Anormal bir çocuğun pek de eğlenceli bir hayatı yoktur.
Her şey en başından kötü başlar.
Gözlerini ilk açtığında, beşiğinin üzerine eğilmiş, ona bakan iki mahvolmuş yüz görür. Baba ve Anne. Şunu düşünmektedirler: 'Bunu biz mi yaptık?' Pek de gururlu değildirler.
Bazen sorumluluğu birbirlerine atarak ağız dalaşına girerler. Soyağaçlarında bir yerlerde saklanmış alkolk bir büyük büyükbaba ya da yaşlı bir amca arar bulurlar.
Bazen de ayrılırlar."
________
Küçük kuşlarım, hayatımın en önemli anlarını oluşturan şeyleri asla bilemeyecek olmanızı düşünmek beni üzüyor.
Dünyanın bir tek kişinin etrafında döndüğü, sadece bu bir tek kişi için var olduğumuz, ayak seslerini, konuşmasını duyduğumuzda titrediğimiz, onu gördüğümüzde elden ayaktan kesildiğimiz o olağanüstü anları. Sarılırken onu incitmekten korktuğumuz, onu öperken yanıp tutuştuğumuz ve etrafımızdaki dün yanın bulanıklaştığı anları.
Tepeden tırnağa sizi saran, altüst eden, taşınmadan, elektrik çarpmasından ya da infazdan daha beter olan bu zevkli ürpermeyi asla tadamayacaksınız. Sizi darmadağın eder, hayatınızı altüst eder, sizi aklınızı kaçıracağınız ve buz keseceğiniz bir girdabın içine sürükler. İçinizi kıpır kıpır ettirir, yüzünüzü yakar, kızarmanıza neden olur, tüylerinizi diken diken eder, kekelettirir, ağzınıza geleni söylemenize yol açar, sizi güldürüp ağlatır.
Çünkü ne yazık ki, benim küçük kuşlarım, siz birinci tekil şahısta ve şimdiki zamanın haber kipinde, birinci grup fiillerden "sevmek"i asla kullanamayacaksınız.
_________
Öyle görünüyor ki, bir gün üçümüz buluşacağız.
Birbirimizi tanıyacak mıyız? Nasıl olacaksınız? Ne giyiyor olacaksınız? Ben sizi hep tulumlarınızla hatırlıyorum, belki de üç parça bir kıyafet giyiyor olacaksınız ya da melekler gibi be yazlar içinde mi olacaksınız? Belki de