Platon'un demokratik idare için yeşeren umutlarını Sokrates'in ölüm cezasının infazı tüketmiştir. Bu olaydan sonra politik krize bildik reformlar yoluyla çözüm bulamayacağını anlamıştır.
Platon açısından demokrasi, Atina'da sadece cahilin hatalı yönetme hakkı anlamına geliyordu. Çağdaş politikada teşhis ettiği diğer kusur ise, devletin kurum ve hizmetlerinin kendi bencil çıkarlarının peşinde koşanlar tarafından doldurulmasına yol açan azgın bireycilik ruhuydu.
Sokrates her Atina yurttaşının eşit oy hakkına sahip olmasına şiddetle karşı çıkmaktaydı. Teknik bilgiye ihtiyaç duyulan konularda bir tek meclis uzmanlarının bilgisine başvurulurken, uzman olmayan herkes susturuluyor. Ama iş devletin yönetimine geldiğinde "inşaatçı, ayakkabıcı, kaptan, zengin veya yoksul" herkes dinlenip, kararı gerekli bilgi ve uzmanlıktan yoksun bu insanların oylarıyla alıyorlardı.
"Sokrates, hayatı boyunca koruduğu, doğruluğundan emin olduğu prensipleri, başına gelen son olayların ardından veya kendisine ölüm cezası verilmiş olduğu için terk edecek değildir." Bu nedenle Kriton'un onu ölümünden kaçırmasını reddeder. Ölümü seçen odur çünkü.
"Başkalarının onu ölüme götürmeye yetecek güçleri veya iktidarları olda bile, Sokrates bütün hayatı boyunca savunmuş olduğu ilkeleri savunmaya devam edecektir. Sokrates, işte bu çerçeve içinde, önemli olanın uzun yaşamak değil iyi yaşamak olduğunu söyler. İyi yaşamak ise doğru ve adil bir şekilde yaşamakla aynı şeydir"
s27
Ona göre kötülüğe kötülükle karşılık vermek adaletsizlikten başka bir şey değildir. Bu yüzden cezadan kaçmamalıdır. Ne kadar zarar görse de adaletsizliğe adaletsizlikle karşılık vermemelidir.
Bu yüzden Kriton'un onca çabasına karşılık bildiğinden şaşmaz ve kaçmayı reddedip sonuna doğru yürür.