“Topluca akıl yitirme” diye bir şey vardı. Kolektif bilinç kaybı. Eğer aynı halüsinasyonu yeterli sayıda göz görürse, artık halüsinasyon değil, hakikat sayılıyordu; eğer aynı acı gerçeğe yeterli sayıda insan gülümserse, acınası olmaktan çıkıp, komik bie şakaya dönüşüyordu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ah, aşk bir gizemdir, yalnızca gönüllerin dibinde yaşayabilir ve bir erkek, isterse en yakın arkadaşına: 'işte benim sevdiğim!' dediğinde, her şey bitmiş demektir.
Bütün canlılar alt beyne sahipken üst beyin sadece insanda bulunur. Bu nedenle insan, kendini öldürmeyi kurgulayabilen tek canlıdır. Yaşam vazgeçilebilir olsaydı ilk düşüşte ya da ilk sevinçte insanların çoğu "Bundan daha iyisi/kötüsü olamaz" diyerek yaşamayı bırakırdı. Fakat insan ne kadar mutlu olursa olsun üzülebilir, ne kadar kederli olursa olsun sevinebilir. Kendinde kendinin dahi hakim olamadığı büyük bir alan var. Kalbini durduramıyor, yavaşlatamıyor, hızlandıramıyor. Alt beyin organları, limbik lop hepsini yapabiliyor. Bu büyük ve kontrolsüz güçle nasıl yaşanır sorusunun cevabını sıyam veriyor. Sıyam/Oruç iyi, doğru umursamayan, kendinden başka hiçbir gücün eserini tanımayan, içimizde şeytan ya da Tanrı'ya evrilebilen bu gücü terbiye edecek tek eylemdir. "Başkasına itaat etmeyen bir güç nasıl terbiye edilir" ile "Oruç nasıl tutulur" bizi aynı cevaba götürmektedir.
kırsal bölgelerde, deniz kıyısında ya da dağlarda kendi içlerine çekilebilecekleri bir yer ararlar; sen de böyle şeyleri bütün yüreğinle özlemeyi bir alışkanlık haline getirdin. Ama bu aptalca bir şey, çünkü istediğin anda kendi içine çekilebilirsin; çünkü insanın çekilebileceği hiçbir yer kendi içinden daha dingin, daha erinçli olamaz; her şeyden önce de, içinde yalnızca düşünmenin bile kusursuz bir erinç veren ilkeleri varsa. Erinç derken, içsel düzenden başka bir şeyi kastetmiyorum. Öyleyse, sürekli olarak kendini bu sığınacak yere uyarla, orada kendini yenile. Düşüneceklerin kısa ve temel olacak, ama bunlar içinde belirir belirmez her türlü acıyı silecek, seni dönmen gereken yaşama hoşnutsuzluk duymaksızın geri göndereceklerdir.
Sende hoşnutsuzluk uyandıran şey nedir? İnsanların kötülüğü mü? Şunları anımsa: ussal varlıklar birbirleri için doğmuşlardır; hoşgörü adaletin bir parçasıdır; insanlar istemeden
kötülük yaparlar; birbirleriyle savaşırlar, birbirlerinden kuşkulanır, nefret ederler, birbirlerini yaralarlar, en sonunda da ölür, toprağa dönüşürler. Bir düşün bunu ve artık yakınma! Evrensel düzenin sana ayırdığı yazgıdan da mı hoşnut değilsin yoksa? Öyleyse, sürekli olarak kendi içine çekil: 'ya tanrısal öngörü, ya atomlar; evrenin bir kent sayılması gerektiğini gösteren bütün kanıtları anımsa. Yoksa bedeninle ilgili düşkünlükler mi tedirgin ediyor seni hâlâ? Düşün ki, zihin, bir kez kendine çekilip kendi gücünün ayrımına varınca, yaşam soluğunun devinimleriyle ister basit ister sert olsun hiçbir ortak yanı kalmaz; son olarak, acı ve haz üstüne işittiğin ve onayladığın her şey üstünde düşün.
Yoksa seni yolundan alıkoyan basit bir ün isteği mi? Öyleyse unutkanlığın her şeyi nasıl bir hızla yuttuğunu; önünde ve ardında uzanan zamanın sonsuz uçurumunu; ünün