şeyma k.

şeyma k.
@seymakul
okuyan, düşünen, sorgulayan biri
8/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
Japonya’nın Okinawa adasındaki Mavi Bölge (dünyanın en uzun ömürlü insanlarının yaşadığı yer) sakinlerinin yaşam felsefesini derinlemesine inceleyen bu kitabı bir ara her yerde görüyordum ve çok satan çok izlenen şeylerden genelde hoşlanmayıp kaçarım bunda da aynısı oldu, yıllarca kaçtım ama ne güzel kitapmış bayıldım. Kitap İkigai kavramını merkeze alarak insanın her sabah yataktan neşeyle kalkmasını sağlayan o yaşam amacını bulmasının peşine düşüyor. İkigai’yi dört ana dairenin kesişim noktası olarak tanımlıyor: Sevdiğiniz şey, iyi olduğunuz şey, dünyanın ihtiyaç duyduğu şey ve size para kazandırabilecek şey. Bu dört alanın tam ortasında duran şey İkigai, sadece bir kariyer hedefi değil, ruhsal bir denge halidir. Kitaba göre bu dengeyi bulan insanlar sadece daha uzun yaşamakla kalmaz aynı zamanda daha anlamlı ve stresten uzak bir ömür sürerler. Kitabın sunduğu temel öğretilerden biri “akış” (flow) halidir. Bir işle meşgulken zamanın nasıl geçtiğini unuttuğumuz o anlar aynı akıl deneyimler İkigai’ye en yakın olduğumuz anlardır. Yazarlar, modern insanın en büyük sorunu olan çoklu görev (multitasking) yerine, tek bir işe odaklanmanın zihni dinlendirdiğini savunur. Psikoloji lisansımda da bunu bolca vurgulamıştı ODTÜ’deki canım hocalarım, multitasking verimliliği ve IQ’yu azaltıyor, daha fazla zaman kaybı ve hata yapmaya neden oluyor diye üstüne basa basa söylemişlerdi. Neyse Ayrıca kitapta Okinawa sakinlerinin asla emekli olmadığını ölene kadar aktif kalarak topluma katkı sağlamaya devam ettiklerini vurgulanıyor. Beslenme konusunda ise midenin sadece %80’i dolana kadar yemek gerektiği söyleniyor. Bu hafiflik hissi vücudun sindirim stresini azaltarak hücresel yaşlanmayı geciktirir deniyor. Kitap ayrıca her gün yapılan hafif egzersizlerin güçlü sosyal bağların
Ikigai - Japonların Uzun ve Mutlu Yaşam SırrıFrancesc Miralles · İndigo Kitap · 202023,9bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
9/10
·268 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
Kitap, Carl Rogers’ın hümanistik yaklaşımını oyun terapisine uyarlayan Virginia Axline’ın çalışmalarını temel alır. Kitabın merkezinde yer alan yönlendirici olmayan oyun terapisi çocuğa iyileştirilmesi gereken bir sorun olarak değil, kendi çözümleme yetisine sahip tam bir birey olarak yaklaşır. Terapist çocuğu yönlendirmez, sadece onun varlığına ve özgürce kendini ifade etmesine eşlik eder. Dibs’e ne yapması gerektiğini söylemez, oyunlarını eleştirmez veya ondan belirli bir performans beklemez. Bu tutum, Dibs’in o ana kadar deneyimlediği baskıcı ve kalıplara dayalı dünyadan kaçıp sığınabileceği ilk güvenli olacaktır. Dibs’in sergilediği uyumsuz, korkak ve güvensiz tavırlar aslında onun zekasından değil kendini dış dünyadan korumak için kullandığı kalkandan kaynaklanır. Üstün zekalı bir çocuk olmasına rağmen doğumundan itibaren maruz kaldığı duygusal yoksunluk ve ihmal, onu dış dünyayı tehlikeli bir yer olarak kodlamaya itmiştir. Profesör babası ve doktor annesi için o, entelektüel standartlara uymayan bir "hata" gibidir. Bu duygusal reddediş, Dibs’in içine kapanmasına ve dış dünyaya karşı aşılmaz duvarlar örmesine neden olur. Onun iletişim kurmuyor gibi görünmesi aslında kendisini duygusal şiddetten ve reddedilmekten korumak için geliştirdiği bir savunma mekanizmasıdır. Terapi odasındaki kum havuzu ve oyuncaklar Dibs’in kelimelerle ifade edemediği öfkesini, korkusunu ve en önemlisi bastırılmış benliğini dışarı vurduğu bir sahneye dönüşür. Axline’ın sabırlı ve kabullenici tavrı sayesinde Dibs, korkularının üzerine gitmeye başlar. Zamanla anlarız ki çocuğun dış dünyayla yaşadığı problemler aslında kendi varlığına duyduğu güvensizlikten beslenmektedir. Kendini kabul etmeye başladıkça ailesinin ona yüklediği yetersiz çocuk imajını yıkar ve gerçek potansiyelini
Benliğini Arayan ÇocukVirginia M. Axline · Panama Yayınları · 20183,938 okunma
Charlie’nin Trajedisi
9/10
·325 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Charlie Gordon 32 yaşında, IQ’su 68 olan ve bir fırında yerleri süpürerek geçimini sağlayan saf ve yufka yürekli bir adamdır. En büyük arzusu bir gün akıllı olmaktır çünkü akıllı olursa insanların onu seveceğine ve arkadaş olacağına inanır. Bu motivasyonla daha önce fareler (özellikle de Algernon) üzerinde başarıyla denenen deneysel bir beyin ameliyatını kabul eden ilk insan olur. Ameliyattan sonra Charlie’nin zekası geometrik bir hızla artar. Bir zamanlar okumakta zorlandığı kelimeler yerini kuantum fiziğine, felsefeye ve onlarca yabancı dile bırakır. Ancak bu yükseliş beraberinde korkunç bir farkındalığı getirir: Arkadaş sandığı insanların aslında onunla alay ettiğini, ailesinin onu neden terk ettiğini ve sevginin zekayla doğru orantılı olmadığını anlar. Deneyin zirve noktasındayken farenin (Algernon) zekasının gerilemeye başladığını görmesiyle kendi sonunun da benzer olacağını öğrenir. Zirveden iniş onun için çıkıştan çok daha hızlı ve acılı olacaktır. Toplum Charlie'yi zekası düşükken bir eğlence malzemesi olarak görür ve onunla hep alay ederler. Onun bir insan olduğunu, zekası yüksek olmasa bile duygularının olduğunu unuturlar hatta hiçe sayarlar. İlerleme raporlarının gün gün aynı bir günlük gibi samimi bir tonda yazılması sürece tanıklık etmemize yardımcı olur. Okuyucu bu raporları okurken adeta sevdiği birinin hafızasını kaybetmesini izler gibi çaresizce sayfaları çevirir. Zekanın çok yüksekliğinde de çok düşüklüğünde de bireyin toplumdan nasıl koptuğunu ve yalnızlaştırıldığını görürüz. Oysa çok zeki olursak herkes tarafından seviliriz sanırız hep. Ama insanlar kendilerinden farklı olana tahammül edemezler.
İnsan ve Duygular
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,6bin okunma
Kendini Sabotaj ve Dönüşüm
7/10
·232 syf.··
2025 2. kitabı
Brianna Wiest’in Dağ Sensin kitabı, insanın kendini sabote etme biçimlerini anlamasına ve bunları aşmasına rehberlik eden bir kişisel gelişim kitabı. Yazar, değişim sürecinin en büyük engelinin dışsal faktörler değil, insanın kendi iç dünyası olduğunu vurguluyor. “Kendini sabote etmek, bilinçaltının seni şu an olduğun yerde tutma çabasıdır. Çünkü şu an olduğun yer, her ne kadar mutsuz olsan da, tanıdık ve güvenli hissettirir” diyerek, insanların genellikle acı içinde bile olsa alışkanlıklarından kopmakta zorlandığını anlatıyor. Kitap, kişinin dönüşüm sürecinde en büyük mücadelesinin kendi duyguları ve düşünceleriyle olduğunu hatırlatıyor. Wiest, değişimin kolay olmadığını ama gerekli olduğunu söylüyor: “Hayatın sana aynı dersleri tekrar tekrar sunmasının bir sebebi var. Sen öğrenene kadar bu döngü devam edecek” diyerek, aynı hataları tekrar etmenin farkındalık eksikliğinden kaynaklandığını belirtiyor. Duygularımızı bastırarak ya da onlardan kaçarak iyileşemeyeceğimizi anlatan yazar, “Hissetmeyi reddettiğin her duygu, ileride daha büyük bir şekilde karşına çıkacak” diyerek, kişinin duygularını kabul etmesi gerektiğini vurguluyor. Ancak çoğu insan bu adımı atmak yerine kendini uyuşturmanın yollarını arıyor. Wiest, sürekli meşgul olmanın, bağımlılıklara yönelmenin ya da başkalarının hayatına fazlaca odaklanmanın, aslında kişinin kendiyle yüzleşmekten kaçma biçimleri olduğunu söylüyor. Kitabın en güçlü mesajlarından biri, değişimin dış dünyadan değil, insanın iç dünyasından başlaması gerektiği. “Kendi düşüncelerini ve hislerini değiştirdiğinde, hayatının nasıl değiştiğini göreceksin” diyen Wiest, kişinin önce kendine nasıl davrandığını sorgulaması gerektiğini anlatıyor. Çünkü insan, kendine nasıl konuşursa, dünyayı da o gözle görmeye başlar. Kendini sabote etmenin en
Dağ SensinBrianna Wiest · Pegasus Yayınları · 2024466 okunma
9/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2025 1. kitabı
Wolfgang Borchert’in “Kapıların Dışında” adlı oyunu savaşı ve onun insan ruhundaki yıkımını derin bir şekilde ele alan etkileyici bir eser olarak öne çıkıyor. II. Dünya Savaşı sırasında cepheye gönderilen ve savaşmak istememesine rağmen ağır koşullara maruz kalan Borchert, hastalık ve tutukluluk gibi çok ciddi zorluklarla mücadele etti. Ancak savaştan sonra ülkesi Almanya’ya döndüğünde savaşın sadece cephede değil, insan ruhunda da büyük yaralar açtığını fark etti. Henüz 26 yaşında hayatını kaybetmiş olsa da Borchert’in bu kısa ömrüne sığdırdığı eserler onun yaşadığı derin acının ve savaşın yıkıcı etkisinin birer aynasıdır. “Kapıların Dışında” oyunu, savaş sonrası eve dönen asker Beckmann’ın hikâyesini merkeze alır. Beckmann, ailesini kaybetmiş, karısının başkasıyla olduğunu öğrenmiş ve toplum tarafından dışlanmıştır. Her şey ona yabancı gelir ve kendi ülkesinde dahi “kapıların dışında” hisseder. Beckmann’ın “Ben daima kapıların dışındayım” sözleri, savaşın bir bireyi ne kadar yalnız ve çaresiz bırakabileceğini çarpıcı bir şekilde ifade eder. Oyunda Beckmann’ın içsel çatışmaları, Öteki karakteriyle olan diyaloglarla daha da derinleşir. Öteki, hayatta kalmaya ve umudu bulmaya çalışan bir sesi temsil ederken, Beckmann ise savaştan ve kayıplardan tükenmiş hatta yaşamdan vazgeçmiş bir figürdür. Bu çatışma okuyucuyu hayatta kalma mücadelesinin psikolojik boyutlarını sorgulamaya iter. Beckmann’ın Tanrı ile olan konuşmaları ise eserin en çarpıcı bölümlerindendir. “Sen bir ölüsün Allah baba. Diril, bizimle beraber yaşa.”Bu sözler, sadece bireysel bir hesaplaşma değil, savaştan sonra inançlarını kaybetmiş bir toplumun Tanrı’ya yönelttiği bir sitemdir. Wolfgang Borchert’in kendi yaşamı eserin güçlü bir gerçeklik hissi taşımasındaki en önemli unsurlardan biridir. Cephede
2024 Okuma Raporları
Kapıların DışındaWolfgang Borchert · Can Yayınları · 20217,9bin okunma