Kitabın adı üç yıl olsa da okurken zaman kavramı bir o kadar belirsiz geldi. Ödev incelemesi için okudum. Sevgi görmemiş, şiddetle büyütülmüş bir çocuk olan Laptev, yetişkinlik hayatına geçip kendi ailesini kurduğunda ne yapacağını şaşırıyor. Babasına benzemek istemiyor ama sevgi nasıl gösterilir onu da bilmiyor
Üç YılAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20186bin okunma
"Aşk neydi sence?" Birini severken gözünün kör olması mıydı? Karşılık beklemeden sevmek, seni görmeyen birini yıllarca aynı heyecanla beklemek miydi? Yoksa sevdiğin insanın sana bir kez gülümsemesiyle bütün kırgınlıklarını unutup yeniden ona doğru yürümek miydi? Bana İkimizi Anlat kitabını okurken kendime bu soruları defalarca sordum.
Bu kitap benim için sadece bir aşk hikâyesi değildi. Sayfaları çevirdikçe sevmenin bazen ne kadar güzel, bazen de ne kadar ağır bir yük olabileceğini hissettim.
Rüzgâr'ın hikâyesi çocukluğunda başlıyor. Daha küçücük bir çocukken komşusu Yağmur'a âşık oluyor ve o sevgi yıllar geçse de hiç eksilmiyor. Yağmur ise onu hep en yakın arkadaşı olarak görüyor. Ne zaman canı yansa, ne zaman hayat onu yorsa, dönüp dolaşıp Rüzgâr'ın yanına geliyor. Rüzgâr ise her defasında biraz daha kırılıyor ama Yağmur'un küçücük bir gülümsemesiyle bütün yaralarını unutuyor. İnsan okurken bazen "Bu kadar sevilir mi?" diye düşünmeden edemiyor.
Kitap boyunca yağmur sadece gökyüzünden yağmıyor; sanki Rüzgâr'ın kalbine de yağıyor. Rüzgâr ise adı gibi esiyor ama içindeki fırtınaları kimseye göstermiyor. Yağmur'un kokusunu her rüzgârda arıyor, onun mutlu olması için kendi mutluluğunu ikinci plana atıyor. En çok da Rüzgâr'ın sessiz sevgisi etkiledi beni. Çünkü bazı insanlar sevgilerini söyleyerek değil, susarak yaşar.
Ama kitabın beni en derinden sarsan kısmı Rüzgâr'ın annesiyle ilgili olan bölümdü. Yağmur'a çok kırıldığı bir gün her şeyden kaçmak istiyor. Telefonunu kapatıyor, kimse ona ulaşamasın diye evi terk ediyor. O sırada annesi defalarca onu arıyor ama Rüzgâr hiçbirini göremiyor. Eve döndüğünde ise annesini cansız bir şekilde buluyor. O satırları okurken gerçekten boğazım düğümlendi. Çünkü Rüzgâr, yıllarca Yağmur'u severken
Şeker Portakalı, insanı hem gülümseten hem de derinden hüzünlendiren bir romandır. Zeze’nin yaşadığı yalnızlık ve sevgi arayışı okuyucuyu etkiler. Özellikle Portuga ile kurduğu dostluk, romanın en dokunaklı yönlerinden biridir. Kitap, çocukların duygularını anlamanın ve onlara sevgi göstermenin ne kadar önemli olduğunu anlatır.
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275,6bin okunma
Bazı kitaplar hikâye anlatmaz…
duyguyu öğretir.
“Avucumdaki Öpücük”, tam olarak böyle bir kitap.
Küçük bir rakun olan Chester, annesinden ayrılmak istemez.
Okul onun için yeni bir dünya değil… bilinmez bir korkudur.
Ama annesi ona bir şey yapar:
sadece bir öpücük bırakır avucuna.
Ve der ki:
“Ne zaman yalnız hissedersen avucunu yanağına koy.”
İşte o an kitap şunu fısıldar:
Sevgi gitmez.
Sadece şekil değiştirir.
Bu hikâye çocuklara “ayrılığı” öğretmiyor…
ona dayanabilmeyi öğretiyor.
Ve belki de en çok ebeveynlere sesleniyor:
Bazen bir çocuğu ikna eden şey uzun cümleler değil…
tek bir sıcak dokunuş.
Soru şu:
Biz çocuklarımıza yokluğumuzu mu öğretiyoruz,
yoksa sevgimizin onlarla kalma yolunu mu?
Sevgi her şeyin üstünde midir ?
Korumak adı altında cinayet işlenir mi?
Gizem gerilim ve merhamet bir arada olay çözümlemeyi sevenlere tavsiyedir. Okuduğum enteresan kitapların başında geldi.
Aslında bu kitabı okuma sebebim sırf mitoloji merakım değildi. Özellikle Roma-Yunan mitolojisinden gına geldiği için uzun zamandır ilgimi çeken kitap olmamıştı.
Kitabın ebatını gördüğümde mitolojide temel giriş gibi göründü gözüme. Ancak kitabın isminin sadece Eros oluşu ve geçmişten günümüze sevme sanatı notu, bana farklı bir bakış olduğunu Düşündürdü. Neyse ki yanılmamışım.
Başlangıcı okuduğumda, yani evrenin düzenini, aklımdaki düşünceleri yazarın çok güzel bir şekilde ifade ettiğini okumak beni memnun etti. Aslında tamamen mitoloji diyemeyiz bu kitaba hayır. Burada bir felsefik düşünce ve bu düşünceyi gayet anlaşılır biçimde bir anlatı mevcut. Mitoloji ise bir bahane, anlamak için bir bahane.
Sevginin başlangıcı ne olabilir? Nasıl severiz?
Başta güzelliği severiz. Sonra güzelliğin altındaki ruha bakmayı keşfederiz. Buna ister karakter deyin ister huy su. Peki sevgiyi ayakta tutan güzellik midir yoksa ruh mu?
Evreni dengede tutan da sevgi değil mi aslında? Buna sadece bir kadın ve erkeğin birbirini sevmesi olarak düşünmeyin.
Sevmeye bir de Eros kitabından bakın bence. O zaman bana hak vereceksiniz. İtiraf etmem gerekirse hiç bu kadar hoş bir şekilde okumamıştım. Bazı hususların bu kadar derin olduğunun farkına varmamıştım. Ve bu çok hoşuma gitti.
O yüzden Epope dehşet ve ibretle tavsiye ediyor!
ErosTuğba Sarıünal · Destek Yayınları · 202613 okunma