Watzlawick ve arkadaşları, umursamamanın ilişki içinde en sağlıksız psikolojik durumu yarattığını öne sürerler. “Bir insana dünyanın en dayanılmaz işkencesini yapmak isterseniz onu ‘umursamama’nın baskın olduğu ortamlara koyun.” önerisinde bulunurlar. Onlara göre, “en acı ve ızdırap verici bedensel işkence bile umursamamaya yeğlenir; çünkü bedensel işkenceyi yapan, işkence yaptığı ‘kişinin varlığını’ kabul etmiş olmaktadır.
“Hayır, insan istediği gibi yaşayamaz.” İçinden vakur, isyan dolu bir ses yükseliyordu: “yoksa insan en derin zekanın bile içinden çıkamayacağı bir çelişmeler karanlığına düşer. Bir gün bir şeyi istersin, ertesi gün tutkuyla, ölesiye ona bağlanırsn, daha ertesi gün onu istediğinden utanırsın, arzun yerine geldiği için hayata lanet edersin. İşte insan hayatta kendi isteğinin peşinden serbestçe giderse böyle olur. Bastığımız yeri yoklayarak yürümeliyiz; bazı şeylerden gözlerimizi çevirmeliyiz, mutluluk hülyalarına kapılmamalıyız, mutluluk elimizden kaçarsa isyan etmemeliyiz; hayat budur işte.”
içinizdeki güç canlandığı zaman, derdi, çevrenizdeki hayat da yeni bir anlam kazanacak, şimdi görmediğiniz şeyleri görecek, işitmediğiniz şeyleri işiteceksiniz: sinirleriniz birer tel gibi ses verecek, dünyaların müziğini duyacaksınız, otların büyüdüğünü işiteceksiniz. Bekleyin, acele etmeyin, bir gün kendiliğinden olacak bu.
En çok korktuğu şey hayaldi. Bu ikiyüzlü yol arkadaşı bir bakıma dost, bir bakıma düşman; inanmadığın zaman dost, tatlı akışına kapılıp gittiğin zaman düşman.