İnanılmaz. Dilini beni öyle bir sarıp sarmaladı ki sayfaların nasıl ilerlediğini anlamadım. Sanki Zora Neale Hurston uzun zamandır karşıma çıkmasını beklediğim yazardı. Kadın yazarları okumaya öncelik vermeye karar verdikten sonra okuduğum romanlardan biri, yazarın okuduğum ilk romanı. Raflarda tesadüfen denk gelip aldığıma bu kadar memnun olduğum bir kitap hatırlamıyorum. Öylesine şairane bir dil kullanmış ki bir sanat eserine bakar gibi ruhumda hissetim kelimelerini. Irkçılığına değinmediği için eleştirildiğini okudum ama hayatın içine mercek tutmuş, sana ne düşünmen gerektiğini söylemeden, olanı yaşayanın gözlerinden görmeni sağlamış. Bu kitabı bir başkası yazmış olsa kasvetten boğulabilecekken, öyle olmadığını ve acının bir sonraki sayfaya taşmadığını görüyorsunuz. Janie’nin Tanrı’sını görmeniz hissetmeniz için inançlı biri olmanıza gerek kalmıyor. Olay örgüsünün başlayışını ve sonunda bağlanışını tatmin edici buldum. Keşke şöyle yapsaydı dediğim hiçbir şey olmadı. Kalbimi kıran her yeni acıda Janie’nin hayatına devam etmesini izleyip okumaya devam ettim.
İçinden ölüm geçen kitapları sevmem ama Zora Neale Hurston bunu hayatın içinden alıp başka bir şeye dönüştürmüş.
Son olarak; kitapta ‘şiveli’ yapılan çeviriye baya eleştiri gelmiş ve kitabın içine girmeyi baya zorlaştırdığından bahşedilmiş. Normal şartlarda kesinlikle keyifsiz bir okuma deneyimi olurdu benim için ama bu kitapta batmadı, belki de izlediğim yabancı filmlerden zihnimde İngilizce tavır ve jestlerle birlikte canlandığı için kitaptan çok kopmamış olabilirim.
Altını çizerek okuduğum ve tekrar tekrar dönüp bakacağım bir kitap oldu. Beceri seviyesi ve zorluk derecesinin uyumunun eylemden alınan hazzı etkiliyor olması, hayatımda birçok örnekte de yaşadığım bir durumdu. Etkinlik çok kolaysa sıkılıp, çok zor geldiğinde de hevesin kaçması gibi. Bu ve bunun gibi bilgiler, kitabın gerçek hayata uygulanabilirliğini artırmış ve bence okunmasını gerçekten keyifli kılan unsurlardan en önemlisi bu. Kitap hayata farklı zorluk derecelerine sahip bir bulmaca ya da sudoku kitabı davranmak gerektiği fikrini veriyor. Engellerden, zorluklardan kaçmak değil, her adımda kendi becerilerini geliştirip onları aştığını görmek kişinin akış haline girmesine katkı sağlıyor.
Pablo Neruda’yı ilk defa bir dizide adı geçtiğinde duydum. How I Met Your Mother’da olabilir. Ardından internetten birkaç şiirini okudum. Yetmedi. Kendi isteğimle aldığım, arayıp bulduğum ilk şiir kitabıydı. Okudum ve unuttum. Aradan yıllar geçti. İtalyanca kulak aşinalığımı geliştirmek için İtalyan filmleri izlediğim bir dönemde, IL Postino filmini izledim. Pablo Neruda ve küçük bir İtalyan şehrindeki gümlerini anlatıyor. Filmden sonra yazara olan ilgim iyice artmaya başladı. Kitabı gördüğüm zaman okumam gerektiğini biliyordum. Şimdilik ağır ilerliyor. Dilini ve kendini ifade ediş tarzını beğendim. Şiirsel desem şaşırmazsınız muhtemelen. Her an bir olay olsun beklentisi içinde değil de, bir ressamın tablosunun detaylarını inceler gibi bir okuma hissi uyandırıyor insana kitap. Bir roman olsa yavaşlığı beni bezdirirdi ama ilgimi çeken bir şairin hayat hikayesi olması kendiliğinden çekici kılıyor kitabı.
Kitap beklentimin altında kaldın. Daha fazla bağ kurabilmeyi beklemiştim. Dili akmadı. Yazar o dönemi ifade etmek için çocuksu dili değiştirmemiş ama benim için sürükleyici değildi açıkçası.
Meydan okuyan bir kitap. Böyle insanı sarsıp kendine getiren havası okumayı daha da keyifli yaptı benim için. Beklentim düşük, ‘hadi bakalım’ diyip bir şans vermek için başlamıştım. İlgimi çeken konulara değinmesi sayesinde hızlı okudum. ‘Akış’ konusunu ele aldığı bölüm en keyif aldıklarımdan biriydi. Yürüme eyleminin akışta olmak olarak değerlendirilebileceği tam bir aydınlanma yarattı. Psikolojiden bildiğim bilimsel deneyler ve araştırmalardan bahsetmesi kitaba olan ilgimi artırırken, felsefeye yaptığı göndermeler daha önce bana uzak olan bu alana merak duymamı sağladı. Özellikle stoacılıktan ibaret olan felsefe bilgim, kitapta alıntılanan felsefi görüşler çerçevesinde derinlemesine öğrenme arzusu yarattı. Adı geçen felsefecileri YouTube’da Dilozof adlı hesaptan dinleyip öğrenerek okumak benim için daha keyifli oldu. Eğer bu kitaptan beklentiniz zaman geçirmekse biraz sert gelebilir ama kesinlikle okunması gereken, eleştirel bakış açısını geliştiren bir kitap olduğunu düşünüyorum. Görünür olmanın varolmaktan; ‘yapmanın’, ‘düşünmekten’ daha üstün olduğunu savunan yaşadığımız döneme kendini ait hissetmeyen benim gibi okurlara kucak açıyor Micheal Foley.