Fakülteden hocamın yazmış olduğu bu eseri bir bakıma ödev olduğu için okudum. Mitolojiyle ilgilenen biri olmadığım için normalde elime geçse okumayacağım türden bir içeriğe sahip. Ama en sonunda bakış açımı çok zenginleştiren ve önyargılarımı kıran bir eser oldu.
Kitapta genel olarak kafamdaki “tanrı” kavramının yüceliğine gölge düşüren tasvirlerle karşılaştım. Pan (korku). Odysseus (sorumluluklardan kaçarak başka maceralar arama), Herakles (şiddet sonrası vicdan azabı, kader kurbanı), Hephaistos (çirkin ve topal tanrı), Ares (cani-savaş tanrısı), Pygmalion (yarattığına hayran olma), Athena (haset)… şeklinde öne çıkan tanrıların hikayeleri aslında insanlardan tek farklarının ölümsüz olduklarını vurguluyordu. Kitabın ismiyle olan bağlantısını bu noktada yakaladım.
Bunların dışında kitabın güncel bir dili vardı. Akış hiç rahatsız etmedi, sanki karşımda biri bana mitolojik hikayeleri sohbet ediyormuş gibi anlatıyordu. Güncel örnekler ya da genel bilinen hikayelerin mitolojik hikayeleri de vardı; hatta genel olarak bilinen horozların sabah olunca ötmesi olayını Ares’in Alektryon’u görevini yerine getirmediği için horoza çevirmesi şeklinde anlatılması çok hoşuma gitti. Ara ara yapılan başka eserlere ve yazarlara yönelik göndermeler de onlara ilgimi arttırdı, vakit bulup incelemeyi düşünüyorum.