binlerce yıl önce, Nil Nehri’nin kıyısında hep bir ağızdan “Sarhoş olun!” şarkısının söylendiği Sarhoşluk Festivali’ni de. Bu tarih, asla yamuk mindere oturmayan ve bir tek şarap konusunda kendisine sınır koymayan Konfüçyus’u da yazmıştır," "ayık gezmeden bilinen dünyanın tamamını fetheden Büyük İskender’i de." "Keyifle bira içiyorum, İçtiğimin deminde güzelleşiyorum. Bedenim baştan ayağa mutlandı, Gönlüm soylu cüppesini kuşandı. İnanna’nın yüreği mutlandı yeniden. İnanna’nın yüreği mutlandı yeniden. Ey Ninkasi! Farklı bilgilendirici kıtabı gerıde bıraktık Sarhoşluğun Kısa Tarihi
Araştırma-İnceleme Tarih
Sarhoşluğun Kısa TarihiMark Forsyth · A7 Kitap · 20241 okunma
Puan vermedi·240 syf.··
2024 60. kitabı
Kaleme aldığı eserlerinde gerçekçiliğin peşinden giden ve okuyucuları her fırsatta pozitif bilimlere yönlendiren Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç adlı romanı ilk olarak 25 Nisan-20 Haziran 1910 tarihleri arasında Sabah gazetesinde tefrika edilmiş, daha sonra 1912’de kitap olarak basılmıştır. Yazarın daha önceki romanlarında da karşımıza çıkan güldürü unsurları bu eserinde de yer almakta, bununla birlikte onun ortaya koyduğu toplumsal bozulmalar günümüzde de hüküm sürmektedir. Bu cihetten düşünülecek olursa Gürpınar’ın topluma ışık tutan bir ayna olduğu ve böylelikle bizi çeşitli konularda akıl yürütmeye ve vicdanları yoklamaya sevk ettiği yadsınamayacak bir gerçektir. Hüseyin Rahmi'nin Hakka Sığındık, Şık, İffet, Ben Deli Miyim?, Gulyabani, Efsuncu Baba, Metres adlı kitaplarında da görüleceği üzere onun ince ince işlediği karakterleri, millet olarak geri kalmışlığımızın nedenlerini tespit etmek, ahlaki yozlaşmışlığımızın izlerini sürmek, kadın-erkek ilişkilerine ışık tutmak ve doğrudan okuyucunun fikir dünyasını geliştirmek için biçilmiş bir kaftan gibidir. Batıl inançların, dedikodunun, hilenin, yalanın hüküm sürdüğü toplumların batmaya müsait olduğu, aklın ve gerçeğin izinden gidenlerinse kurtuluşa ereceği fikrinin hâkim olduğu eserlerinde Hüseyin Rahmi, güldürü unsurlarını belki de çok kullandığı içindir ki bizim kanayan yaralarımıza parmak basarken kendimizi sorgulamamıza da vesile olmakta ve böylelikle eserlerinin sıkılmadan ve keyifle okunmasını sağlamaktadır. Zaman zaman aynı konuların işlendiği kuruntusuna kapılsak da olayların işlenişi ve her biri bir diğerinden daha dikkat çekici ele alınan karakterler sayesinde Gürpınar’ın kitaplarını ayrı bir merak duygusuyla okuyabileceğimizi söyleyebilirim. Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç,
Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaçHüseyin Rahmi Gürpınar · Can Yayınları · 202025,7bin okunma