Geleneksel yanılgı, zekayı genetik mirasa, davranışları ise çevreye bağlar. Oysa insan, sadece göz rengini değil, karakterinin gölgelerini, ruhundaki o durdurulamaz dürtüleri ve taşınan travmaları da anne ve babasından devralır. Mark Wolynn’in 'Seninle Başlamadı' kitabında da çarpıcı bir şekilde anlattığı gibi; kökleri geçmişe dayanan acılar, korkular ve bağımlılık eğilimleri kalıtımsal birer kod olarak kuşaktan kuşağa aktarılır. 'Doğduğun ev kaderindir' sözü, duvarların soğukluğuyla değil, anne-babamızdan bize üflenen bu görünmez mirasla ilgilidir. Ebeveynlerin öfkesi, takıntıları veya bağımlılıkları, çocukta birebir aynı maskeyle hayat bulmaz; bazen yıkıcı bir alışkanlığa, bazen de iflah olmaz bir işkolikliğe ya da okuma tutkusuna dönüşür. Genetik potansiyeli tamamen yok edemeyiz belki ama bilincimizle ve doğru bir çevreyle onun yönünü değiştirebiliriz. Unutmamalı ki, bir anne ve babanın kendi içinde törpüleyip iyileştiremediği her yara, kırk yıl sonra bile olsa çocuklarının hayatında bir şekilde yeniden filizlenecektir. Bizler, bizden öncekilerin bitmemiş hikayeleriyiz; ta ki o zinciri kırma cesaretini gösterene kadar.