Cennet Vatanım
6/10
·83 syf.··
2026 25. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 13:22
Başlığını ilk gördüğümde absürt mizah ağırlıklı bir roman okuyacağımı düşünmüştüm. Aslında yanılmış da sayılmam. Çünkü kitap gerçekten komik; ancak güldürdüğü kadar rahatsız eden, düşündüren ve zaman zaman insanın yüzüne ayna tutan bir tarafı da var. Kıyamet sonrası cennete giden Kamil’in gözünden ilerleyen hikâye, ilk bakışta fantastik ve sıra dışı bir kurgu gibi görünse de aslında günümüz Türkiye’sindeki orta sınıf yaşamını, alışkanlıklarını, kaygılarını ve bitmek bilmeyen memnuniyetsizliğini taşlayan bir metin. Yazar, cenneti bile insanların dünyevi beklentilerinden ve şikâyetlerinden bağımsız düşünemeyeceğini gösteren bir sahne olarak kullanıyor. Kitabın en güçlü yanı da burada ortaya çıkıyor. Kamil’in yaşadıkları üzerinden yalnızca ölüm sonrası bir hayat anlatılmıyor; aynı zamanda sürekli daha iyisini isteyen, elindekine alışan, her koşulda yakınacak bir şey bulabilen orta sınıf zihniyeti ince ince eleştiriliyor. Bazen bir diyalogda, bazen küçücük bir ayrıntıda kendinizi ya da çevrenizden birilerini görmeniz mümkün. Anlatım oldukça akıcı. Mizah yer yer absürtleşse de altında ciddi bir toplumsal gözlem yatıyor. Bu yüzden kitap sadece eğlenceli bir hikâye olarak okunursa bazı noktalar gözden kaçabilir. Ben okurken sık sık “Evet, tam da böyleyiz” dediğim yerler oldu. Bazı bölümlerde tempo düşse de kitabın genelinde merak unsuru korunuyor. Özellikle cennet tasviri ve Kamil’in buna verdiği tepkiler kitabı sıradan bir ölüm sonrası hikâyesinden çıkarıp güçlü bir hicve dönüştürüyor. Bitirdiğimde aklımda kalan şey cennetin nasıl bir yer olduğu değil, insanların her koşulda yanlarında taşıdıkları alışkanlıklar, beklentiler ve memnuniyetsizlikler oldu. Bence yazarın asıl anlatmak istediği de buydu. Hem absürt mizahı hem de toplumsal taşlamayı sevenler için keyifli bir
Cennetteki İlk Günüm Bir Tık Daha İyi OlabilirdiSezen Ünlüönen · İletişim Yayınları · 2024214 okunma
Kadın sünneti İslamda yoktur!
Puan vermedi·256 syf.··
2026 611. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 13:09
Kitap ünlü siyahi bir kadın modelin otobiyografisi. Kitabın ilk kısımlarını okurken arka fonda Sezen AKSU - Ünzile çalıyor resmen. Şarkıyı bilenler çocuk yaştaki Ünzilenin bizim topraklarda bir kaç koyuna değişildiğini bilir. Gelelim kitaba. Waris Afrika çöllerinde 5 yaşında sünnete maruz kalıp, babasının arkadaşı tarafından ne yaşadığını bile anlamadan tecavüze uğramış, 14 yaşında bir deve karşılığında yaşlı bir adama eş diye satılmış milyonlarca talihsiz Afrikalı kız çocuğundan yalnızca biri. Kitapta beni en çok sarsan bu kadın sünneti ve tecavüz olayı oldu. Afrika’da bir çok müslüman ülkede kadın sünneti uygulamasının yaygın olduğunu, kadınların eşlerine sadık ve uysal olmasının amaçlandığını öğrendim. Dünyanın farklı bölgelerinde İslamiyetin farklı yaşanış şekilleri ile karşılaşınca insanın “Bunlar Müslümansa ben değilim o zaman!” diyesi geliyor. Allah isteseydi kadını zaten o şekilde yaratırdı. Bu sünneti yapan erkeklerin özgüvensizliğinin altındaki zulüm yaratıcıya şirk koşmak değil mi? “Sen böyle yaratmışsın, ama bilememişsin!” diyip kızları ilkel şartlarda kesip dikmek, çoğunun ölümüne sebep olmak da ne demek! İster istemez öfkeleniyor insan. Bir yandan da bencilce “İyi ki bu topraklarda doğmuşum.” diye utanarak geçiriyor içinden. Kitaba dönersek Somali’deki Waris bu yaşlı adamla evlilik fikrini kabullenemeyip, çöldeki göçebe hayatından kaçıp, annesinin ailesine sığınıyor. Akrabalarının çocuklarına bakıp, evlerinde hizmetçilik yapıyor. Londra’ya oradan Amerika’ya gidip gözünün açıklığı ile model olmayı başarıyor. Bu süreçte sünnetinin sonuçlarını bir parça düzeltmek için ameliyat olup, oturma izni için iki farklı adamla sahte evlilik yapıyor. Kendi hayatını kurtarmak için ne gerekiyorsa onu yapıyor. Güçlü, azimli kadın nasıl olur gösteriyor hayatıyla bizlere.
Çöl ÇiçeğiWaris Dirie · Bilge Kültür Sanat Yayınları · 201411,6bin okunma
Reklam
9/10
·293 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 23:05
Hamnet’i okurken insan kendini sadece bir okur gibi hissetmiyor. Yazarın kurduğu atmosfer o kadar güçlü, detaylar o kadar canlı ki, yer yer kendinizi Agnes’ın yanında, Judith’in başucunda beklerken buluyorsunuz. O veba bulutu kasabanın üzerine çöktüğünde, odadaki o ağır ve çaresiz havayı soluyor; iki çocuktan hangisinin öleceğini bilemeyen bir annenin göğsündeki o sıkışmayı kendi kalbinizde hissediyorsunuz. Kitabın en büyük başarısı da tam olarak burada yatıyor: Sizi mesafeli bir gözlemci yapmıyor, acının tam ortasına bizzat bırakıyor. Yaşanan evlat acısı, sayfaların arasından sızıp okurun ruhuna dokunan, yer yer nefes kesen derin bir sızıya dönüşüyor. Romanın kalbi şüphesiz Agnes. Doğayı, bitkileri, insanların ruhundaki gizli kıvrımları sezen bu sıra dışı kadın, hayatı boyunca her şeye şifa bulabilirken ölüm karşısında çaresiz kalmanın en ağır kırılmasını yaşıyor. O’Farrell, Agnes’ın yasını o kadar çıplak ve dürüst anlatıyor ki, bir annenin çocuğunun kıyafetlerine sarılışını, onun yokluğuyla her gün yeniden yıkılışını okurken duyulan o derin acı, evrensel bir insanlık trajedisine dönüşüyor. Londra’da bir tiyatro sahnesinde yankılanan o deha, kasabadaki bu sessiz ve devasa yasın yanında adeta küçülüyor. Kitabın son bölümlerine doğru ilerledikçe okur olarak hissettiğimiz o ağır hüzün, Londra’daki The Globe Tiyatrosu’nun ahşap zemininde muazzam bir katarsise (arınmaya) ulaşıyor. Agnes ile birlikte sahne kenarına tutunup oyunu izlerken, edebiyat tarihinin en büyük trajedilerinden biri olan Hamlet’in aslında ne için yazıldığını keşfediyoruz. O’Farrell’ın paylaştığı o muhteşem final sahnelerinde anlıyoruz ki; ortada ne bir saygısızlık var ne de hatırayı kirletme çabası. Karşımızdaki şey, suçluluk duygusuyla ve evlat sevgisiyle kavrulan bir babanın, sanat aracılığıyla
HamnetMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20249,3bin okunma
Puan vermedi·293 syf.·
2026 43. kitabı
Kitabımız Hamnet ya da Hamlet evet o büyüleyici eski zamanlara hüzün dolu bir yolculuk yaptım. Kitabın en büyüleyici yönü, tarihin uzun süre ihmalkar olarak resmettiği Shakespeare’in eşi kitaptaki adı Agnes’ı hikayenin kalbine yerleştirmesidir. O'Farrell, Agnes’ı doğayla iç içe, şifacı, insanların ruhunu ve geleceğini sezen, vahşi ama bir o kadar da derin bir kadın olarak kurguluyor. Kitabı okurken 16. yüzyıl İngiltere’sinin kokularını, kıyafetlerin kumaşlarını, şifalı otların tadını ve veba salgınının kasabaya adım adım yaklaşırken yarattığı o tekinsiz soğukluğu hissedebiliyorsunuz. Hamnet ve ikizi Judith arasındaki o görünmez, derin bağın tasviri okuyucunun kalbine dokunuyor. Ölüm kapıyı çaldığında yaşanan o yer değiştirme hissi trajediyi daha da büyütüyor. Tiyatro sahnesindeki o son yüzleşme sahnesi edebiyat tarihinin en güçlü finallerinden biri olup kitabında da, filminde de oldukça etkileyici olup bir kutu mendiliniz hazır olsun derim.
İnceleme
HamnetMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20249,3bin okunma
10/10
·161 syf.··
Beğendi
·
2022 44. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 10 Aralık 2022 11:17
Bildiğimiz şarkıların bir kısmı Ali'ye aitmiş bu kitabı okuyunca anladım. Sezen Aksu' nun çocuklar gibi şarkısını çok severdim, o da bu kitapta karşıma çıktı. Kitapta en sevdiğim şiir bu Çocuklar Gibi şiiri oldu. Sonlara doğru Osmanlıca tamlamalarla dolu şiirler var kitapta. Bende hiç tükenmez bir hayat vardı Kırlara yayılan ilkbahar gibi Kalbim hiç durmadan hızla çarpardı Göğsümün içinde ates var gibi.
Bütün ŞiirleriSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 201927,5bin okunma
9/10
·296 syf.··
2026 33. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 14:36
McEwan’ın külliyatını okumuş biri olarak, en usta işi eseri fakat bir o kadar da beni en çok zorlayan kitabı bu diyebilirim.. Hızlı akan olay örgüsü, net dramatik kırılmalar, kolay takip edilen karakter ilişkileri arayan okurlar için zorlayıcı bir okuma. Katmanları yavaş yavaş açıyor, daha çok düşünce ve anlatıcının iç dünyasında ilerliyor. Bu yüzden yazara başlamak için doğru kitap değil diye düşünüyorum ben şahsen :) Kabaca, ünlü şair Francis’in etrafında şekillenen bir aşk ve sanat anlatısı şeklinde başlıyor.. Yıllar sonra hayatını, ilişkilerini, geride bıraktığı metinleri araştıran anlatıcı sayesinde bir şiirin, bir evliliğin, bir suçun etrafında örülen çok katmanlı bir metne dönüşüyor; tipik McEwan. Bol bol ahlaki sorunları, erkek egosunu, sanatın başka meselelere nasıl malzeme olduğunu irdelemiş. Hikâyenin içinde yas, suç ortaklığı, hafıza, yaşlanma gibi birçok alt metin var. Özellikle son bölümde finale öyle bir şey yapmış ki geriye dönüp bütün romanı tekrar düşünüyorsunuz. “Masum değiliz hiçbirimiz” demiş ünlü besteci Sezen Aksu; tam da bu noktada roman güç kazanıyor :) Ben sevdim. Zorlanmadım diyemem ama zorlanmak iyidir bazen :)
Edebiyat & Roman
Neyi Bilebiliriz?Ian McEwan · Yapı Kredi Yayınları · 202619 okunma
Reklam
Reklam