Bir sabah BTR zırhlı araçla sınır boyunca gidiyorum. Baktım, çalılık bir bölgede, insanların sırtlarında çalı kaçışıyorlar, ölecekler neredeyse. "Durun kaçmayın" dedim ama kadınlar Türkçe anlamıyorlar. "Kolay gelsin" diyorum, yüzüme bakmıyor. "Buraya gelin" diye sert bağırınca, mecbur koştu geldi. "Ben görevli olduğum müddetçe," dedim, "istediğiniz zaman odun alacaksınız." Böyle deyince, "önceden hem odunlarımızı alıyorlardı, hem de bizi dövüyorlardı" dediler. Sınır bölgesi, yasaklanmış, başka yerden odun bulma şansı yok. Bir gün, köyden, "bize merhaba dedi, gelsin çayımızı içsin" diye beni çağırdılar. Köylü buna bile hasret. Teğmen, bitişikte samanlığı olan vatandaşın evinin çatısına, sormadan, karakolun su deposunu koyuyor. Depo taşıyor, samanı ıslatıyor. Köylü, "neden böyle yapıyorsunuz, hayvanımın yiyeceğini ıslatıyorsunuz" deyince, 20-22 yaşındaki teğmen 40-50 yaşındaki adamı dövüyor. Köylü şikâyet etse, yukarıdan "iyi yaptınız" diyorlar..
Sayfa 138 - Metis Yayınları·Kitabı okuyor
Anı
Şimdilik, sert ve beyaz olmam gerekiyordu
"Şeytan kendinden olanlara göz-kulak olur." Başa çıkamayacağımı biliyordum, onun için de deneme­dim. Duyguları daha sonra dışarı vuracaktım, emniyetli olunca. Şimdilik, sert ve beyaz olmam gerekiyordu. Don olan günlerde, kışın, yerler beyazdır, sonra güneş çıkar ve don erir ...
Sayfa 142 - İletişim Yayınları·Kitabı okudu
Reklam
çok doğru
Ketum insanlar genelde duygularının, acılarının kapsamlı bir şekilde tartışılmasına konuşkan insanlardan daha çok ihtiyaç duyarlar. Ne de olsa en sert görünen kişi bile sonuçta bir insandır, ruhlarının "sessiz denizi"ne cesaret ve iyi niyetle dalmak çoğu zama zaman onlar için yapılabilecek ilk iyi şeydir.
Sayfa 505 - St. John gibi insanlar·Kitabı okuyor
“Eski Türk toplumlarında aileye ve aile içi ilişkilere oldukça önem verilmiştir. Öyle ki, Hun Ceza hukukunda anne ve babasını öldüren çocukların saçlarından asılması, dağlanma ve dar sandıklara konma gibi çok sert cezalarla karşı karşıya kalacakları, verilen bu cezalar sonucunda eğer hala yaşıyorlarsa idam edilecekleri düzenlenmiştir.”
Sayfa 6 - Türk Tarih Kurumu·Kitabı okudu
Şiir
Bir hayalden geldim ben, bir hayal verdim sana, mavi-yeşil bir hatıra: işte dünya ruhum! ovada sert es, yamaçta sus, ırmakta ağla.
1000Kitap
Herodotos yurt­taşımızdır. Karya şehri Halikarnas'ta (yani bugün­kü Bodrum'da) doğdu. Akdeniz kıyılarının aydın ışı­ğı, Herodotos'ta her şeyi bilmek, dünyayı ve in­sanları tanımak hevesini uyandırmış olacak. Herodo­tos ilkçağın en meraklı insanıdır. Doğu ile Batının ilk büyük çatışması olan Pers savaşlarının zama­nında yaşadığı, bu çatışmada üstün gelen Atinalıla­ra hayran olduğu halde, Anadolulu Herodotos Do­ğuda Yunanistan'a taş çıkartacak uygarlıklar bulun­duğunu bilir. Bu uygarlıkları yakından tanımak için­dir ki, Herodotos, Küçük Asya'yı dolaştıktan sonra, Doğu Akdeniz kıyılarında Mısır'a kadar uzanmış ve bütün bu ülkelerin geleneklerini, göreneklerini ince­den inceye not edip dokuz ciltlik koca bir kitap yaz­mıştır. Tarih biliminin adı da, kendisi de, «Historia» dediği bu kitaptan doğmuştur. Kandaules ile Gyges masalını Herodotos'tan alı­yoruz. Aynı konuyu Platon da ele almıştır, ama çok değişik biçimde. Herodotos'un anlatışında hem ger­çeklik payı daha çok, hem de tadına doyulmaz bir çekicilik var. Lydia başkenti Sardes'te geçen bu hi­kaye kızıl topraklı tepeleri, sularında altın akan ır­mağı ile Gediz ovasının bugünkü esrarlı güzelliğini yansıtmaktadır. Sözü Herodotos'a bırakıyorum: Lidya Kralı Kandaules, karısına (kraliçeye) delicesine aşıktır ve onun dünyanın en güzel kadını olduğuna inanmaktadır. Bu hayranlığını en güvendiği muhafızı ve yaveri olan Gyges ile sürekli paylaşır. Kral, Gyges'in sadece sözlerle kraliçenin güzelliğini tam olarak kavrayamadığını düşünür ve ona tehlikeli bir teklifte bulunur: "Karımı bir de çıplak görmelisin." Gyges bunun büyük bir suç ve saygısızlık olduğunu söyleyerek şiddetle reddeder ancak kralın ısrarlarına karşı gelemez. Kralın planıyla Gyges, gece yatak odasındaki bir kapının arkasına gizlenir. Kraliçe soyunup yatağa
Sayfa 126·Kitabı okudu
Reklam
Reklam