"bir evde çorbayı karıştıran, ekmeği yapan, yerleri fırçalayan, ayak ısıtıcılarının içine sıcak kömür koyan, mektuplarınızı düzenleyen, çocuklarınıza bakan kadından daha güçlü kim vardır?"
...
haklıydı elbette. kadınlar bedene böyle girer, mutfaktan, çocuk odasından; yatağınızda, giysilerinizde, saçlarınızda olurdu elleri. birine böyle güvenmek tehlikeliydi, akıllı bir adam evine ve soyuna bakan kadınlara saygı beslemeyi öğrenirdi.
"birinin acısını ve ıstırabını, diye düşünüyor Agnes tabakları kaldırırken, gözden kaçırmak öyle kolay ki; bilhassa o kişi sesini çıkarmıyor, mantarı sımsıkı takılmış bir şişe gibi her șeyi kendi içinde tutuyor, basınç gitgide artıyorsa. fakat nereye kadar?
Agnes hiç bilmiyor."
böyle bakılınca böyle aramadan, böyle yalın, böyle çocuksu gözlerle bakılınca, güzeldi dünya. ay ve yıldızlar güzeldi, güzeldi çay ve sahil, orman ve kaya, keçi ve uğurböceği, çiçek ve kelebek güzeldi. güzel ve iç açıcıydı dünyayı böyle gezip dolaşmak, böyle çocuksu, böyle uyanmış, çevresine karşı böyle kucak açarak, güvensizlikten böylesine uzak.
“çünkü nerede olursam olayım -bir gemi güvertesinde, paris’te bir sokak kafesinde ya da bangkok’ta- hep aynı sırça fanusun içinde kendi ekşimiş havamda bunalıyor olacaktım.”