Her şeye tıpatıp uyan ve her şeyi çoktan bilenlerin şarkısı
bir şey yapılması gerektiğini ve de hemen çoktan biliyoruz ama daha erken olduğunu bir şey yapmak için ama artık geç olduğunu bir şey daha yapmak için çoktan biliyoruz ve işlerimizin yolunda olduğunu ve bunun böyle süreceğini ve bunun anlamı olmadığını çoktan biliyoruz ve suçlu olduğumuzu ve suçlu oluşumuzda bir suçumuz olmadığını ve elimizden bir şey gelmeyişinde suçlu olduğumuzu ve bunun bize yettiğini çoktan biliyoruz ve belki de ağzımızı tutmanın daha iyi olacağını ve ağzımızı tutmayacağımızı çoktan biliyoruz çoktan biliyoruz ve kimseye yardım edemeyeceğimizi ve bize kimsenin yardım etmeyeceğini çoktan biliyoruz ve yetenekli olduğumuzu ve hiç ve gene hiç arasında seçme yapabileceğimizi
Şiir
Bir bilgeye soruldu: — Akıllı olan kimdir? Dedi ki: — O, basiretli olduğu hâlde kendini gaflete vuran kimsedir ki; Hataları görür, ama görmez. Hasedkârını görür, ama umursamaz. Düşmanını görür, ama dönüp bakmaz. Fitneyi sezer, ama yüzünü çevirir. Gıybet ve dedikodudan ise tamamen uzak durur. Böylece her gece tertemiz bir kalple, razı olmuş bir ruhla yatar. Artık ne yorgunluk kalır bedeninde, ne düşünce zihnini yorar, ne keder ruhunu bulandırır, ne de endişe yarına gölge düşürür.
İnsan ve Hayat
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kuş ve Ben Şimdi feryat figan ağlasam, İçimin şelaleleri dökülse uçurumlardan; Kim görecek, kim duyacak bu gürültülü yalnızlığı? Belki yaralı bir kuş sezer bu sızıyı, Arkasında koca bir yangını, onca yükü bırakıp Kendi göğünden kaçan yorgun bir kuş... Oysa bak, o gürül gürül şelaleler de çekildi yatağına, Göz pınarlarımın kuyusu çatlak, toprak çorak. Şimdi ne o yaralı kuşun gölgesi var ufukta, Ne de bu ıssızlıkta beni teselli edecek bir yankı. Ne içimde çırpınan bir kanat sesi kaldı artık, Ne de gözümde dünyayı yıkayacak bir damla yaşım...
Nefis Kademeleri
Nefsin Mertebeleri ve Özellikleri 1️⃣ Nefs-i Emmâre: Kötülüğü emreder, günaha meyleder, sabırsız ve arzularına esirdir. 2️⃣ Nefs-i Levvâme: Kendini kınar, vicdan uyanır, pişmanlık ve tevbe başlar. 3️⃣ Nefs-i Mülhime: İlham almaya başlar, kalp incelir, hayır ile şer arasındaki farkı sezer. 4️⃣ Nefs-i Mutmainne: Kalp huzura erer, tevekkül güçlenir, zikr daimi olur. 5️⃣ Nefs-i Râdıye: Başına gelen her şeye razıdır, şikâyet etmez, sabır ve teslimiyet hâkimdir. 6️⃣ Nefs-i Mardıyye: Allah kulundan razıdır, kalp nurla dolar, sözünde hikmet belirir. 7️⃣ Nefs-i Kâmile: Olgunluk hâlidir, benlik yok olur, sadece Allah’ın rızası görülür.
Din
Güneşin resmini bir çocuk çizmeli Buğdayı bir ana. Ve bir bebek anlatmalı barışı, ağzında ana sütünün sıcaklığıyla…! Sennur Sezer
İrfan mektebi ve tefekkür...
Tefekkür, irfan mektebinde ömür boyu sürdürülmesi gereken bir süreçtir... İrfan mektebi, hocalık ünvanlarıyla ya da akademik diplomalarla nihayete eren bir okul değildir; aksine ömür boyu süren, her anı ayrı bir idrak ve uyanıklık gerektiren bir gönül ve zihin yolculuğudur. Bu mektebin en mühim, en zahmetli ve en kurucu dersi ise şüphesiz ki "tefekkürdür". Tefekkür; sıradan, pasif bir düşünme eyleminin çok ötesinde, varlığın özüne bakma, kâinâttaki o muazzam nizamın her bir zerresinde bilincin izini sürme gayretidir. Bu yönüyle tefekkür, teoride bırakılacak bir kavram değil; hayatın tam merkezinde, pratik ederek yaşanması gereken bir "staj" disiplinidir. Bu stajın ne bir mesaisi ne de emekliliği vardır; o, her nefeste kalbi ve zihni uyanık tutma mücadelesidir. Enfüs ve âfak dengesi tefekkür stajının en büyük imtihanıdır, terazinin iki amansız kefesi olan "enfüs (iç dünya)" ile "âfak (dış dünya)" arasındaki mizanı kurabilmekte saklıdır. İnsan fıtratı, bu iki alemden birine fazla daldığında diğerinin dengesini bozmaya meyillidir: Âfakta ileri gidip enfüsü ihmal etmek... Dış dünyayı, maddeyi, somut gerçekliği ya da kariyeri ne kadar imar edersek edelim; içeride derin bir anlam boşluğu, kuraklık ve bilinç kaybı doğurur. Dışarısı ne kadar ihtişamlı olursa olsun, içerisi viraneye döner. Enfüste ileri gidip âfakı ihmal etmek... Kendi iç dünyamıza, soyut tefekkürümüze ya da maneviyatımıza öylece gömülmek; dış dünyadaki sorumluluklarımızı, hayatın pratik gerçeklerini ve toplumsal ödevlerimizi ıskalamamıza yol açar. Bu da insanı hayattan kopuk, eylemsiz bir sığlığa iter. Hakiki denge, enfüsteki o derin manayı alıp âfakta bir amele, bir esere, bir faydaya dönüştürebilmektedir. Biri kök ise, diğeri daldır; biri olmadan diğeri mutlaka kurur. İfrat ve tefrite karşı dengenin