İyi Pazarlar
Bugün de erkenden uyandım Kimse beni beklemiyordu Yine de perdeleri açtım Belki sabahın bana söyleyeceği başka bir şey vardır diye Meğer güneş Herkesin evine aynı sıcaklıkla uğruyor İnsanların içine değilmiş Çayı iki bardaklık demledim Bu alışkanlığı ne zaman edindim Hatırlamıyorum İkinci bardağın buharı Bir süre karşımdaki sandalyeye baktı Sonra yavaşça dağıldı Ben de dağılan şeylerin Arkasından konuşmamayı öğrendim Eskiden pazar günleri Bir ses beni evden çıkarırdı Şimdi ayakkabılarımı ben çağırıyorum Onlar da uzun zamandır Kapının önüne kadar gelip Geri dönüyorlar Bazen camı açıyorum Karşı apartmandan kahkahalar geliyor Bir tabak sesi Bir çocuğun koşuşu Bir annenin telaşı Ben hiçbirine imrenmiyorum
Yıllarca aradım kendi kendimi Hiçbir türlü bulamadım ben beni Hayal mıyım ürüya mı bilinmez Hiçbir türlü bulamadım ben beni İnsan mıyım mahluk muyum ot muyum Ekilir biçilir bir nebat mıyım Yoksa görünüşte bir sıfat mıyım Hiçbir türlü bulamadım ben beni Leyla mıyım Mecnun muyum çöl müyüm Arı mıyım çiçek miyim bal mıyım Köle miyim bir güzele kul muyum Hiçbir türlü bulamadım ben beni Varlığım yokluğum bir Veysel adım Gök kubbede kalacaktır ses kadim Elli üç yıl kendi kendim aradım Hiçbir türlü bulamadım ben beni Âşık Veysel
1000Kitap
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Sabah Sabah Aklımdan Geçenler
Bugün Spinoza’nın conatus kavramıyla tanıştım. Belki de insanın içinde hiç susmayan bir ses var. Bizi her sabah yeniden ayağa kaldıran, düştüğümüzde tekrar yürümeye zorlayan sessiz bir güç… Spinoza buna conatus diyordu; varlığını sürdürme çabası. O an düşündüm. Mutluluk belki de sandığımız gibi hep gülmek, hep kazanmak ya da her istediğine sahip olmak değil. Belki mutluluk, her şeye rağmen içimizdeki o yaşam isteğini kaybetmemektir. Bir kitapta yeni bir cümle bulmak, bir ağacın gölgesinde huzurla oturmak, sevdiğin insanın sesini duymak… Bunların hepsi yaşam gücünü biraz daha artırıyorsa, belki gerçek mutluluk tam da budur. Hayat bazen yoruyor, bazen insanı kendinden bile uzaklaştırıyor. Ama içimizde hâlâ yaşamaya devam etmek isteyen bir yan varsa, umut da oradadır. Belki de insanın en büyük başarısı, hayatı yenmek değil; hayatın içinde kendini kaybetmeden yürüyebilmektir.
Alıntı
Hüzün
Hüzün iyidir ama bazen yanlış gönüllere teslim olur. Sonra herkes aynı acıyı yaşadığını sanır. Oysa acının değeri, ne kadar ses çıkardığında değil; insanda neyi değiştirdiğinde gizlidir. Hüznü yaşayın; çünkü insanı derinleştirir. Ama hüznü kimliğe dönüştürmeyin. Acıyı zarafete çevirmek başka, onu karakter yerine taşımak başkadır. Hüzün geçicidir; “hüzünlü prenseslik” ise çoğu zaman sadece uzun tutulmuş bir roldür.(a.ka)
1000Kitap
Yaş, insanın hassasiyetini değiştirir. Anne ve baba yaşlandıkça, çocuklarının ses tonuna karşı daha hassas hâle gelirler. Onları inciten çoğu zaman söylenen şeyin kendisi değil, söyleniş biçimidir: bıkkın bir ses tonu, küçümseyen bir bakış, kısa ve soğuk bir söz... Bazen bir davranıştan çok, üslup yaralar. -Dr. Jasem Muhammed Al-Mutawa
Hayata Dair
Güzelliğiyle can yakan ne varsa, zamanla içimizde bir yere yerleşir. Unutamazsın; sadece yaşamayı, onunla yürümeyi öğrenirsin. İnsan dediğin, acının coğrafyasında yavaş yavaş akan bir nehir gibidir. Sonra kalabalıklar , insanlar, şehirler, uğraşlar....ya zaman geriye yada çok ileriye aksın istersin....Hafızanın kuytusunda duran her şey; bir tanıdık koku, yağmura karışan elfida, aniden zihninde yankılanan bir ses... Hepsi zamanın ruhumuza bıraktığı kutsal birer emanet.... Gün gelir, o emanetlere, bakıp gülümsersin. Ama o gülüş, bir ayrılığın ya da bitişin ilanı değil; kokuların, seslerin ve burun direğini sızlatan derin özlemin içimizdeki sessiz, sonsuz selamıdır...