Yorum
Puan vermedi
Şermin Yaşar okumak, benim için her seferinde insan olmanın o unuttuğumuz, tozlu sayfalarını yeniden karıştırmak gibi. Yazarın kurduğu her cümlede kendi hayatımdan bir iz buluyor; karakterlerin acılarını, sevinçlerini ve çıkmazlarını adeta üzerime bir hırka gibi giyiniyorum. Söyleme Bilmesinler, beni en çok o "kırılma anı" ile derinden etkiledi. Yılların biriktirdiği sırların sıradan bir günde omuzlardan düşüşünü ve ne acıdır ki bu yükler yere serilirken günahların hep bir kişinin üzerine yıkılışını izliyoruz. Aslında bazen yaptığımız hataların faturasını hayata kesiyor, bazen de bu suçluluk psikolojisini başkalarına dayatıyoruz. Emin, Ethem ve Ekrem Kitaptaki üç kardeşin trajedisi, sevginin ve sevgisizliğin insanı nasıl şekillendirdiğinin en somut kanıtı. Ethem geçmişteki bir günahın bedeliyken, arkasından gelen Ekrem de payına düşen sevgisizlik sürgününe itiliyor. Nurten, sevilmeyi hiç tadamayan Ethem’e sunulmuş sessiz bir hediyeydi. Madalyonun diğer yüzündeki Emin ise, kendini kabul ettiğini sanan Çiğdem’in rüzgârında savrulurken karşısında Hülya’nın o duvar gibi suratını buluyor. Her karakter, kendi içindeki sevgisizlik boşluğunda bir diğerini hırpalıyor. Dünyadaki en büyük erdem, şüphesiz ki sevebilmektir. Sevmek başlı başına zor bir meziyettir; fakat insanın kendine sevilmediğini fısıldayabilmesi, işte o bambaşka bir cesaret ve sarsıcı bir olgunluktur. Üstelik bu sevgisizliğin ardındaki asıl nedeni öğrenip ruhunuza binen tüm ağır yüklerin farkına vardığınızda, hayatın seyri kökünden değişir. Çünkü o andan itibaren içinizde büyüyen o tekinsiz boşluk yerini, gerçeğin çıplak ve sarsılmaz farkındalığına bırakmıştır.
Söyleme BilmesinlerŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202524,3bin okunma
8/10
·301 syf.··
2025 14. kitabı
·
52 günde okudu
·
Okunma: 02 Nisan 2025 19:27
ŞEHADET İNCİLERİ - PEYGAMBER ÇİÇEKLERİ HZ. HASAN VE HZ. HÜSEYİN ( RADIYALLAHUANHÜMA ) ​MUSTAFA NECATİ BURSALI ÖNSÖZ Bütün âlemleri yoktan var eden, varlığından bizleri haberdar eden, kullarından mü’minlerin kalp gözlerini açan, marifetinin nûru ile onları Rıza-i Bârisine erdiren Allah’a hamd ederim... Salât ve selâm, tek katresinin hacminde bin umman çalkalanan ve tek zerresinin menşurunda bin kâinat yüzen Kevser Havuzunun sahibi Allah’ın Sevgilisi, İki Cihanın Efendisi Cenâb-ı Ahmed’e ve O’nun Âl-i Ashabına olsun... Bu küçük eserimde cennet çiçeklerinden ıtırlar koklatmak en büyük dileğimdir. Bizzat Sonsuzluk Nebisinin: هُمَا رَيْحَانَتَيَّ مِنَ الدُّنْيَا “Onlar (Hasan ve Hüseyin), dünyada ikigülümdür.” Buyurduğu Peygamber güllerini koklamak ne devlettir. Onları gönül coşkunluğu içinde sevmek mü’minlerin saadet baharıdır. Allah’ın Resûlü, o solmaz çiçekleri tertemiz kucağında taşımış, mukaddes omuzlarına alıp gezdirmiş, kâh gönül coşkunluğu ile yanaklarından öpmüş, kâh altın saçlarını tel tel okşamış, kâh mübarek elleriyle küçücük ağızlarına lokmalar vermiş, kâh dizine çıkarıp hoplatmıştır. HZ. HASAN (R.A.) VE HZ. HÜSEYİN (R.A.) SÜT ANNE Hazret-i Hasan doğunca, Nebiyy-i Muhterem, amcası Abbas hazretlerinin zevcesi Ümmü Fadl'ın evine gitti. Ümmü Fadl, Kâinatın Efendisini heyecan içinde görünce sordu: “Ey Allah’ın Resûlü! Telaşınızın sebebi nedir?” “Hayırdır inşaallah. Fâtıma’nın bir oğlu doğdu. Sen, ona da Kusem’in sütü ile emzir!” “Peki, ey Allah’ın Resûlü!” Ve bir müddet Hazret-i Hasan’ı, Ümmü Fadl emzirdi... Peygamber çiçeği Hazret-i Hasan (radıyallahü anh) güler yüzlü, melek huylu, tatlı bakışlı, altın saçlı, gümüş bedenliydi. Allah'ın Sevgilisi onun hakkında, “Amcası Hazret-i Musa aleyhisselâmdan mirastır!” buyurmuşlardır. Esmâ binti Umeys der ki: “Hasan
Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (Radiyallahu Anhüma)Mustafa Necati Bursalı · Çelik Yayınevi · 2016119 okunma
Reklam
Sevmek Yetmediğinde
9/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 56. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 05:34
Iza’nın Şarkısı, anne-kız ilişkisini en sarsıcı ve en gerçekçi biçimde anlatan romanlardan biri. Kitabın merkezinde, eşini kaybettikten sonra yalnız kalan Etelka ile onu yanına alarak korumak isteyen doktor kızı Iza bulunur. Ancak sevgi her zaman yakınlık getirmez; bazen en büyük mesafeler, birbirini seven insanlar arasında oluşur. Magda Szabó bu romanda kötülüğü değil, iyi niyetin bazen nasıl incitici olabileceğini anlatıyor. Iza annesi için en doğrusunu yaptığını düşünürken, Etelka yavaş yavaş geçmişinden, alışkanlıklarından ve kimliğinden koparılır. Roman boyunca okur, iki tarafı da haklı bulur; bu yüzden yaşanan çatışmalar daha da acı verici hale gelir. Yazarın dili sade ama duygusal etkisi çok güçlü. Özellikle yaşlılık, yalnızlık, kuşak farkı ve empati eksikliği üzerine yaptığı gözlemler uzun süre akılda kalıyor. Romanın en çarpıcı yanı, karakterlerin birbirlerini sevmelerine rağmen birbirlerini anlayamamaları. Bu nedenle kitap, okuru kendi ilişkilerini ve sevdiklerine nasıl davrandığını sorgulamaya davet ediyor. Benim için Iza’nın Şarkısı, yüksek sesle söylenmeyen kırgınlıkların romanı. Sayfalar ilerledikçe insan, bazen sevginin yetmediğini; anlayışın, dinlemenin ve karşımızdakinin dünyasına gerçekten bakabilmenin de gerekli olduğunu görüyor. Hüzünlü ama çok insani bir hikâye. Kitabı bitirdiğinizde karakterler aklınızdan kolay kolay çıkmıyor. Iza’nın Şarkısında toprak, su, ateş ve hava doğrudan bir alegori olarak sunulmasa da, romanın temalarıyla ilişkilendirildiğinde güçlü sembolik anlamlar taşırlar: * Toprak: Etelka’yı temsil eder. Kökleri, geçmişi, alışkanlıkları ve aidiyet duygusunu simgeler. Eşinin ölümünden sonra bile yaşadığı ev ve anıları onun kimliğinin bir parçasıdır. Topraktan koparılması, kendi benliğinden uzaklaştırılması anlamına gelir. * Su:
1000Kitap
Iza'nın ŞarkısıMagda Szabo · Yapı Kredi Yayınları · 20245,4bin okunma
Meczup ve Hiç Kimse Kitapları Üzerine…
9/10
·80 syf.·
2026 2. kitabı
Fatih Duman birbirini takip eden Meczup ve Hiç Kimse kitaplarını bir seri halinde kurgulamış. Bnde incelememi her iki kitabı ele alarak yaptım. Birbirini tamamlıyorlar ama birbirinin devamı gibi düşünmeyin. Yani birini okuyunca illa arkasından ikinciyide okumam şart gibi eksiklik hissetmiyorsunuz. Ama imkanınız varsa seriyi okumanızı öneririm tabi. Bn Meczup-Hiç Kimseyi okudum arada 152 Gün atlamışım onuda okuyacağım.. Araştırdığım kadarıyla serinin "152.Gün" kitabı karakterlerin kaderlerinin nasıl kesiştiğini gösteren ara bir köprü görevi görüyormuş..Yani düşüncemde bir değişiklik olacağını sanmıyorum.. Meczup ve Hiç Kimse kitapları, tarz olarak "Tasavvufi/Manevi, Felsefik Öykü" Kıvamında Kısa Öykü tarzında yazılmışlar. Meczup kitabında teslimiyeti, gerçek sevgiyi, bekleyişi tasavvufi derinlikle vurguluyor. Hiç kimse kitabında insanın kimliğini bulma çabasına, içsel yalnızlığına, görünmezliğine ve maddi değerlerin ötesindeki manevi zenginliğe derinlemesine işlemiş. Kitapları okurken samimi ve sade anlatımıyla, türkülerle, içsel seslenişlerle duygusal bir yolculuğa çıkacaksınız..Eğer"Bana bir oturuşta bitecek kadar akıcı, ama kapağını kapattığımda beni saatlerce düşündürecek, içimi ısıtacak ve insani duygularımı harekete geçirecek bir şeyler lazım" diyorsan; Ve İnsan ruhunun derinliklerini seviyorsan Meczup ve Hiç Kimse tam aradığın kitaplar diyebilirim. Önce Meczup'u, ardından Hiç Kimse'yi okursan ki bn öyle yaptım karakterlerin ve hikayelerin birbiriyle olan o naif bağını çok daha iyi yakalayabilirsin;) Kıymetli Yazarımız’ın her iki kitabı da bence elinize alınca bir çırpıda okuyabileceğiniz bir kitap serisi olmuş kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Şayet Fatih Duman’ın bu öykü serisini okursanız kendinize yatırım yapmış olursunuz bir şey kaybetmezsiniz… yani…
Hikaye (Öykü) Edebiyat
MeczupFatih Duman · Nesil Yayınları · 2024974 okunma
Bay C. Hâlâ Bir Yerlerde Yürüyor
Puan vermedi·192 syf.·
2026 9. kitabı
Merhaba 1000Kitap, Kitabı bitirdikten sonra hikâyeden çok Bay C.’yi düşündüm. Açıkçası onu çok sevdim diyemem ama sevmedim de diyemem. Bazen hak verdim, bazen sinirlendim, bazen de kendimi ona yakın hissettim. Sürekli bir şeylerin peşinde ama neyin peşinde olduğunu kendisi de tam bilmiyor gibi. İnsanlarla tanışıyor, konuşuyor, yakınlaşıyor ama hiçbir şey onu gerçekten tatmin etmiyor. Bir noktadan sonra insanın içinden “Abi sen ne istiyorsun, ne arıyorsun?” diye sormak geliyor. Belki de onu ilginç yapan şey tam olarak bu. Çünkü aslında aradığı şeyin ne olduğunu o da bilmiyor gibi. Bu yüzden hiçbir yerde uzun süre kalamıyor, hiçbir insana tam olarak yaklaşamıyor. Yusuf Atılgan’ın en sevdiğim yanı Bay C.’yi olduğu gibi anlatması oldu. Onu ne kahramanlaştırıyor ne de eleştiriyor. Kusurlarıyla, çelişkileriyle, kararsızlıklarıyla önümüze bırakıyor. Ne düşünüyorsanız düşünün der gibi. Bu yüzden okurken bir roman karakteri değil de gerçekten yaşamış bir insanı tanıyormuş gibi hissettim. Kitapta öyle büyük olaylar, şaşırtıcı gelişmeler yok ama Bay C.’nin düşünceleri ve dünyaya bakışı sarıyor insanı. Bir de kitabın sonunda içimde kalan o his var… Sanki hikâye bitmedi. Ben son sayfayı okudum ama Bay C. hayatına devam etti. Şu an bile gözümün önüne getirince onu bir kaldırımda yürürken hayal edebiliyorum. İnsanları izliyor, yine kafasında bir şeyleri sorguluyor, yine bir şeylerin peşinden gidiyor gibi. Benim için Aylak Adam, yalnızlık ve arayış üzerine yazılmış en etkileyici Türk romanlarından biri oldu. Bay C.’yi sevmek zorunda değilsiniz ama onu unutmanız da pek kolay değil.
Aylak AdamYusuf Atılgan · Can Yayınları · 201971,1bin okunma
“Ne yani kitaplarımı yakacak mısınız?”
8/10
·107 syf.·
2026 18. kitabı
Yazarın Hemingway Ödül'ü sahibi olduğunu görünce merak edip okumaya başladım. Elbette Kafka'yı pardon Franz'ı anlatıyor ama daha çok edebiyatın kendisiyle kurduğumuz ahlaki ilişkiye parmak basıyor. Franz edebiyat dünyasının etik tartışmalarından sadece biri. Bir yazarı gerçekten sevmek ne demektir? Onun eserlerini korumak mı, yoksa onları dünyayla paylaşmak mı? Soru bu kadar yalın olsa cevabı çok bir şey değiştirmez tabii fakat yazarın vasiyeti eserlerin paylaşılmaması üzerine olunca işler değişiyor, sorular artıyor; Eser sahibi istemese bile mi? Bu onun kişisel haklarına saygısızlık değil mi? Eserleri başlığına kadar değiştirecek miyiz? Başlığına kadar değişiklik yaptığımız eserin hala yazara ait olduğunu söylemek neyin nesi? Sevdiğimiz yazarları gerçekten seviyor muyuz, yoksa onları kendi ihtiyaçlarımıza göre yeniden mi yaratıyoruz? Bu soruların etrafında örülen roman, Soğuk Savaş'ın Avrupa'sında; Fransa, İstanbul ve Berlin arasında dolaşan kısa ama etkili bir anlatı kuruyor. Çağımızın Tanığı olarak ödüle layık görülen Burhan Sönmez'in diğer eserlerine de zamanla bakarız artık.
Franz K. AşıklarıBurhan Sönmez · İletişim Yayınları · 2024300 okunma
Reklam
Reklam