Çıkıp dağlara feryat edenlerin türküsünü söylesem,
Bilirim, türküm ulaşmaz yankılarla.
Oturup bir çayın oluşunu seyrederken âlemlere,
Seyrederim içimde sıkışıp kalan bir hançerin dönüşünü.
Seyrederim genişlerken evren, ben nasıl da daralmışım,
Gözlerimi kısıp da uzaklarda yanan lambaları aramışım.
Oysaki gök dururken üstümüzde, başka çatıya hacet yoktu;
Yürüdüğümüz yollarda dikenler ve güllerin ardı.
Biz karanfili sevdik, kolayı sevdik,
Ama kanadı yine de bir yerlerde bir yerlerim...
Bir yerleri yerle bir oldu bir yel içinde karanfilim.
Varsın şair olmayalım, ne çıkar?
Göğsümüz genişlesin isterken,
Oturduğumuz taşa okuduk şiiri hürmetle,
Ahşap evde yaşamayı diledik,
"Coğrafya kaderdir" demeden, himmetle.
İnandık biz de öyle dayanılmaz bir iç çekişe
çekince işlemez, sonbahar geldi "Heyhat!" diye.
Tokat attık ve oturup kendimize gelişimizi izledik,
Çiçekleri dökülmüş iğde ağaçlarından...
Ağaçlarla yürümek değil mesele;
Kaldırımlarda zaten her birimiz öne eğik,
Aklımız göğe dönük yürürken,
Bir şarkı ısmarladık ıslak gözlerle.
Bana bakan geçmişin gölgesini,
Gölgesinden kaçmış geçmiş...
Bir ağaç gövdesine…
Kararmış veya yapayalnız elinde,
Tükenmiş bir sonbahar ve yine bir yaprağı bükmüş yere yaşasın diye.
- Bazen sadece daha iyi bir gözlük âşığı iyileştirmeye yeter; eğer biri bir yüzün yirmi yıl sonraki halini hayal edebilme gücüne sahip olsaydı belki de hayatını hiç huzursuz edilmeden geçirebilirdi.