Ey Gönül.. Yol uzun, Hedef rıza.. Kalk heybeni hazırla.. Heybende; Hem ihlâs olsun, Hem de Vefa.. Ses etme.! Bekle.! Ya nasip de, Rabb’ine bırak..✨🌻
Din İslam
İçime, içinden bir ses ver..
​"Toparlanın hadi, gitmiyoruz!" demişti bir ses, Ses çığlıklara boyandı, Yeniden inşa edildi... Şimdi, "Toparlanın hadi, abdest alıyoruz! Toparlanın hadi, kamet getireceğiz! Toparlanın hadi... Duymadınız mı o kutlu Nebi’yi? — Yâ Bilâl! Erıhnâ bi’s-salât." ​Toparlanın hadi, rahatlıyoruz... Susmuyor sesler yâ Resulullah, Ayrıca bizim Bilal'imiz de yok. Sen ve Allah... Allah... ​Kalk hadi ey toparlanan, Kendini yok sanan! — Yâ Bilâl! Erıhnâ bi’s-salât. ​Huzur-u Rahman'da buluşmaktı niyetler: Lâ ilâhe illallâh, Lâ ilâhe illallâh... Yâ Hak! Garp yeli
Şiir
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Meçhul Araba
Gecenin iki buçuğu gökyüzü berrak Yıldızlar pırıl pırıl... Aşağıdan meçhul bir araba geçiyor son ses Esmeray fısıldıyor karanlığa: Unutma beni, unutama beni... ​Oysa bilmiyorlar Unutmak için önce hatırlamak gerekir. Sen beni unutamazsın Çünkü hiç hatırlamadın. Ben seni unutamam Çünkü bir an bile aklımdan çıkarmadım. ​İşte o meçhul araba Geçti gitti iki yalnızlığın ortasından. Şimdi bendeki sen kaldı Sende hiç yaşamamış ben'e karşı ​Sen beni unutsan ne olur, unutmasan ne... Ben seni unuttuğum o anda Ben'den geriye bir şey kalmayacak nasıl olsa.
Şiir
Kapat gözlerini, Sadece dinle, Kelimeler geçir aklından. Ne anlatmakta sessizlik… Yakınlarda bir dil lâl Uzaklarda bir hâl sefil. Yalınayak nefesler tükenmekte. Biterse böyle, bir ömür zebil. Ne bir ses gökte! yerde binlercesi. Yak bütün mumları! Yine karanlık peşinde. Yık bütün putları! Yine tanrı peşinde. Sor bilene! Sırrı bilene! Boğaza dayanmış hançer bilene! “Sahaf”
Şiir
Yüksek sesten nefret ederim ama kulaklığımda çalan müzik hep son ses.
Telefonla Dünya Kupası Maç Nakli
– Bak, şimdi, benim radyoda maç spikerliğimde belki en önemli ilk olay, 1966 Dünya Kupası'ydı. TRT bizi final maçını anlatmak üzere Londra'ya yolladı. Ben de organizasyonun başkanına kadar çıktım. Adam gayet nazik, güler yüzlü, fakat alay ederek "Sizin Tey-ar-ti (TRT demek istiyor) dün mü öğren­ di Dünya Kupası maçlarının oynanacağını da bugün başvuru­ yor? Dört yıl evvelden bütün kulübeler dağıtıldı, bitti..." dedi. – Ve adam haklıydı galiba... – Tabii haklıydı. Bizimki Türk işi işte...Adam "Yani naklen yayını yapamayacaksınız" dedi. Ben kolay kolay pes et­ medim. "Bana" dedim, "bir telefon verir misiniz?" Adam bir kahkaha attı. "Yoksa telefonla mı anlatacaksınız" diye sor­du. "Ben aynı zamanda gazeteci olduğum için" dedim, "ga­zeteme yazı geçerim". Adam ona da "peki" dedi. Bunlar maçtan iki gün evvel oluyor. – Ama maçta siz kulübede değilsiniz. – Basın tribünündeyim. Sağım solum ünlülerle dolu. Dün-ya çapında ünlülerle... – Basın tribünü orada da bizdeki gibi miydi? – Biraz değişikti. Bazı ünlü spor yazarları özel yerlerde oturuyordu. Bir de kalabalık kısmı vardı. Ben o kısımda, basın tribününün yazarlar bölümündeyim. Düşünün, dünya­nın dört bir yanından gelmiş yüzlerce tanınmış gazeteci. Hepsi oturup maçı izliyor. Ama hepsinin önünde telefon var. İşte "ilk on beş dakika" diye yorum yazdırıyorlar. Sonra da sessiz sedasız maç izleyip not alıyorlar. Hafif sesle de telefon­ da konuşuyorlar. Ancak içlerinde biri var, artık manyak mı dediler, garip mi dediler, deli mi dediler, fanatik mi... bilemi­ yorum ne deyim buldular, ara sıra ayağa da kalkıp "Şimdi sağ­dan iniyorlar" diye maç anlatıyor. Ve bu maç yayını maç baş­lamadan 5 dakika evvel başladı. Bir maç 90 dakikadır, etti 95. Adam haftaymda da 15 dakika durmadan konuştu. Neden? Hat kesilirse bir daha bağlanamaz