Puan vermedi·%63 (153/240 syf.)·
Merhaba vegan değilim ve kitabı hayvan hakları hakkında bilgimi geliştirmek istediğim için aldım. incelememi kısmen ortalardayken yazacağım belki ikinci bir tane daha eklerim. Öncelikle kitabın ilk 90 sayfası veganlığı diğer insanlara anlatmak üzere iletişim tavsiyeleri veriyor burasının bana henüz çok bir katkısı olmadı ancak ikinci bölümde düşük gelirli topluluklarda vegan aktivizmi üzerine ilginç yazılar var. Özellikle eklenen Türkiye'de dezavantajlı gruplarda vegan aktivizmi kısmını çok başarılı buldum eksiksiz bir şekilde her noktaya değinmişler, işte altyapı eksikliği olsun, bizim kültürel olarak bu ideolojiye uzaklığımız olsun vb. Daha ileri kısımlarda hoşuma gitmeyen iki nokta oldu öncelikle birincisi: ben köpeklerin (fırsatçı etçiller) ve kedilerin (ya da herhangi beslediğiniz et tüketen bir hayvanın) böyle bir etik duruşta bulundurulmasına gerek olduğunu düşünmüyorum. Köpekler için beslenme cinsten cinse tartışılır olsa bile kedilerde taurin aminoasidi yetersizliği körlüğe ve kardiyomiyopatiye sebep olabilir. Taurin dediğim aminoasit ise çok yüksek oranlı bir şekilde hayvansal besinlerden elde edilir. Kısacası herhangi bir kedinin hayvansal gıdadan arı bir diyetle beslenmemesi gerekiyor. İkinci muhalefet olacağım nokta ise sayfa 149da iki sunucunun arasındaki muhabbet üzerine. Öncelikle tartıştıkları konu 2014te Robinson adındaki bir adamın kedi tekmeleyerek kamuoyunda infiale sebep olması üzerinedir. Sunucu 1, sunucu 2'ye şu ifadeyi kuruyor "sen et yediğine göre başka hayvanların ölümünde doğrudan rol alıyorsun o zaman robinsondan neden daha beter olmayasın?" İnsanın kediye duyduğu empati ve yediği hayvana duyduğu empati doğduğu anda gelmedi, bin yıllar süren bir süreç sonucunda şekillendi ve genetiğine işledi. Kediler ve köpekler evcilleştikleri süre
Hayvan Haklarını SavunmakGary L. Francione · Yeni İnsan Yayınevi · 20244 okunma
Bir Çocuğun Kalemiyle İnsanlığın Yüzüne Çarpan Tokat
9/10
··
Beğendi
Bazı kitaplar vardır, okursun ve bitirirsin. Bazıları ise biter ama içinden çıkamazsın. Anne Frank’in Hatıra Defteri benim için tam olarak böyle bir kitap oldu. Kitabı kapattığımda elimde sadece bir günlük yoktu; yarım kalmış bir çocukluk, susturulmuş bir ses, büyümesine izin verilmemiş bir kız çocuğu ve insanlığın en karanlık tarafıyla yüzleşmiş bir kalp vardı. Anne Frank’i okumak, sadece savaş döneminde saklanan Yahudi bir kızın yaşadıklarını öğrenmek değil. Onun odasına, korkularına, hayallerine, öfkelerine, kıskançlıklarına, umutlarına ve çocukça inatlarına misafir olmak demek. Bu yüzden kitap beni çok sarstı. Çünkü Anne bir tarih figürü gibi değil, kanlı canlı bir insan gibi duruyor karşında. Bazen çok zeki, bazen kırılgan, bazen öfkeli, bazen umut dolu, bazen de sadece anlaşılmak isteyen küçücük bir kız. Bu kitabı okurken beni en çok etkileyen şey, Anne’in yaşına rağmen dünyayı anlama biçimi oldu. O küçücük saklanma yerinde, ölüm korkusunun gölgesinde bile kendini, insanları, ailesini, hayatı ve geleceği düşünmeye devam ediyor. Dışarıda savaş var, nefret var, yakalanma ihtimali var; ama Anne’in içinde hâlâ yazma isteği var. Hâlâ güzel şeylere inanma çabası var. Hâlâ bir gün özgürce yaşayacağına dair inancı var. İşte insanı en çok burası yıkıyor. Anne beni ağlattı. Bunu süslü bir cümle olsun diye söylemiyorum. Gerçekten bazı sayfalarda durup nefes almak zorunda kaldım. Çünkü onun yazdıkları sadece acıklı olduğu için değil, çok gerçek olduğu için can yakıyor. Günlüğünde büyük laflar etmeye çalışan biri yok. Kendini kahraman gibi göstermeye çalışan biri yok. Anne bazen annesine kızıyor, bazen babasına sığınıyor, bazen kendini yalnız hissediyor, bazen âşık oluyor, bazen haksızlığa uğradığını düşünüyor. Yani aslında büyüyor. Biz onun büyümesini satır satır
1000Kitap
Anne Frank'ın Hatıra DefteriAnne Frank · Avni İnsel Kitabevi · 19588,9bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·216 syf.··
2026 38. kitabı
Meselesi bol olan bir kitap. Bu kitabı Yazarın diğer kitabı “Sabır Taşı” na göre daha yavaş ilerleyerek bitirmiş olsam da kitabın konusu aslında birçok meseleyi gözler önüne seriyor. Neler bu konular kitabın iki ana karakteri üzerinden gelin onları konuşalım. Tamim ve Yusuf kitapta sırasıyla söz alan iki karakter. Tamim, Afganistandaki Taliban rejiminden kaçarak ailesiyle Paris’e yerleşmiş; Tom adını almış bir Afgan. Yusuf ise Afganistan’da baskıcı rejimin altında ezilmeye devam eden; insanlara su taşıyarak hayatını idam ettiren bir saka. Yusuf’un ağabeyi de eşi Şirin’i geride bırakarak kaçıp gitmiş. Yusuf’un içinde Şirin’e karşı filizlenen aşkı ve Tom’un ise Paris’teki ailesini terk ederek yolda tanıştığı kadının yanına taşınmaya Amsterdam’a gidişini okuyoruz. Arka planda yazarın aktarmayı hedeflediği Taliban’ın baskıcı rejimini gerek Yusuf’tan gerek haberlerden dinliyoruz. Bir yandan da Rahimi, Taliban tarafından yıkılan iki Buda heykelinin dünya üzerinde nasıl da büyük ses getirdiğinin altını çiziyor. Onca şiddet, yıkım varken sadece Buda heykellerinin herkesin diline düşmesini eleştiriyor. İki karakterin sonunu buraya yazarak tad kaçırmayacağım. Kitapta geçen bu Buda heykellerinin yıkılışının 2001 yılında gerçekleşmiş olduğunu belirtmek istiyorum. Göçmenlik, sürgünde kalma, coğrafyanın kaderi, kadınların maruz kaldıkları eziklenme ve bireylerin rejimin altında var olma çabası da bu kitabın izleklerinden. Sabır Taşı’ndan daha çok etkilenmiştim. Bu kitabın da kalemi güçlü ve olay örgüsü sıralı. Ayrıca okurken anlıyorsunuz ki ipek gibi çeviriyle çevirmenin başarısı da büyük.
SakalarAtiq Rahimi · Can Yayınları · 202623 okunma
Puan vermedi·189 syf.··
2026 5. kitabı
Bir kadının kendine ne düzeyde sahip çıkması gerektiğini, gelişmiş toplumların ancak kadınlara değer vererek oluşacağını, önümüze servis edilen ve gelişmiş olarak algılanan batının da kadına değer verme konusunda yetersiz olduğunu, bunun daha sağlıklı seviyeye getirilmesi için insanların gerçekten oturup, düşünüp, sistemi kadına ve insana değer veren şekilde oluşturulması gerektiğinden bahsediyor. Doğan Cüceloğlu'nun nokta atışı değerlendirmeleri yine yerli yerindeydi güzel bir kitaptı. İyi ki Doğan Cüceloğlu...
Bir Kadın Bir SesDoğan Cüceloğlu · Remzi Kitabevi · 20182,195 okunma
Tekinsiz
8/10
·248 syf.··
2026 37. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 17:20
Bu nasıl tekinsiz bir anti kahraman hikâyesidir! Sürekli insana “Acaba şimdi ne olacak?” diye sorduruyor. Aslında yazar, bir Dede Korkut hikâyesini güncellemiş. Dilin bütün oyunlarını ustalıkla kullanmış. Böylesine güzel kelimelerle örülmüş bir destan okudum. Lezzeti damağımda kalan, etkisi uzun süre geçmeyen bir eserdi. Hikâye Altamış köyünde başlıyor. Orada yarım akıllı bir kız, bir gün peri padişahının oğlu tarafından tecavüze uğruyor ve hamile kalıyor. Doğması istenmeyen bir çocuk dünyaya geliyor: tek gözlü, kambur ve bir bacağı kısa bir bebek. Her şeye aç, doymak bilmeyen bu çocuk annesinin sütünü öylesine emiyor ki annesinin göğüslerinden kan geliyor. Anneannesi bu çocuğu istemiyor ve onu annesinden ayırıp bir sala koyarak nehre bırakıyor. Bebeği bir hekim buluyor ve bakımını üstleniyor. Bebek, kendi ismini de kendisi söylüyor: Tepegöz. Aynı zamanda fotoğraf makinesinin icadına da tanıklık ediyoruz. Bu kısım beni bir fotoğraf öğrencisi olarak çok heyecanlandırdı. Kötülük ete kemiğe bürünmüş, insan kılığına girmiş hâlde büyüyor; ancak hekim bunu fark etmiyor. Bazen sevdiğimiz insanlara karşı kör oluruz ya, işte tam da öyle. Islık ağaçları destanın başkahramanlarından biri ve tüm gerçeği onlar biliyor. Zaman zaman Tepegöz’ün iyiliği seçeceğini umut ettim. Ancak Tepegöz, doğduğu günden beri kötülüğü temsil ettiğini sürekli hatırlattı. Kitabın sonu ise tam anlamıyla ters köşe yapıyor ve destan günümüze kadar uzanıyor. #kitaptanalıntılar Ama işte ne çare ki iyinin kulağının işitmediği tek ses, kötülüğün sesidir. Bilmediği şeyi nasıl duysun, duysa da o sese nasıl bir mana bulsun?
Artuçkule'nin Tepegöz'üÇağan Irmak · Everest Yayınları · 202634 okunma
Altıncı Koğuş
Puan vermedi·80 syf.··
2026 47. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 16:39
Çehov, Altıncı Koğuş üzerinden toplumsal düzeni bir mikrokozmos olarak resmeder. Koğuştaki hastalar ile dışarıdaki insanlar arasındaki tek fark, birilerinin gücü elinde bulundurmasıdır. Düşünen, haksızlığa ses çıkaran ve sistemin monotonluğuna ayak uyduramayan İvan Dmitriç toplum tarafından kolayca "deli" ilan edilmiştir. Kitabın ilerleyen kısımlarında sistem, kendisi gibi düşünmeyen Doktor Andrey'i de aynı çarkın içine çekerek koğuşa kapatacaktır. Bu durum, gücü elinde tutan vasat çoğunluğun, aydın azınlığı nasıl yok ettiğinin trajik bir göstergesidir.
Düşünce
Altıncı KoğuşAnton Çehov · Kızıl Panda Yayınları · 202087,3bin okunma