Salim, kalemi ağzına soktu: “Herkes söylüyor.” Hikmet, yuvarlak fırçaya hafifçe vurdu: “ Kötü bir sözü herkesin söylemesi, o söze bir gerçeklik kazandırmaz. Çıkar defterini. Yalnız, gerçeğin tanımını vereceğiz, matrağın değil.”
Masada otururken, durmadan bunları düşünüyordum. Onlar yaşıyorlardı, kendilerini yaşıyorlardı. Ben kimdim ya da kimi canlandırıyordum? İşte o zaman öfkelendim albayım, garsonla kavga ettim.
Oblomov şöyle geçirdi içinden: “Zavallı! Bir günde on yere uğrayacak, hayat mı bu!” (Omuzlarını kaldırabileceğince kaldırdı.) “İnsanda hal mi kalır? Kendini bu kadar paralamanın ne gereği var? Elbette arada bir tiyatroya gitmekti, Lidya’ya aşık olmaktı falan olabilir… Güzel bir kızdır! Köyde onunla çiçek topalamak, atla gezintiye çıkmak hiç de fena olmaz… Ama bir günde on ev dolaşmak… Vah zavallı!” Sonra dönüp sırtüstü yattı. Böyle anlamsız hevesleri, düşünceleri olmadığı, sokaklarda boş boş dolaşmadığı için, saçma şeylerle uğraşacak yerde, odasında böyle sırtüstü yatıp dinlendiği, insan onuruna yaraşır bir şey yaptığı, huzurunu koruduğu için mutluydu.