Hayır, oda müziği de bir dost da ille gerekli değildi, bir dost sıcaklığının gerçekleşmeyecek özlemiyle kendi kendimi kahredip durmam gülünçtü.
Yalnızlık bağımsızlıktır, yalnızlığı arzulamış, uzun yıllar içinde onu ele geçirmiştim. Soğuktu bu yalnızlık, orası öyle, ama sessizdi, yıldızların içinde dolanıp durduğu uzay gibi
harikulade sessiz ve büyük.
Başkalarının sözlerini ağzında uzun uzadıya çiğneyip tükürükle yoğurduktan sonra yutan, ama sindirmeksizin yine kusup çıkaran sorumsuz bir insanın düşüncelerinin gözlerimden geçip varlığımdan içeri girmesine göz yumdum.
"Dinleyin şu cümleyi:
'Gerçekte çekilen acılardan gurur duymak gerekir, her acı bize
yüksek bir aşamada bulunduğumuzu anımsatır.' Ne ilginç,
değil mi! Nietzsche'den seksen yıl önce söylenmiş! Ama
benim size göstereceğim cümle bu değil, bekleyin bir dakika -
işte buldum. Okuyorum: 'İnsanların büyük çoğunluğu
yüzmeyi öğrenmeden yüzmek istemez.' Ne anlamlı bir söz,
değil mi? Yüzmek istememeleri doğal, çünkü karada yaşamak
için yaratılmışlar, suda değil. Ve düşünmek istememeleri de
doğal, çünkü yaşamak için yaratılmışlar, düşünmek için değil!
Evet, kim düşünürse, kim düşünmeyi kendisi için temel uğraş
yaparsa, bunda ileri bir noktaya ulaşabilir; ne var ki, karayla
suyu değiş tokuş etmiştir böyle biri ve bir gün gelir suda
boğulur."
Mutsuzluğum, reddetme yeteneği olmayan birinin mutsuzluğuydu. Bir şeyler teklif edip de reddedince, karşımdakinin yüreğinde de kendi yüreğimde de, sonsuza dek onarılamayacak aleni bir çatlağın oluşacağı korkusunu taşırdım hep.