İki yalnız ruhun buluşmasına tanıklık ettiğimiz bu romanı, bir dönem fazla popüler bulduğum için okumamış, okuduktan sonra da popülerliği gerçekten hak ettiğini düşünmüştüm.
İkinci okumamda ise ilkinden bile naif bulduğumu söyleyebilirim.
Raif efendinin son derece sıradan ve bunaltıcı görünen hayatında, birkaç hayata sığacak bir aşk yaşadığını nereden bilebilirdik ki?
Üstelik bu adamın, bir tablodan çıkıp, gerçeğe bürünen ve ansızın hayatına giren kadın için, "Artık Maria Puder, yaşamak için kendisine kayıtsız, şartsız muhtaç olduğum bir insandı," diyeceğini ve onsuz yaşamaktansa, ruhunu kimselerin bulamayacağı bir yere saklayıp, kalabalığın içinde görünmeden yaşamaya devam edeceğini kim tahmin edebilirdi?
1943'te yayınlanan romanın, dönemine ve içinde bulunan bolca eski kelimeye rağmen, akıcı bir dile sahip olması ve insan ruhunu bu kadar güzel irdeleyebilmesi, Sabahattin Ali'ye olan hayranlığımızı tabiatıyla artırıyor.
Hala okumayan kaldıysa, gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.
"Kürk Mantolu Madonna" Tablosundaki kadar hüzünlü bu hayatta, iki ruhun buluşmasındaki tarifsiz coşkuyla dolu bir yıl dilerim.
Sevil Özdemir