Güneş görmemiş yüzünde güneş lekesi nasıl olurdu insanın? Zaten en çok güneş görmemiş insanların yüzünde güneş lekesi olurdu. Ağır bir işte çalışan işçinin, günün belirli saatleri avluya çıkabilen bir mahkumun,çocuğunu evde bırakıp tarlaya çalışmaya gelen bir kadının. Güneş gören insan güneşten nasıl korunacağını
da bilirdi elbet.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
80 yıl sonra artık bekleyecek sabrım kalmadı.
Daha yola çıkmadan varmak istiyorum.
Her şeyin hemen olmasını istiyorum ama hiçbir şey olmuyor.
Sürekli bekleme halindeyim; bir mektubu, çalmayan bir telefonu, geç kalan birini bekliyorum hep; hiç huzurum kalmadı.
Burada, geçmiş, aklın şimdisini oluşturuyordu; kayanın üzerinde tek bir iz yoktu. Anıt hep ikinci sırada kalmayı sürdürüyordu, önce korunmuş, nesilden nesile geçmiş, yaşayan, her daim genç, tüm binalardan daha sağlam olan manevi yürek önemliydi aslında. Mineral alınıp dururken bilgelik görünmezin, sonsuz değişimlerin ötesinde ebedi olarak duran görünmezin içinde barınıyordu.
Bazen, az önce şuralardaymış da kaşla göz arasında kaybolmuş bir eşyamı arar gibi, seni ararken buluyorum kendimi. Bulduğum gibi de kaybediyorum. İnsanın kendi elinden tutması hiç kolay değil. Akıl, yabani bir at gibi oradan oraya koşturup duruyor. İşte ben şimdilerde, aklımı bir ahıra kapatmak yerine, onu korumaya almak için etrafına yüksek bir çit yaptırıyorum. Kapısına da köpeklerimi bağladım mı kimsenin yanıma yaklaşabileceğine ihtimal vermiyorum. Ben aklıma güveniyorum da çevresine pek güvenmiyorum Osman.