Güzelliğiyle can yakan ne varsa, zamanla içimizde bir yere yerleşir. Unutamazsın; sadece yaşamayı, onunla yürümeyi öğrenirsin. İnsan dediğin, acının coğrafyasında yavaş yavaş akan bir nehir gibidir. Sonra kalabalıklar , insanlar, şehirler, uğraşlar....ya zaman geriye yada çok ileriye aksın istersin....Hafızanın kuytusunda duran her şey; bir tanıdık koku, yağmura karışan elfida, aniden zihninde yankılanan bir ses... Hepsi zamanın ruhumuza bıraktığı kutsal birer emanet.... Gün gelir, o emanetlere, bakıp gülümsersin. Ama o gülüş, bir ayrılığın ya da bitişin ilanı değil; kokuların, seslerin ve burun direğini sızlatan derin özlemin içimizdeki sessiz, sonsuz selamıdır...