Ah Mücella.
Mücella' dan bahsetmeden önce bir şeyler söylemek istiyorum kitap hakkında .
Yazarımız, kitabın ilk sayfalarında, Mücella'nın akıbetini anlatmış . İlk defa böyle bir kitap girişiyle karşılaştım. Kitapları hep sonunu merak ettiğim için okuduğumu ve bunun ne kadar büyük bir eksiklik olduğunu farkettim. Açıkçası karekterler için ne büyük bir saygısızlık yaptığımı fark etmemle, kendimi kitabın içinde bulmam bir oldu. Kitabın ilk sayfalarında, kitabın sonunu yazan bir kitabı neden okuyayım sorusuna cevabımı verdiğimi düşünüyorum. Bir kitabı sonu için değil de, karekterin içini anlamak, ruhuna inebilmenin kıymeti , çok daha iyi anladım .
Kitabın özüne inersem, çok etkileyici yerleri vardı , klasik bir Anadolu tablosunu, betimlemelere çok boğmadan, duru bir şekilde yazmış ve böyle yazmış olması, kitabı anlamamı kolaylaştırdı. Kitap hakkında spoiler vermek istemesem de etkilendiğim bir kaç şeyi yazamadan geçemeyeceğim.
Babasız doğan bir kız çocuğu, ve onu nasıl babasız tek başıma büyütürüm diyen bir annenin hayatına konuk oldum. Kitap sadece onların hayatıyla sınırlı değil dönemin sağ sol muhabbetini de araya katarak, dikkatimi kitapta toplamama yardımcı oldu.
Yusuf Ziya' ya ve onun kalbindeki o sevgili Suna kısmını hayranlıkla okudum . Ah o mektup, o satırlar ... Kaç aşık, kaç sevdalı o sözleri yazabilirdi ki ... Yusuf Ziya' ya gidip sarılıp Canım Yusuf Ziya'm, canım küçüğüm diye sarılasım geldi, o güzel sevdana, o güzel kalbindeki hasrete selam.
Kitapta bir diğer karekter olan Güzide' ye ve aşık olduğunu sandığı Erzincanlı er... Senin beklentilerini karşılamayan ve aşkını hiç eden adama yazıklar olsun.
Ve Mücella.
Kitabın ana karekteri Mücella'nın hayatı karayemiş ağacın ötesine geçmeyen, ölüme yol alan bir hayat. Çok şey yazmak istiyorum senin için Canım