Düşünmedi, düşünmemek istedi. Evet, niçin düşü necekti? Behlül hatırına geldikten sonra zihninde başka bir hatıra uyandı: Onu Peyker'in arkasında dudakları muhteris bir buseyle titreyerek hemen eğiliyor, yakıcı, ısırıcı bir buseyle Peyker'in ensesinden öpmek için orada can veriyor gördü, daha sonra çapkın bakışlarıyla saklarken gördü.
Düşüncelerine ufak bir vakfe geldi. Mülahazalanının ediyor gibiydi. Bu noktada durmamak ve bu yeni mecra yı takip etmemek için bu hayali bir kelimeyle tehid et mek istedi. Hemen açıktan, "Çapkın!" dedi.
Evet, bu, kelimenin bütün manasıyla çapkınlıktan başka bir şey değildi. Kendi kendisine şimdi hiddet edi-yordu. "Icap ederse söylerim; bu yapılır bir şey değil, Peyker'in hakkı var..." Evet, fakat Firdevs Hanım'ın?
Birden Peyker'in bir sözünü tahattur etti. Ne diyor du? O kocasına hıyanet etmek maksadıyla evlenmemiş-ti. Bunu söylerken gözlerinde ne celi ve ne hain bir mana vardı. Ne demek istiyordu? Başkaları, kendisi, Bihter, kocasıma hiyanet etmek maksadıyla evlenmişti öyle mi? Bunu yapmayacaktı, bir Firdevs Hanım'a benzemeyecek-ti. Bu valide! Hayatının daimi bir züllüydü. İşte bugün o Behlül'le şakalaşırken Bihter üzerine atılmak, "Lakin ar tık utanınız, siz bir ihtiyar karısınız, ihtiyar, ihtiyar, anlı-yor musunuz?" demek istemişti. Evet, asla Firdevs Ha-num'a benzemeyecekti, işte yemin ediyordu.
Kendi kendisine, içinden, annesine benzememek için yemin ederken aklıma başka bir şey geliyordu. Ta küçük-lüklerinden beri Peyker'e, babasına benzer, Bihter için annesine çekmiş derlerdi. Mademki bunu söylemekte herkes müttefikti, demek hakikatte o annesine benzi-yordu. Bu müşabehetten korkardı. Kalbinde bir şey var-di ki bu cismani müşabehetin hayatlarını da benzetece-ğini zannettirir ve onu titretirdi.
O da babasına benzemeliydi: Peyker